bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 17 Temmuz 2015 | Yazar: Konuk Yazar

0

Siberpunk Hareketinin Tarihi

Bilimkurgu edebiyatı, kökleri milattan öncelere giderken, akacağı asıl yatağı nasıl 20. yüzyıl içinde bulduysa, siberpunk bilimkurguları da kendini 1980’li yılların ruhunda bulur. Kişisel bilgisayarlar ve internetin gündelik yaşama girişiyle yaygınlık kazanan dijital dünya algısı, popüler kültürün ileri teknoloji ürünleriyle kaynaşması, küreselleşme, çok uluslu kapitalizmin yükselişi, her alan ve anlamda sınırların birbirine karışıp, ortadan kalkmaya başlaması, seksenlerin fütüristik ve metaforik bir modeli olarak Siberpunk’ın içini doldurur. Yakın bir gelecekte geçen öykülerinde siberpunk, değişen toplumsal gerçekliğe, yeni bir algısal perspektifle; kendinden geçme ve dehşeti bir arada, aynı anda, zamanın ruhunu (zeitgeist) yaşatacak teknoloji-insan bütünleşmeleriyle cevap verir.

İçerik ve estetik sınırlarını büyük ölçüde belirlemiş olmasıyla William Gibson, hareketin edebi yükünü neredeyse tek başına taşır. “Neuromancer” (1984) adlı romanı ile kazandığı Hugo, Nebula ve Philip K. Dick ödülleri aracılığıyla ardına aldığı rüzgar harekete hızını vermiş, saygınlık kazandırmıştır. Bruce Sterling ise, hareketin ikinci adamıdır. Basın sözcüsü, ideologu ve adeta avukatıdır. En az söylemleri kadar tartışmalı ve ünlü olan “Mirrorshades Siberpunk Antolojisi” (1986)‘nde, W. Gibson ve Lewis Shiner‘la birlikte yazdıklarının yanı sıra John Shirley, Greg Bear, James Patrick Kelly, Paul Di Flippo, Tom Maddox ve Rudy Rucker‘ın öykülerini bir araya getirmiştir. 1990’lı yıllarda edebi etkinliğini yitirip, bir altkültür haline gelecek olan Siberpunk, Richard Kadrey, Kim Newman, Neal Stephenson, Kathy Acker, Greg Egan, Jeff Noon, Jack Womack gibi yazarların ürünlerinde çeşitli biçimlerde yaşamaya devam edecektir.

318475-cyberpunk

William Gibson’ın “Johnny Mnemonic” (1981) adlı öyküsüyle siberpunk’ın edebi ana hatları belirlenmişse de, bir harekete dönüşmesi zaman almıştır. “Behind the Mirrorshade: A Look at Punk SF” (1982) benzeri paneller, Philip K. Dick‘in “Do Androids Dream of Electric Sheep?” (1968) adlı öyküsünün sinemaya uyarlanışı (Blade Runner, 1982), Bruce Sterling’in çıkartmaya başladığı (1983) tek sayfalık ‘Cheap Truth’ fanzininde, daha sonra harekete dahil edilecek isimleri tanıtması ve öne çıkarması, “Amazing Science Fiction Stories”de, oluşmaya başlayan hareketin isimlerinden bağımsız olarak Bruce Bethke‘in “Cyberpunk” (1983) adlı öyküsünün yayınlanışı, Washington Post yazarı ve editör Gardner Dozois‘in Neuromancer’ın basımının ardından William Gibson, Bruce Sterling, Lewis Shiner, Rudy Rucker gibi bir grup yazara Cyberpunks/Siberpunklar diye hitap edişi (1984), siberpunk hareketinin oluşumuna neden olan gelişmelerin sadece bir bölümüdür.

Sibernetik ile punk‘ın bir bileşiminden meydana gelen, ilk kez B. Berthke’in öyküsünde (1983) kullanıldığına ittifak olunan Siberpunk (Cyberpunk) sözcüğü, bugün her ne kadar hareketin adı olarak anılıyor olsa da, kendisine Radikal Bilimkurgu, Yasadışı Teknologlar, Seksenler Akımı, Neuromantikler, Aynagözlükler (Mirrorshades) Grubu gibi birçok ad önerilmiştir. Buna bakarak, bir Siberpunk edebiyatı gerçekten var mı? Ticari bir girişim mi, yoksa estetik bir açılım mı? şeklinde yıllarca sürdürülecek tartışmaların, daha hareketin adı itibariyle başlatıldığı görülebilir. Siberpunk edebiyatının öncülleri arasında; Bernard Wolfe “Limbo” (1952), Alfred Bester “Kaplan! Kaplan!” (1956), Anthony Burgess “Otomatik Portakal” (1962), K. J. Jeter “Dr. Adder” (1972), James Tiptree JrThe Girl who was Plugged In” (1973), John Brunner “Şok Dalgası Süvarisi” (1975), Ted Mooney “Easy Travel to Other Planets” (1981), Vernor Vinge “True Names” (1981) sayılabilir. Ayrıca Philip K. Dick, William Burroughs ve J. G. Ballard‘ın birçok eserini, yine çeşitli katkılarıyla Thomas Pyncon, Samuel Delany, Harlan Ellison, John Varley, Norman Spinrad gibi yazarları da anmak gerekir. Bilimkurgu türü dışından, hard dedektiflik edebiyatından Dashiel Hammet ve Raymond Chandler benzeri yazarların da Siberpunk üzerinde önemli bir etkisi olduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca punk rock, uyuşturucu ve hacker altkültürü, MTV rock videoları, Heavy Metal çizgi romanları, video oyunları, George Romero, David Cronenberg, John Carpenter, Ridley Scott filmleri de yine ilk akla gelenlerden…

