bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 24 Eylül 2016 | Yazar: Pedram Türkoğlu

0

Yalnızlığın Acısı: I Am Legend

Hangimiz kendini Dünya’da bir Alman kurduyla yapayalnız hayal etmedi? New York’un yosun tutmuş sokaklarında Ford Mustang Shelby GT-500‘ün içinden M4A1 ile akşam yemeği için geyik avlamayı hangimiz düşünmedi? Ya da karanlık çökmeden dışarı çıkıp erzak toplama hevesine kim kapılmadı? Duygusunu çok başarılı bir şekilde aktarabildiği için bu yapımın bilimkurgu türü içinde yeri ayrıdır.

llll

Evet, yönetmen koltuğunda Francis Lawrence‘ın oturduğu ve başrolde Will Smith‘in yer aldığı 2007 yapımı post-apokaliptik bilimkurgu filmi olan I Am Legend‘den (Ben Efsaneyim) söz ediyoruz. Smith, Robert Neville adında, aslında kanser tedavisi için üretilen sentetik virüse bağışıklığı olduğu için hayatta kalan tek insan olduğunu düşünen virolojide uzmanlık yapmış askeri bir doktoru canlandırır. Will Smith bu rolde birçok ödül kazanmıştır ve film de farklı dallarda birçok adaylık almıştır.

Aslında başrolde dört ayaklı bir hanimefendi olan Sam‘in olduğunu söylersek inkar eden pek çıkmayacaktır. Filmin bütçesi 150 milyon dolar olmasına rağmen Dünya çapında 585 milyon dolar hasılat yapmıştır. Öte yandan bilmeyenler için filmin bir de alternatif sonu olduğunu anımsatmak gerek.

richard_matheson

Richard Matheson

Film, Norveç asıllı ABD’li bilimkurgu ve korku yazarı Richard Mathesonın  “Hepimiz Vampiriz” ve “Ben, Efsane!” adlarıyla dilimize çevrilen ünlü romanından uyarlanmıştır. Bu roman ilk kez 1972 yılında Türkiye’de Milliyet Yayınlarının “Kara Dizi” serisinde 25. kitap olarak piyasaya sürülmüştür. Özgün dili İngilizce olan romanın ilk Türkçe çevirisini A. Yesari yapmıştır. 2003 yılında İthaki Yayınları‘ndan “Ben Efsane!” adıyla ve Özgen Berkol Doğan‘ın çevirisiyle ikinci kez yayımlanmıştır. Zamanına göre çok satan roman, bu film haricinde iki kez daha sinemaya uyarlanmıştır. Bunlar Last Man on Earth (1964) ve The Omega Man (1971)‘dır.

Filmdeki konuyu kısaca ele alalım. Bilim insanları 2009 yılında Paramyxoviridae ailesinden negatif polariteli tek iplikli RNA virüsü olan kızamık (measles) virüsünü genetik olarak düzenleyerek kanser tedavisi için çalışmalar yürütüyorlar. Fakat işler ters gidince son derece patojenik özellik kazanan ve Krippin adı verilen bir virüs haline dönüşüyor. Erken semptomları ateş, kan kusma, kızarıklık, yüksek miktarda kıl dökülmesi, adrenalin artışı ve soluk alıp vermede hızlanmadır. Bir bakıma 28 Gün/Hafta Sonra‘daki Rage virüsü ile benzer özellikler taşır.

viro

Enfekte ettiği insanların %94’ünü öldüren ve %5’ini de Güneş ışığına/UV ışığına duyarlı “Darkseekers” ya da “Hemocytes” lakabındaki yırtıcı mutantlara dönüştüren bir hal alıyor. Böylece Robert Neville (Smith) gibi bağışıklığı olan sadece %1 oran kalıyor. Bu virüs, insanlarla iç içe olan kedi, köpek (köpekler havada virüs kapmıyor), fare gibi domestik canlıları da etkileyebiliyor; fakat aslan ve geyik gibi vahşi hayvanlara etki edemiyor.

Virologumuz Robert, en yakın dostu Samantha ile rütin olarak günlük işlerini geçindirmeye devam ediyor. Sporunu, temizliğini her sabah yapıyor. Mutant insanlar ve fareler üzerindeki tedavi çalışmalarını sürdürüyor, erzak toplamak için dışarı çıkıyor, hayatta kalanlarla iletişim kurmak için radyo sinyalleri yayıyor, film dükkanında kendi yerleştirdiği cansız mankenler ile sohbetini ediyor, Jet uçağı üzerinde golfunu oynuyor ve karanlık olmadan eve dönüyor…

hemooo

Erkek Hemocyte

Spoiler Uyarısı

Bu kısımda filmdeki olumlu yönlerin yanında belli başlı olumsuz yönlere değinmek istiyoruz. 8 sene öncesinden Batman v Superman filminin çekileceğini bilmesinden bahsetmeyeceğiz elbette, hayır!

