bilimkurgu kulubu

Oyun video oyunları

Tarih: 27 Nisan 2017 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Video Oyunlarının Geleceği #1

Video oyunlarının yaşamlarımızda gerçek anlamda yer alması, 1972 yılında yayımlanan Pong oyunu ile mümkün olmuştur. Amerikalı bilgisayar mühendisi ve programcısı Allan Alcorn tarafından geliştirilen oyun, piyasaya birçok farklı konsol ile sürülmüştür; fakat Pong, yüksek satış rakamlarına Odyssey konsolu ile ulaşmıştır. İki boyutlu grafiğe sahip oyundaki amacımız tenis kortunu andıran bir yüzeyin iki karşı ucunda bulunan ince dikey çubuklarla topu rakibe atmaktı. Gelen topu yakalayıp karşı tarafa atamayan oyuncu puan kaybetmekteydi. Basit temellere dayanan Pong oyunu, yeni bir devrin başlangıcıydı adeta. Daha kişisel bilgisayarlar ev kullanımına geçmemişken, oyun konsolları ev ortamında kendisine yer bulmuştu. Pong, Odyssey’i en çok sattıran oyun olmasının yanı sıra konsolda farklı oyunlar da oynamak mümkündü. Geliştiricilerin Odyssey için farklı oyunlar geliştirmesi ile “konsol oyunculuğu” kavramı ortaya çıkmıştı; fakat geliştirilen oyunlar, Pong benzeri modifiyelerdi. 1972-1975 yıllarında geçiş dönemi yaşayan konsol oyunculuğu, asıl patlamasını Atari 2600’ün piyasaya çıkışı ile gerçekleştirecekti.

1977 yılında Atari firması tarafından çıkışı gerçekleştirilen Atari 2600, donanım açısından Odyssey’den biraz daha güçlü performansa sahipti. Konsol, 1978 ve 1983 yılları arasında tüm dünyada fırtına gibi esti. 70’li yıllarda şehirlerdeki oyun konsolları halka hizmet vermekteydi, ama istediği oyunları kendi oturma grubundaki televizyonda oynayabilen kitle için dönem açısından büyük bir konfordu. Konsol renkli grafikler sunabiliyor, kısıtlı da olsa programcılar oyun karakterlerine animasyon ekleyebiliyordu. Space Invaders (1978), Astreoids (1979), Donkey Kong (1981), Pitfall (1982), River Raid (1982) ve Yars’ Revenge (1982) gibi örnekler, konsolun en çok satan oyunlarındandı. Konsolun teknik yetersizliği, doğal olarak, oyunlarda hikâye anlatımını mümkün kılmıyordu. Kartuş kapaklarında yer alan abartılı resimler, oyunun konusu hakkında fikir vermesi açısından üreticilerin başvurduğu yegâne yöntemdi. Kartuş kapaklarında gösterişli tasvirler ile karşılaşan oyuncular, heyecanla oyunu ilk kez oynamaya başladıklarında tek gördükleri büyük piksel yığınlarıydı.

Pong

Her şey bu oyunla başladı.

1982 yılı, Atari firması için kara bir dönem olacaktı. Steven Spielberg’in Ocak 1982’de gösterime giren E.T. filmi, dünya çapında büyük başarı sağlamıştı. Filmin bu büyük başarısından etkilenen Atari firmasının CEO’su Steve Ross, filmin konsol uyarlamasını yapmak ve lisans görüşmelerini sağlamak için Steven Spielberg ve Universal Stüdyoları ile iletişime geçti. Olumlu karşılanan görüşmeler neticesinde, E.T. oyun projesinin başına, daha önce Yars’s Revenge oyunu ile programcılık olarak başarı gösteren Howard Scott Warshaw getirildi. Uzun saçlı ve ofiste sandaletleri ile çalışmayı seven hippi bir programcı olan Warshaw da bu teklifi heyecanla karşılaşmıştı. Projeye başlanmadan önce Steven Spielberg, Atari ofislerini ziyaret edip, Warshaw ile tanışmıştı. Ticari açıdan büyük umutlar bağlanan projede en büyük sıkıntı süre idi. Projeyi bitirmesi için Howard Scott Warshaw’a yalnızca beş buçuk haftalık bir süre tanınmıştı; çünkü oyunun Noel’e kadar yetişmiş olması gerekiyordu. Noel arifesi, şirket için ticari anlamda çok önemliydi. Ve sonuç felaket oldu. Bir bilimkurgu filminden uyarlanan yapım, son derece kötü oyun dinamikleri ve anlamsız amaçlar içeriyordu. Atari firması için ticari bir fiyasko ve prestij kaybı olmuştu. Oyun için gelen çok kötü yorumlara daha fazlam dayanamayan Atari, en sonunda envanterinde var olan ve bulabildiği bütün E.T. kartuşlarını toplayıp (5 milyon kartuş söz konusu), gizli şekilde New Mexico’da bir çöle gömdü. Gizlilikle yürütülen bu operasyon, filmlere bile konu olabilecek nitelikteydi.

