bilimkurgu kulubu

Sinema godzilla-kapak

Tarih: 4 Aralık 2016 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Japon Sinemasının Gururu: Godzilla

İlk kez 1954 yılında Ishiro Honda yönetiminde görücüye çıkan orijinal Godzilla, yalnızca kendi ülkesi Japonya’da değil tüm dünyada dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Kısaca, büyük şehre saldıran canavar filmi olarak görülebilecek söz konusu yapım, bu kadar basit bir tanımlamayı da hak etmiyor. Orijinal ismi Gojira olan yaratığın Godzilla olarak değişmesi bir çeviri hatasından kaynaklanmıştı. Godzilla, doğa anayı temsil eden bir semboldür. İnsanlığın doğaya karşı olan yıkıcı ve umursamaz tutumu sanki Godzilla’nın ortaya çıkış nedenidir. Canavarımız, kimyasal kirlilik ve radyoaktif silahlanmanın sonucunda mutasyona uğramıştır. “Doğa ile uğraşırsan sonucu yıkıcı olur” öngörüsünün karşılığıdır Godzilla…

Film ile ilgili diğer bir detay ise, 1954 tarihli ilk yapımın iki versiyonu olduğudur. Eserin uluslararası arenada daha çok tanınması için, filmin ikinci versiyonuna Amerikalı oyuncuların olduğu ek sahneler eklendi ve bu versiyon okyanusun öte tarafında gösterime girdi. Godzilla, doğal olarak Amerika’nın ünlü canavarı King Kong ile kıyaslandı. Doğanın gücünü temsil eden bu iki yaratığın ortaya çıkış nedeni benzerlikler içermekteydi. O güne dek denenmemiş teknik numaralar ihtiva eden bu yapımla karşılaşmak, dönem seyircisi açısından heyecan verici bir deneyimdi. Ağır latex kostüm giyilerek canlandırılmaya çalışılan Godzilla’nın hareketleri oldukça hantaldı. Yapımda Godzilla’nın kostümü haricindeki teknik detaylar günümüzde bile çok fazla göze batmıyor. Canavarın heybetini göstermek amacıyla minyatür bir şehir inşa edilmişti. Dev yaratığın fiziksel özellikleri, kertenkeleyi andırması; sırtındaki sivri, uzun ve kemiğe benzer çıkıntılardı. Bu çıkıntılar reaktör görevi görüyor ve yaratığın ağzından çıkan alevimsi ışına gerekli olan gücü sağlıyordu.

gojira

Godzilla doğanın karanlık gücünü sembolize etse de, serilerde sembolik ve felsefi anlatıma başvurulduğunu söylemek zor. İlk yapım her ne kadar b – tipi sinemaya çok yakın durmasa da, sonraki eserler b – tipi filmler kategorisinin bir parçasıydı. Birbiri ardına çekilen devam filmlerinde yaratığımız, insanlarla olduğu kadar, farklı yaratıklar, dev robotlar ve uzaylılarla da savaşını sürdürdü. Fakat serideki filmlerinin en ilginci ise King Kong vs. Godzilla (1962) yapımıydı. Sürekli kıyaslanan bu iki yaratığın aynı filmde yer alması trajik anlamda eşsiz bir deneyimdi. Film tam bir faciaydı. İki ayrı ülkeyi simgeleyen bu iki devin karşılaşması bir metafordu. Amerika’nın savaş zamanı nükleer saldırıda bulunduğu Japonya’nın intikamını Godzilla bizzat almaktaydı. King Kong vs. Godzilla’yı “Japonya Amerika’ya karşı” olarak da görebiliriz. Eser, Godzilla serilerinin en zayıf halkalarından biriydi.

