bilimkurgu kulubu

Edebiyat Karanlığın Sol Eli

Tarih: 23 Şubat 2016 | Yazar: Canberk İleri

Cinsiyet Kavramı Üzerine Bir Yolculuk: Karanlığın Sol Eli

Ursula Kroeber Le Guin, teknolojik gelişmelerin değil; politika, psikoloji ve toplum bilimin öne çıktığı ve alternatif toplum biçimlerinin sorgulandığı yeni dalga bilimkurgu’nun en önemli temsilcilerindendir. 1929 senesinde Kaliforniya’da dünyaya gelen bilimkurgu ve fantazi yazarı, yalnızca romanları ile 5 Locus, 4 Nebula, 2 Hugo, ve 1 Dünya Fantezi Ödülü almıştır. Kariyerine 1960’ların başında öykü yazarak başlamış ve ilk öyküsü 1962’de yayımlanmıştır. 1969’da yazdığı Karanlığın Sol Eli romanıyla Hugo ve Nebula Ödülleri’ni aldıktan sonra ün kazanmıştır. Le Guin’in eserlerinde ağırlıklı olarak anarşizmin, taoizmin, feminizmin, Yunan Mitolojisi’nin ve varoluşçuluğun etkileri görülür.

“Tek başıma dünyanızı değiştiremem. Ama o beni değiştirebilir.”

Le Guin, bilinmeyen gezegenlere yabancı gezginler göndermekten zevk alıyor. Okuyanlar bilirler, Mülksüzler’de de böyledir. Karakter bilmediği bir gezegene gider, gezegeni tanımaya çalışır. Farklılıklara alışması kolay olmaz. Garipsediği onlarca şeyle karşılaşır, sorgular, reddeder veya zamanla alışır. Mülksüzler, en özet haliyle iki ayrı gezegendeki siyasi ve sosyolojik yapıyı inceler ve kimse bahsetmese de vicdan kavramı üzerinde fazlasıyla durur; içsel bir sorgulama yapmamızı da ister. Karanlığın Sol Eli’nde ise yine benzer metodlarla cinsiyet kavramının insan yaşayışı üzerindeki etkisinden bahseder. Sadece ikili ilişkilerde oluşan farklılıklardan bahsetmez tabiki de, cinsiyet kavramının olmadığı bir toplumun sosyolojik yapısını gözümüzde canlandırmamızı hedef edinir. Bunu yaparken de ince ayrıntıları bile atlamaz. “Halkın gözünden androjen bir kral nasıl görünür?”, “Soy ilişkisi ataerkil olmayan bir toplumda nasıl sağlanır?” gibi sorular üzerinde de durur.

p02mfc0r

“Söylesene ırkınızın öteki cinsiyeti sizden ne kadar farklı?”

Le Guin’in kitabı yazma gayesi, bizlere cinsiyet kavramı üzerine düşündürmek ve tabularımızı yıkmamızı sağlamak. Bunun haricinde diplomatlara da giydirmiyor değil. İki farklı ülkenin de yönetim birimlerinin -meclis ve kral – danışman ya da dış etkenlerden nasıl etkilendikleri gösteriliyor. Yönetimin halkı ne ölçüde düşündüğü ya da daha doğrusu düşünmediği kitapta oldukça net yansıtılıyor.

“Ne de olsa artık cinsel yönden benden daha tuhaf bir yaratık, bir cinsel sapkın değil ; burada, Buz’un üzerinde her birimiz tekiliz, yalıtılmış durumdayız. Ben kendim gibilerden, toplumumdan ve kurallarından ayrıyım o da kendisininkinden. Burada benim varoluşumu açıklayacak başka Gethenlilerle dolu bir dünya yok. Sonunda eşitiz işte, eşit, yabancı ve yalnızız.”