Robert’ın Sam ile küvette bir silah ile uyuması görsel açıdan çok duygusal bir an. Fakat gerçekçilik açısından zayıf. Çünkü mutant insanlar oldukça yüksek işitme ve koku duyusuna sahip. Küvet de ses çıkarma açısından yataktan çok daha başarılı. Hele ki yanınızda mühimmat bulunduruyorsanız. Zaten mutantların kapıdaki ve camlardaki çelik bariyerleri geçtiğini düşünürseniz küvet pek de faydalı bir koruma olmayacaktır.

xvvv

Sam’in geyiğin peşinden karanlık apartmana girmesi ve içeride gelişen olaylar sinema tarihindeki en dramatik ve gerilim dolu anlardan birisi idi. Fakat Robert, el feneri ile içeride Sam’i ararken aynada kameramanın ışığı da birkaç saniyeliğine belli oluyordu. Film ekibi o sahneyi editlemeyi veya kesmeyi unuttu mu acaba? Ardından 3. kattan aşağı düştüğünde bir çizik dahi almaması da ciddi bir travmatoloji sorusu.

Robert, yakaladığı dişi mutant üzerindeki tedavi çalışmalarına çok aceleci davrandı. Evet ilacı buldu ve dişiyi iyileştirdi. Fakat vücuda verdiği serumun etkisini göstermesi farmakogenetik olarak her bireyde farklıdır. Kaldı ki üzerinde çalıştığın canlı sıradan bir insan değil, sentetik virüslü bir mutant. Yani saatler ve günler arasında değişen bir süre beklemen gerekebilir, oluşan beklenmedik tepkimeleri önlemek için de her saat başı kontrol etmen gerekir. Pes edip, video çekme kısmı daha sonra. Virolojide uzmanlığı olan her doktorun bunu bilmesi gerekir.

xzzz

Sinema tarihinin en üzücü anlarından biri olan Sam’in ölümüne tek kelime etmeye gerek yok. Okumayı bırakıp, 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum… (1 dakika sonra) Evet, ölümü çok acıydı; ancak Robert’ın üst düzey laboratuvarda Sam’i elle boğmasına gerek yoktu. Eminim saniyeler içerisinde ölümünü sağlayan bir serum hazırlayabilirdi.

Son derece gelişmiş koku duyusu olan mutantlar, nasıl oluyor da bir evde 3 kişiyi yakalayamıyorlar? Yatağın altında saklanan iki Homo sapiens sapiens kokusunu almak yerine tavanda delik açmaya çalışıyor? Belki üst kattaki komşu sosisli pişiriyordu, bilemiyoruz.

1300

Robert, deneklerin genel insan psikolojisini yitirdiğini söyledi. Fakat nasıl oluyorsa alternatif sonda onlarla iletişime geçebiliyor… Sinemanın büyülü dili diyelim. Fakat biz yine de Robert’ın ölüp, “efsaneleştiği” özgün son taraftarıyız.

Son olarak filmdeki en can alıcı diyalogu paylaşmadan bitiremeyiz:

Anna: Nevill, dünya artık çok sessiz. Sadece dinlemeliyiz. Dinlersek tanrının planını duyabiliriz.

Robert Nevill: Tanrının planı mı?

Anna: Evet.

Robert Nevill: Peki, sana tanrının planını anlatayım: Enfeksiyon başladığı zaman Dünya’da 6 milyar insan vardı. Virüsün öldürme oranı %90’dı. Yani 5.4 milyar insan, öldü. Enfeksiyon yüzünden, anında… %1’den az bağışıklık vardı. Yani 12 milyon insan kaldı; sen, ben, Ethan gibi… Kalan 588 milyon insan dönüştü, senin karanlık düşman dediğin şeye. Sonra acıktılar. Karşılarına çıkan herkesi öldürüp yediler. Herkesi! herkesi! Senin ya da benim şimdiye kadar tanımış olduğumuz herkes artık öldü! ÖLDÜ!… Tanrı diye bir şey yok.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilim ve bilimkurgu tutkusu olan hayalperest bir Homo sapiens universalis. Aynı zamanda gerçeği aramanın, onu elde etmekten daha kıymetli olduğunu benimseyen skeptik bir tıp öğrencisi. Kırmızı hapı almak isterken yanlışlıkla mavi hapı almış. 1,5 yaşında konuşmayı öğrendikten sonra 3 yaşında unutmuş. Bu yüzden sadece yazıyor...