İkinci Dünya Savaşı’nda yaşadığı nükleer saldırıdan sonra kısa sürede kendisini toparlayan Japonya için Godzilla filmleri, sinemasal açıdan da bir doğrulma sebebi olmuştu. Özellikle ilk yapımın ticari anlamda başarılı olması, ülke sinemasının geleceğini olumlu anlamda etkilemişti. Yaratığın ortaya çıkışına neden olan en büyük faktör, ülkede savaş zamanı yaşanılan nükleer felaketti. Yaratık doğanın yıkıcı gücünün bir simgesi olsa da, Amerika’nın bilmeden yarattığı bir canavardı. Frankenstein Canavarı örneğinde olduğu gibi King Kong vs. Godzilla’da da Amerika kendi yarattığı canavarın kurbanı oluyordu. Godzilla filmleri, ilk film ile birlikte politik söylemlerin pek fazla peşinde olmadı. Savaşın yaratmış olduğu bu yaratığın asıl amacı, gişe canavarı olmaktı. Japon sinemasının medarı iftiharı Godzilla filmleri, çevreci mesajlar da vermeye çalışmıştır. Japon sinemasının bu heybetli canavarı, zamanla b-filmlerinin altın çocuğu olmayı da başarmıştır.

King Kong vs. Godzilla

B – film dünyasında mutlu mesut yaşayan bu canavarın bir gün Hollywood’da yer alması sürpriz olmayacaktı. Uzaylı istilasının anlatıldığı Independence Day (Kurtuluş Günü – 1996) ile tanıdığımız Roland Emmerich’e teslim edilen Godzilla projesi, 1998 yılının en büyük sinemasal fiyaskosuydu. Matthew Broderick, Jean Reno ve Hank Azaria gibi usta oyuncular bile eseri kurtaramadılar. Yaratığın tasarımı orjinalinden hayli farklı ve kötüydü. Yüzeysel karakterleri, militarist yaklaşımı ve Godzilla’yı Godzilla yapan dinamiklerden uzak duruşu, izleyicinin yapıma karşı olumsuz yaklaşmasına neden oldu. Emmerich için, yeni bir Independence Day başarısı elde etmesini bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı.

Bu başarısız girişimden sonra Hollywood yeni bir Godzilla projesine uzun süre sıcak bakmadı. 2010 yılında çok düşük bir bütçeyle kotarılan Monsters ise gerçek bir başarıydı. Yasak Bölge 9 (District 9) gibi benzer alt metinlere sahip yapımda asıl canavar insanlıktı. Dünya dışından gelen mikroorganizmalar sonucu mutasyona uğrayıp dev ahtapotlara benzeyen yaratıklar, insanlık için tehdit oluşturmaya başlar. Devletler, insanların ve yaratıkların olduğu bölgeyi birbirinden ayırmak için dev setler inşa etmiştir. Kendinden farklı olan ırkları yabancılaştırma yaklaşımı eserin en büyük alt metnidir. Eserde yaratıkların insanları keyfi olarak öldürmediklerini ve yalnızca tehdit altındayken saldırgan tutum sergilediklerini sonlara doğru öğreniyorduk. Bir yol filmi havasında ilerleyen filmde, yönetmen Gareth Edwards özgün bir iş ortaya çıkarmıştı.

godzilla-2014

En son karşımıza gelen 2014 tarihli Godzilla projesine yine Edwards’ın getirilmesi yerinde bir tercihti. Edwards, 1954 tarihli ilk yapımdan yola çıkarak, karşımıza köklerine bağlı bir Godzilla çıkarıyor. Yaratığın orijinal tasarımının çok fazla değiştirilmediği bu yeni yapım, eğlenceli bir seyirlik ve iyi bir yönetmenlik sunuyor. Gareth Edwards kamerasına çok hakim ve yüz metrelik devasa yaratığın görkemini yansıtmakta da başarılı. Şimdiye kadar gördüğümüz en büyük Godzilla ile karşı karşıya kaldık. Kökenlerine bağlı oluşu ve ilk filmin mirasını devam ettirmesi hoş bir nostalji yarattı.