3027921-slide-3027921-inline-cyberpunk

Geçmiş, şimdi ve geleceği aynı potada eritmek isteyen fütüristler, nesnelerin tüm boyutlarının aynı anda görülmesini isteyen kübistler ve bilinç ile bilinçaltının aynı anda algılanmasını isteyen gerçeküstücülerin düşüncelerini bir araya getiren Pop Art da, Siberpunk’ın estetik kurgusunda en az edebiyat kadar pay sahibi olmuştur. Sert bilimkurgu ile New Wave akımımın içinde bulunduğu soft bilimkurgu arasında bir yerde duran Siberpunk öyküleri, bir yandan ayrıntılı ve okuyucuyu yoracak derece yoğun bilimsel(imsi) açıklamalar yaparken, bir yandan da atmosferin ruhunu, kahramanlarının iç dünyası ve zihinsel süreçlerini yakalamaya çalışan bir ‘iç uzay’ anlatımı tutturmaya çalışır. Tekrar eden temaları, zihin ve beden istilasıdır (invasion). Sterling’in bir özetiyle protez organlar, kozmetik ameliyatlar ve genetik dönüşümler… İnsan benliği ve doğasını radikal bir şekilde yeniden tanımlayan beyin-bilgisayar ara birimleri, yapay zeka ve nörokimya teknikleri.

Ortalama bir Siberpunk öyküsü, çürümüşlük duygusu taşıyan grotesk bir kentsel ortamın veya eksantrik bir uzay istasyonunun mekan edildiği, şeytani bir iktidara karşı (çok uluslu şirket, yapay zeka vb.), ideolojiden çok, kişisel motivasyonlar uğruna, nihilist bir ahlak ve değer anlayışıyla kanun tanımaksızın savaşan, çeşitli makinelerle organik bir biçimde bütünleşmekten bir düzeyde hoşnut, maço ruhlu, asi ve bir alt kültür temsilcisi (‘acayip’ cinsel alışkanlıklar, uyuşturucu ve rock…) gençlerin genelde sanal gerçeklikte geçen distopik maceralarından oluşur. Kentsel ortamı, teknolojik ve kapitalist gelişkinliği, Amerika’yı siberpunk hareketinin ana vatanı yapmıştır. Bu yüzden, kültürel kodlarında Amerikan tarzı egemendir. Örneğin, öncü-western’lerin bir devamı olarak suç edebiyatı, özellikle de, Kuzey Amerikan kent yaşamının acımasız sokaklarında, kendi onur ve ideallerinden tavizsiz hayatta kalma mücadelesi verirken, varoluşçu bir eda takınan karakterleriyle hard boiled dedektiflik edebiyatı, Neuromancer’ın ‘siberuzay kovboyları’yla tek vücuttur. Burada ayrıca kentsel atmosfer özelinde, ölüm tehlikesinin sürekliliğinden doğan güvensizlik ortamı ve dış koşulların uyum sağlanamayacak hızdaki değişiminin, siberuzay kovboylarının zihinsel/psikolojik durumuna bir damga vurduğu söylenebilir: Denetimsiz bir evrende sıkışmışlık duygusu, paranoya, varoluşsal bir endişe (angst) ve gotik estetiğe göz kırpan bir korku hâli.

cyberpunk-221286

Siberpunk hareketi serpilirken, ticari amaçlar ve sıradan okuyucu tatminini sağlamak adına, kısa süre içinde kendini tekrar eden çok sayıda ürünün ortaya çıkması, klişeleşmeyi beraberinde getirmiş, bilimkurgu çevreleri, bu nedenle, siberpunk öykülerinin yapısını basit bir formüle dayanmakla eleştirmiştir. Klişeleşme gerçekten de siberpunk’ın polemik, altkültür, sinema ve sosyal teori alanından değilse de, edebiyat alanından çekilmesine neden olan önemli unsurlardan biri olmuştur. Son teknoloji ve genelde zamanın ruhunu takip eden doğasıyla, hızla kayan zemin üzerine oturmuş olan bir fantazya, kumdan kaleler gibi yıkılma mahkumiyetini baştan kabul etmelidir zaten. Bu kaygan zeminde, siberpunk yazarlarının Viktoryen dönemde geçen alternatif bir bilimkurgu tarzına; Steampunk’a, ya da bambaşka kıyılara yelken açtıkları da olur bu yüzden.

Siberpunk, New Wave akımından sonra en çok konuşulan bilimkurgu konusu olmuş, bu çevreye bir ‘heyecan’ getirmiştir. Yeni bir bilimkurgu tarzının ‘gümbür gümbür’ geldiğini, Gibson’ı okuyunca anlayıp hayal gücünü ona göre uzatan, ‘siberpunklar’ içinde anılınca, ‘benim bunlar içinde ne işim var’ diyen Lewis Shiner ve “Fiction 2000/Cyberpunk and the Future of Narrative” (1989) konferansına çağırılmasını, Bruce Sterling’in onu siberpunk ilan etme hatasına borçlu olduğunu düşünürken, ‘Aslına bakılırsa, siberpunk ilginç bir sosyal fenomen. Büyük bir tartışma konusu. Belki içinden derin bir şeyler çıkarılabilir’ diyen Greg Bear‘larla, siberpunk bilimkurgu hareketi, evet bir fenomen olmuştur. Tom Maddox da, enformasyonun karmaşıklık ve yoğunluk olarak kritik hale geldiği bir çağda, siberpunk’ın bu ‘kritik durum’u seslendirdiğini söyler. Bu anlamda, yani kritiklik nâmında, her şey yeni başlamıştır. Bu fenomen, bu ses, duyulmaya devam edecektir.

Hazırlayan: Oğuzhan Ersümer

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...