Gömülme olayı yıllarca bir şehir efsanesi olarak kabul gördü. Atari, gömülme olayını doğrulayacak hiçbir açıklama da yapmamıştı. 2014 yılında Xbox Entertaiment Studios, elde ettiği kanıtlar neticesinde New Mexico bölgesinde kazı yapmak için gerekli izinleri aldı. Bir belgesel projesi kapsamında gerçekleştirilen kazı, yüzlerce kişinin gözleri önünde yapıldı. En sonunda mutlu sona ulaşan ekip, efsanenin gerçek olduğunu kanıtlayıp, gömülü kartuşları gün yüzüne çıkarmayı başardı. Günümüzde E.T. The Extra-Terrestrial, en kötü oyun listelerinde halen ilk sıralarda kendine yer bulmaktadır.

E.T.

E.T. oyunu için beklentiler büyüktü.

E.T felaketinden sonra 2600 konsollarını sonlandıran Atari, ikinci nesil konsolu 7800’ü piyasaya çıkardı; fakat 1983’te Nintendo’nun, Entertainment System adındaki kendi konsolunu çıkarması Atari’nin de sonunu hazırlamıştı. Daha güçlü donanıma ve kapsamlı oyunlara sahip konsol karşısında Atari, kısa zamanda sektöre havlu attı. Atari, 80’li yıllarda kişisel bilgisayar pazarında varlığını sürdürmeye devam etti.

Yayımlandığı dönem dünya çapında fenomen olmuş bir diğer oyun Pac-Man’i de unutmamak gerekir. Pac-Man, Namco tarafından 1980 yılında geliştirilmişti. Bir labirenti andıran ortamda amaç, hayaletlere yakalanmamak ve yolumuzdaki bütün noktacıkları andıran yemleri toplamaktı. Oyuncu, tüm yemleri topladığında bir sonraki aşamaya geçiyordu. Pac-Man’da en fazla 255 bölüm ilerlenebiliyordu. 256. bölüme gelindiğinde ekran dijital semboller ile çevreleniyordu. Pong oyunundan farklı olarak Pac-Man, video oyun solanlarında kendine popüler bir yer edinmişti. Pac-Man’ın basit ve eğlenceli oyun mekaniği, onun yıllarca varlığını sürdürmesine neden oldu. Pac-Man, halen oynanan ve geçmişten günümüze ayakta kalan nadide oyunlardan birisidir.

Pac-Man

Yıllara meydan okuyan bir klasik: Pac-Man

Bugünkü oyun sektörünün büyük güç kazanması, Pong ve Pac-Man gibi oyun dünyasının amiral gemileri sayesinde olmuştur. Oyun programcılığının gelişmesine ön ayak olan ilk örnekler, oyun sektörün milyon dolarlık potansiyelini ortaya çıkarmıştır. 90’lı yıllarda sektörün iyice gelişmesi ile birlikte, büyük oyun firmaları yapımlarını adeta bir film stüdyosu mantığı ile gerçekleştirmeye başladılar. 70’ler ve 80’li yıllarda bir oyunun yapımında birkaç kişilik ekip yer alırken, stüdyolar artık yüzleri aşan ekipler ile çalışmaya başladılar. 80’li yıllar, Arcade ve Platform oyunlarının dönemleriydi. Hikâye açısından derinlikli olmayan, basit bir mantığa dayalı çalışmalardı; fakat aynı dönemlerde Commodore 64 ve Amiga gibi, oyuncuları hedef alan kişisel bilgisayarlar da popüler olup, konsol oyunculuğundan daha farklı bir kitlenin ortaya çıkmasına ön ayak oldular. 1982 yılında Commodore firması tarafından piyasaya sürülen C64 sayesinde, oyuncular daha derinlikli ve hikâyesi olan oyunlar ile karşılaştılar. Bu durum, oyunlara ciddi bakış açısıyla yaklaşan bir kitle yaratmıştı.

Commodore 64 başta olmak üzere MS-DOS platformunda da yayımlanan Wasteland (1988), post-apokaliptik bir dünyada geçiyordu. Açık dünyada geçen (Sandbox) Role-playing (Rol yapma) türündeki yapım, teknik anlamda üst seviyede olamasa da derinlikli hikâye yapısı ile dönemin çok ötesinde bir çalışmaydı. Benzeri oyun mekaniğine sahip fantastik dünyaları konu alan Ultima serisinden farklı olarak Wasteland, oyun dünyasında bilimkurgu türünde yapılmış ciddi bir örnekti. 2087 yılında geçen oyun, 1998 yılında gerçekleşen nükleer savaş sonrası büyük bir yıkıma uğramış Dünyayı gözler önüne seriyordu. Desert Ranger ismindeki komando birliği, Las Vegas’ta yaşanan rahatsız edici olayları araştırmak için bölgeye gelir. Soruşturmalar derinleştikçe, insanlıktan geriye kalan bir kitle imha silahını kullanmakla tehdit eden bir tehlikenin varlığını keşfederler. Oyunda birçok yabancı karakter ile karşılaşıp, yaptığımız soruşturmalardan kanıtlara ulaşmaya çalışıyorduk. Günümüz teknolojisi için ilkel gözüken yapım, oyun dünyasının tozlu raflardaki büyük bir hazinesidir.

