bilimkurgu kulubu

Dizi the-expanse

Tarih: 6 Şubat 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Uzay Operası Özleyenlere: The Expanse

Uyarı: Okuyacağınız bu yazı yer yer spoiler içermektedir. 

Bilimkurgu hayranları merakla The Expanse dizisinin incelemesini bekliyordu. Bu yazımızda, dizinin final kapsamında yayınlanan son iki bölümü üzerinden tüm sezonun geniş bir değerlendirmesini yapacağız.

Bizi bu diziyi incelemeye iten ilk sebep The Expanse’in olay örgüsünün, konuyu ağır işleyen bir roman uyarlaması hissi vermesi oldu ki zaten bu dizi bir kitaptan uyarlanmış. Dizilerin uzun bir film mentalitesinde işlendiğini düşünürüz çoğu zaman (Mesela Marvel yapımı Jessica Jones buna güzel bir örnek); The Expanse serileştirmesi de buna benzer olsa da daha yavaş işleyen bir yapıya sahip ve görünen o ki kendi dünyasını oluşturmak için uzun bir zamana ihtiyacı var. The Expanse’in ilk sezonu neler olup bittiğini izleyiciye yavaşça anlatan 10 saatlik bir ilk bölüm tadındaydı. İzleyiciye adeta “bize güvenin ve usulca hayran kitlesinin bir parçası olmaya başlayın” mesajını veriyor. The Expanse’in dünyası, daha tasvir edilecek ve su yüzüne çıkarılacak birçok şeyin sinyalini verircesine, son bölümlere doğru bile genişlemeye devam ediyor. Bu sebeple tek tek bölümleri incelemek yerine sezonu bütünüyle değerlendirmek, dizinin şimdiye kadar başardıklarını açıklamak açısından daha etkili olacak.

the-expanse

İkinci sebep ise; Critical Mass ve Leviathan Wakes‘ten oluşan iki saatlik final bölümünün, önemli olaylara sahne olmasa da paranoya, siyasal huzursuzluk ve nadir fakat olağanüstü derecede etkili olaylar zinciriyle donatılmış The Expanse’in ağır adımlarını devam ettirmesi oldu. Her iki bölüm de tüm sezon olduğu gibi çok tatmin edici. Critical Mass, Julie Mao’nun nerede olduğu hakkındaki soru işaretlerini giderdi, flashbackler sayesinde şahit olduğu olayları kendi gözünden izledik. Bir önceki bölümde Miller, Mao’nun bedenini baştan aşağı bir çeşit biyosilah veya uzaylı hastalığıyla sarmalanmış halde, uyduruk bir otel odasında bulmuştu. Bunun Holden ve Nagata tarafından keşfedilmesi Salvage‘ı gün yüzüne çıkardı. Leviathan Wakes ise daha çok düz bir kaçış bölümü. Miller, Holden ve ekibiyle Eros‘tan kaçıyor. Fakat asteroidin içinde yaşayanlar yüksek doz radyasyon ve insan yiyen esrarengiz mavi bir madde tarafından sistematik bir şekilde öldürülüyor. Bu bir soykırım mı? Bir savaş göstergesi mi? Yoksa daha başka bir amaç için kendilerini savunamayacak insanlar üzerinde yapılan bir çeşit deney mi? Son final bölümü serinin sonu değildi; sadece yeni sezonun habercisi olan başka bir bölümün bitişiydi.

the expanse

The Expanse hakkında söylenebilecek en önemli şey, her bölümün mottosunun küçük bir ayrıntıya eşdeğer olması. Bunu açıklayalım: Mesela sadece parola bulmakla alakalı bir bölüm vardı. Bunun sebebi dizinin farklı bir yapıt olduğunu iddia etmemesi ve olay örgüsünü sıra dışı bir şekilde işlemesi. İlk bölüme dönüp göz attığımızda, dizinin bir uzay bilimkurgusunun taşıması gereken bütün özellikleri taşıdığını görüyoruz, olağanüstü görünüyor. Dizinin neyle alakalı olduğu hakkında açık bir gösterge var. Aynı zamanda yazarlar, dizinin eşsiz dünyasının oluşturulduğu hayal gücüne sahipler. The Expanse’in karşılaştığı en büyük zorluksa, yüksek reytinglere sahip olmak isteyen diğer roman uyarlamalarının karşılaştığı sorunlarla aynı: İzleyicileri ekran başına kitleyecek ivmeyi yakalamak. Fakat ilk bölüm bunu sağlayamadı, bunun yerine hiç bir araya gelmeyen üç farklı hikayeyi anlatmayı yeğledi (Holden, Miller ve Chrisjen’in etrafındaki olaylar). Diziyi izlemeye devam ettikçe hikayelerin birbirinden daha da bağımsız hale geldiğini görüyoruz; sadece 8. bölümün sonunda Holden ve Miller’ı aynı odaya koymuşlardı ki televizyon dünyası için bu çok uzun bir zaman. Game of Thrones bile karakterlerini dizinin hemen ilk başında bir araya getirmişti, hatta bir çocuğu camdan bile attılar. Anlaşılan o ki dizinin işleyiş şekli The Expanse’in göstermeye yanaşmadığı aksiyon, uzaylılar gibi unsurların meraklılarını ekran başından uzaklaştırdı.