Le Guin, uzak diyarlardan gelen gezginin gözünden olayları en iyi şekilde kavrayıp sorgulamamız için de harika bir yol seçer. Nedir o harika yol? Cevap soruda gizlidir; cevabımız “yol” sözcüğüdür. Birini tanımanın en iyi yolu o kişi ile yolculuk etmektir derler. Le Guin de aynen bunu yapıyor. Gezginimizi iki yıl kadar görüşmüş olmasına rağmen bir türlü tanıyamadığı başka bir karakterle çok çok uzun bir yola çıkarıyor. Bence hikayeye kaymak kıvamını ve tadını veren öğe budur. Tüm psikolojik ve toplumsal tahliller çıkarılsa dahi bu kısım tek başına okunur.

Karanlığın Sol Eli

“İnsanlar arasında yerim yok. Kimse beni görmüyor. Konuşuyorum ama duymuyorlar. Geliyorum ama karşılamıyorlar. Ateşin yanında benim için bir yer, sofrada benim için bir tabak, uzanıp yatacağım bir döşek yok. Ama hala bir adım var. Benim adım Getheren. Bu adı Ocak üzerine bir lanet olarak bırakıyorum ve yanında da bu utancı. Benim için saklayın bunu. Artık adım olmaksızın ölümümü aramaya gideceğim.”

Bu kısımdan fazlasıyla etkilenmiştim. Açıkça görüldüğü gibi toplumsal baskıdan bahsediliyor, bizdeki adı ile “mahalle baskısı”. Buna kendi toplumumuzdan onlarca örnek verebiliriz. Hangimiz ailesine sevgilisi olduğunu söylerken çekinmedi ya da hangimiz bu nedenlerden ötürü yalan söylemek zorunda kalmadı? Sevgilisiyle görüştü diye dayak yiyen kimseyi tanımıyor muyuz? Sinema salonunda saldırılan çiftleri hiç mi duymadık? Ya parkta, bahçede, sahilde sevgilisiyle el ele diye saldırılanları? Töre cinayetleri, insanların kardeşlerini öldürmek zorunda bırakılmaları…

“ Bir insan sadece insan olarak dikkate alınır ve değerlendirilir, ürkütücü bir deneyim bu.”

Eşcinsel insanlara kötü gözle bakılmıyor mu? Eşcinsel insanlar toplum tarafından dışlanıyor ve varlıkları görmezden geliniyor. Şiddete maruz kalıyorlar. Bazen ise daha kötüsü, öldürülüyorlar. Sıradan heteroseksüsel ilişkilerin bile normal görülmediği bir toplumda bunlar çok da garip olmasa gerek, bunu üzülerek söylüyorum. Ayrıca sanmayın bunlar yalnızca bizim ülkemizde var, dünyanın her yerinde yaşanabiliyor. Ben sadece kendi yaşadığım toplumu diğerlerinden daha iyi tanıdığım için bu örnekleri veriyorum. Utanması gereken ne eşçinsel olandır ne de sevgilisi olduğu için aşağılanan bir kızdır. Utanması gereken toplumun kendisi ve aşağılık zihniyetleridir. Toplum tabularını yıkmayı başaramadıkça da bu böyle olmaya devam edecektir.

Karanlığın Sol Eli

“Toplumsal-cinsel etkileşim kalıplarımızın hiçbiri yok burada. Onlar bu oyunu oynayamazlar. Onlar birbirlerini kadın ya da erkek olarak görmezler. Bizler için tahayyül edilemez bir şey bu. Yeni doğmuş bir bebek hakkında ilk sorduğumuz soru nedir?”

Hemen cevap vereyim. Hepimizin bildiği gibi ilk soru bebeğin cinsiyetidir. Çünkü bu kavram o kadar önemlidir ki tüm yaşantımız cinsiyetimize göre yön değiştirir. Din ve milliyet gibi kavramlarda ayrım yapılınca hemen fark ediyoruz da bu iş cinsiyete gelince biraz daha gözardı ediliyor gibi. Oysa ki cinsiyet kavramı da dünyada büyük bir ayrım oluşturur. Le Guin, o kadar adaletli ve eşitlikçi bir insandır ki bunu gözardı etmez. Başkalarının da gözardı etmemesi için uğraş verir. Bakınız kitap yazmış.