Wasteland

Wasteland, gelecekte geçen pos-apokaliptik bir oyundu.

Yakın dönemde büyük başarı sağlamış The Last Of Us (2013), büyük bütçeli bir film kadar olmasa da yapımı için ciddi bütçeler ayrılmış bir projedir. Kontrol ettiğimiz karakterler, gerçek oyuncular tarafından canlandırılıp, hareket yakalama teknolojisi ile dijital ortama aktarılmıştı. Günümüzün en başarılı seslendirme sanatçılarından biri olan Troy Baker, ana karakter Joel’e hem ses verdi hem de oynadı. Kıyamet sonrası hayli karamsar bir portre sunan yapım, oyuncuları kötü hissettirecek yapımlardandır. Joel, daha oyunun ilk bölümünde kızını kaybediyordu. Bulaştığı varlığı kontrol altına alıp, adeta bir zombiye dönüştüren bir mantar türü insanlığa tehdit oluşturmaya başlar. Salgın yüzünden kaosa sürüklenen dünyada, Joel yasa dışı işler yaparak hayatta kalmaya çalışıyordu. Bir gün yaşamı bir çocuk olan Elli (Ashley Johnson) ile kesişmesi sonucunda duygusal bir sürece girecektir. Elli, ona kaybettiği kızını tekrar hatırlatacaktır.

Teknik ve oyun dinamikleri açısında hayli üst seviyelerde seyreden The Last Of Us, oyunların aslında bir sanat olduğunu tekrar kanıtladı. I Am Legend (2007) benzeri bir atmosfere sahip eserde, deforme olan devasa gökdelenleri ve doğanın şehirleri ele geçirişini seyretmek büyük bir keyifti. Gizliliğe dayanan ve hayatta kalmaya çalıştığımız yapımın yönetmenleri Neil Druckmann ve Bruce Straley, sinemasal bir iş ortaya koyup, oyun sektörüne yeni bir standart getirdiler. The Last Of Us 2, şu an yapım aşamasında. Joel ve Elli’nin yeni maceraları tekrardan heyecanla bekleniyor. Tüm zamanların en iyi oyunlarından olan yapımın bir süredir sinema versiyonu üzerinde çalışılıyor. Evil Dead (1981, 1987, 1993) serisinden tanıdığımız Sam Raimi, proje ile ilgilenen isimlerdendi; ama film projesi halen belirsizliğini koruyor.

The Last Of Us

The Last Of Us

Günümüzde video oyunlarından görsel ve işitsel anlamda tam bir deneyim yaşamak için elimizde iyi bir donanım olması gerekmekte. Artık birçok oyun hem konsol hem de bilgisayarlara aynı anda çıkmaktadır; fakat konsolların yaşları ilerledikçe teknik açıdan bilgisayarların gerisinde kalabilmektedirler. Upgrade (Yükseltme) etme şansımızın olmaması, konsolların şimdilik tek dezavantajı. Fakat oynanabilirlik ve hikâye öncelikli olduğu için grafik kalitesi teknik bir detay. 70’lerden bu yana nesillere ayrılan oyun sektörünün gelişimini yeni çıkan konsol ve ekran kartları belirliyor. Sanal gerçekliğin (VR) 2016’da yükselişe geçmesi, gelecekte oyun deneyimlerimizin farklı yönde olacağının bir işareti.

Oyun tasarımcısı John Romero ve programcı John Carmack‘ın gerçekleştirdikleri Doom (1993), oyun sektörünü grafiksel açıdan sıçratan büyük bir yapım olmuştu. FPS (Birinci Şahıs Nişancı) türündeki yapım, dönemi açısından iyi bir donanıma ihtiyaç duyduğu için, ekran kartı piyasasının da bir furya olarak ortaya çıkışına neden olmuştu. Romero ve Carmack’in 1996 piyasaya sürdükleri Quake ise, FPS türünde 3 boyut teknolojisini  daha da geliştirip bilgisayar donanım piyasasını da canlandırmıştı. Çünkü işlemciye ve ekran kartına daha çok güç bindiğinden, kullanıcıların güncel oyunları daha performanslı oynayabilmesi için daha güçlü donanıma sahip olmaları gerekiyordu. Daha önce standart donanımlar oyun oynamak için yeterli olurken, artık her oyunun kendi minimum sitem ihtiyacının olduğu yeni bir döneme girilmişti.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.