Ekran başından uzaklaşanlar artık geri gelmeyi düşünebilirler. The Expanse’i herkes sevmeyebilir tabii ki, fakat tam da zorlu film anlayışını sevenlere gayet uygun. Dizinin karmaşık hikayesi herkesin kafasını karıştırabilir, ancak bilmelisiniz ki bu karmaşa dizi için gerekli: The Expanse’nin bütün komplo teorileri, entrika ve bilinmeyenler katmanında saklı. Bu durum karakterler için de geçerli.

The Expanse

The Expanse’in en iyi yaptığı şeylerden biri de boş denebilecek anların elden kayıp gitmesini önleyebilecek yollar bulmasıydı. Holden’ın ekibinin bilmedikleri bir parolayı aramasını konu alan Windmills adlı bölüm temposu oldukça düşük bir bölümdü, ancak bu durumu kendi avantajına kullanıp olayların sürekliliğini sağladı. Casus Kenzo ve ekip arasındaki kedi fare oyunu (aynı zamanda Kenzo ve izleyiciler arasındaki kedi ve fare oyunu), ekip Marslı devriyeleri atlatmanın yolunu ararken derin bir gerilim uyandırdı. Ayrıca Salvage bölümünde, otel lobisinde geçen kavga öncesi sahneyi ele alalım. Bu sahne gerçekten görülmeye değer bir sahneydi! Amos bir şeyler olup bittiğinin farkındaydı, Kenzo’ysa odadaki herkesin icabına bakabilecekken sanki her şey yolundaymış gibi sakindi. Aynı tür eğlenceli ve heyecanlı sahneler Leviathan Wakes bölümünde de vardı; Miller ve Holden bir atari salonunda saklanırken, ölümcül bir saklambaç oyununa dönen sıcak bir sohbet geçiyordu aralarında. Salona sonradan girip makinelerin birinden bir çuval dolusu madeni para kazanan bir adamın boğazlanarak öldürülmesiyle sonuçlanmıştı bu sahne (Kumarda kazananın hayatta kaybetmesi). The Expanse olayların gidişatını nasıl değiştireceğini biliyor; ummadığımız anda dizinin kötümser yanını görüveriyoruz…

the expanse

En önemlisi bu dizi, iki saatlik final gösterimi ve tüm sezon boyunca izleyiciye istikrarlı bir ilerleyiş hızı verip, doğru yerde ve doğru zamanda tempoyu artırıp azaltıyor ve  dikkatleri canlı tutmayı başarıyor. Son üç bölüme baktığımızda dizinin yeni başlamış bir dizi olduğu izlenimine kapılıyoruz. Tekrar üstüne basa basa vurgulayalım; izlediğimiz ilk sezon, hikayenin sadece giriş bölümüydü.

The Expanse’in bu ağır ilerleyişi, aslında karakterlerin doğal bir şekilde diziye kazandırılmasını sağladı. Holden’ın yoruma açık bir çok eylemi, onu izledikçe ve gerçekte karakterin kim ve ne hakkında olduğunu anladığımızda açıklandı; yani uzun uzun yorumlamalar ya da dümenler vasıtasıyla değil. Kezo Miller ve özellikle Amos ve Naomi gibi ikincil karakterler için de bu böyle. Syfy‘nin bu denli derin özelliklere sahip karakterlere ev sahipliği yapması pek alışılagelmiş değil, ancak Holden ve Miller izlemesi keyifli ve olağanüstü zengin özelliklere sahip karakterler haline geldi. Bunu da kuşkusuz The Expanse’in, olay örgüsüne sıkı sıkıya sarılmak yerine izleyicinin karakterlerle bağ kurması için geniş zaman ayırmasına bağlayabiliriz.

the expanse

Yeri gelmişken Thomas Jane’in, beklentileri fazlasıyla karşılayan performansı hakkında da bir şeyler söyleyelim. Karakterin saçma bir saç stili ve şapkadan ibaret olmadığını gösterdi. Şunu da ekleyelim; oyuncuların içinde çürük yumurta diyebileceğimiz kimse yok gerçekten.

Toparlayacak olursak; oyuncuları, mizacı ve görselleriyle The Expanse ilk sezonunda görülmeye değer bir bilim kurgu şöleni sundu. Sezon kesin cevaplarla ya da devasa uzay gemisi savaşlarıyla bitmemiş olabilir, fakat dizide geçen büyük komploları çok detay vermeden açıklamaya bir adım daha yaklaştı. Bu da 2. sezonu iple çekmemizi sağlıyor tabii ki. Bir başka The Expanse değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle.

Hazırlayan: Agah Tuğrulhan Polat | Kaynak: Tv.com

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...