“Hipotetik deneyin amacına dair bir diğer tahmin: Savaşın ortadan kaldırılması. Eski Hainliler insan dışında hiçbir memelide rastlanmayan sürekli cinsel kapasite ve örgütlü toplumsal saldırganlık özelliklerinin birer neden ve sonuç olduğunu mu düşünmüşlerdi? Yoksa, Tumass Song Angot gibi savaşın tamamen eril bir yerdeğiştirme etkinliği, muazzam bir ırza geçme olduğunu düşünerek deneylerinde ırza geçen erkekliği ve ırzına geçilen kadınlığı mı yok etmeye çalıştılar? Tanrı bilir. Gerçek şu ki Gethenliler rekabete son derece yatkın olsalar da (prestij rekabeti, vs. için sağlanan gelişkin toplumsal kanallarda görülüyor bu) çok saldırgan görünmüyorlar; en azından savaş adını verdiğimiz şeyi hiç yaşamamışlar şimdiye kadar. Birbirlerini birer ikişer öldürebiliyorlar, nadiren onar yirmişer olabiliyor ama asla yüzlerce, bınlerce öldürme yok, neden?” (Sayfa 89)

Hiç savaş geçirmemiş bir toplum düşünebiliyor musunuz? Savaş kavramı belki de gerçekten yalnızca erkeklik denilen kavramdan çıkagelmiştir. Belki de bahsedilen savaşsızlık durumu androjen psikolojileriyle alakasızdır. Le Guin de bu konu da kararsız. Belli ki yalnızca sorgulamamızı istemiş.

Karanlığın Sol Eli

“…Ai bitkin ve öfkeliydi. Ağlayacak gibi duruyordu ama ağlamadı. Sanırım ağlamanın kötü ya da utanılacak bir şey olduğunu düşünüyor.”

“Açık sözlüydü ve karşılığında benden de, elimden gelmeyen bir açık sözlülük bekliyordu. Ne de olsa gurur meselesi yapacağı hiçbir erkeklik, erkeksilik standardı yoktu.”

Alıntının girizgahı kitabın kilit noktalarından biri bence. Gezgin dostumuz da çok güzel sorguluyor kendini ve erkeksiliğini. Ağlamayı utanç olarak görmesinin yadırganması gibi. Gururdan yoksun insanın saklayacağı, utanacağı bir şeyi olmaz sanıyorum. Herhalde bu gurur, onur, utanç, özsaygı, rekabet gibi kavramları cinsiyet farklılıkları yaratıyor. Le Guin, “erkeksilik” ve “kadınsılık” kavramını gerçekten muazzam şekilde aktarmış ve eleştirmiş, hayran olmamak imkansız.

Eminimki bu kitap, size onlarca farklı şey düşündürecek; cinsiyet kavramı üzerine kafa yormanızı sağlayacak, toplumsal sorunların temellerini sorgulatacak. Önünüze hiç savaş geçirmemiş bir gezegen koyacak. Karanlığın Sol Eli, içerdiği ayrıntılarla daha güzel olan bir eser. Le Guin gerçekten çok ince düşünen bir insan ve düşünceleri gözlerimi yaşartacak kadar güzel. Neden okumanız gerektiğiyle ilgili çok şey anlattım sanıyorum.

“Işık karanlığın sol elidir, karanlık da ışığın sağ eli. İkisi birdir, yaşam ve ölüm… Yan yana yatarlar kemmerdeki sevgililer gibi, tutuşmuş eller gibi, sonuçla yol gibi…”

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisi olmaya çalışıyor. Çoğunlukla progressive rock ve jazz-fusion dinliyor. Bilimkurgunun en çok “New Wave” akımını seviyor. En sevdiği bilimkurgu yazarları Ballard, Lem, Bester ve Le Guin. Ayrıca Latin Amerika Edebiyatı ve onunla özdeşleşmiş Büyülü Gerçekçilik akımına ilgi duyuyor. Latin Amerika’dan da en çok Borges okumaktan zevk alıyor.