Yönetmen, aynı çevreci mesajları burada da tekrarlıyor ve Godzilla’yı doğanın koruyucusu olarak sembolleştiriyor. Açılış sahnesinde, canavarın Japonya’da İkinci Dünya Savaşı sırasında görüldüğüne ve Hiroşima’ya atılan atom bombasının gerçekte bu yaratığı durdurma amacı taşıdığına dair kısa bir belgesel yer alıyor. Canavarımız yapımda, tehdit unsuru olan iki kaiju ile dövüşüp doğanın yanında bir tavır sergiliyor. Bryan Cranston, Ken Watanabe ve Juliette Binoche gibi büyük oyuncuların yer aldığı yapım, 2014’ün en büyük gişe canavarı olamasa da, zarar da etmeyen bir film olmuştu.

godzilla

İçeriğinde canavar, yaratık ve uzaylı olan yapımlar ticari sinemada kendisine kolayca yer bulur ve izleyici çekme yönünden de bir sıkıntı yaşamaz. Fakat kimi klişelerden ötürü bu tarz yapımların birbirlerine benzer yapıda olmaları yadsınamaz bir gerçektir. Ticari anlamda yüksek başarı elde etseler de, kısa sürede unutulmaya müsaittirler. Guillermo Del Toro’nun Pasific Rim (2013) ve Edwards’ın Godzilla yorumu, bu genel klişe ve kalıplaşmış canavar filmlerinden farklı duruş sergilemeye çalışan yeni oluşumlardır. 2014 versiyonunu izledikten sonra, yapım sürecinde özgür bırakıldığını hissettiğimiz Edwards, kendi kişisel filmine imza atabilmiş. Askerlerin uçaktan şehre paraşütle atladıkları sahne ve kalıplaşmış köprüde mahsur kalan okul otobüsü sahnesine getirilen farklı yorum, özlediğimiz sinemasal tatlardan…

Stüdyolar sırf ticari kaygılardan ötürü yönetmenleri sınırladıkları için yapımlar özgün olamıyor. Okul otobüsü sahnesinde kameranın, çocuğun otobüse girdikten sonra kapanan kapıya şoför hizasından yapmış olduğu sabit açı ve ardından aracın hareketi esnasında kapının penceresinden akan sabit görüntü, sinema şeridi etkisi yaratmaktadır. Edwards bu sahne ile “Şu an her şey bir film ve siz de bu kandırmacanın içindesiniz. Canavar 100 metre boyunda ama siz keyfini çıkarın.” demek ister gibidir. Garet Edwards’ın bu yapımda iyi bir performans sergilemesi ona bir Star Wars filmini yönetebilmenin kapılarını açtı. Bu yılın sonunda Star Wars: Rogue One ile karşımızda olacak.

godzilla-2

Sektörün daha Godzilla ile işi henüz bitmedi. Önümüzdeki sene gösterime girecek olan yeni King Kong filmi Kong: Skull Island başarılı olursa bu iki popüler canavarı tekrar aynı yapımda kapışırken izleyebileceğiz. Skull Island, son gösterime giren Godzilla ile aynı evrende geçmektedir. Ve şu ana kadar göreceğimiz en büyük King Kong olacak. İlk filmi The King Of Summer (2013) ile başarılı bir bağımsız iş ortaya koyan Jordan Charles Vogt-Roberts, Skull Island projesinin başındaki işim. Böylesine büyük ve iddialı bir projenin başına bağımsız bir sinemacının getirilmesi sıra dışı bir etki yaratıyor. Elbette biz sıkı sinema izleyicileri için yaratıcılık anlamında keyifli bir durum. Film şirketi Warner Bros, belli ki orijinal bir iş peşinde. Şimdilik adı Godzilla vs. Kong olan projenin takvim yılı 2020 olarak gözüküyor. Bakalım kazanan taraf kim olacak?

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.