bilimkurgu kulubu

Dizi Dizi Sektörü

Tarih: 16 Mayıs 2019 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Büyüyen Dizi Sektörü

Daha önce sinema dünyasına karşı rekabetçi bir tutum sergilemeyen dizi sektörü, artık yedinci sanat ile boy ölçüşebilecek güce erişti. Günümüzde TV ve dijital platformlar için hazırlanan prodüksiyonlara korkunç rakamlar harcandığına şahit oluyoruz. Örneğin Stranger Things’in ikinci sezonuna doksan milyon dolar harcanmıştı. Bu yıl sonunda ekranlara gelecek Star Wars dizisi The Mandalorian’a ise yüz milyon dolarlık bir bütçe hazırlandı. Dolayısıyla dizi sektörünün elindeki maddi güç, sinema sektörüyle rekabet edebilecek boyutta. HBO ve SyFy gibi kablo üzerinden hizmet veren TV kanalları, 2000’lerin başlarından itibaren kaliteli prodüksiyonlara imza atarak, “nitelik” anlamında çıtayı oldukça yükseğe çıkardı. Sonrasında Netflix, Hulu ve Amazon Prime gibi dijital platformlar da kendi özgün içerikleri ile dizi pazarında ciddi bir paya sahip oldu.

30’lu yıllardan itibaren evlerde yaygın şekilde kullanılmaya başlanan Televizyon, elbette sinema sektörüne alternatif olarak ortaya çıkmıştı. 40’lı yıllarda büyük bir endüstriyel güce ulaşan sinema dünyası, TV’ye tepeden bakma eğilimindeydi. 40’lı yıllar, yıldız oyuncuların altın dönemleriydi; Gone With The Wind (1939), The Great Dictator (1940), Casablanca (1942) ve It’s A Wonderful Life (1946) gibi yapımlar, seyircilerin yıldız oyuncuları izlemek için gitmek istedikleri yapımlardandı. Dolayısıyla o dönemlerde TV için yapılacak olan film ya da dizilere ayrılan bütçeler çok daha mütevazıydı. İzleyici, hayranı olduğu oyuncuyu TV yerine sinema perdesinde görmeyi tercih ediyordu. Günümüzde ise tam tersi bir durum söz konusu; dijital platformlar üzerinden güncel yüzlerce film ya da dizi arasından tercihte bulunmak, izleyici açısından çok daha konforlu.

Stranger Things 2

Dizi dünyası sinemaya kıyasla çok daha kırılgan ve risklidir; tek atımlık tabanca gibi iş şansa bırakılamaz. İlk sezonu 2004’te SyFy üzerinden yayımlanan Battlestar Galactica, 1978 tarihli kült TV dizisinin yeniden uyarlamasıydı. İnsanlığın gelişmiş yapay zekaya sahip Cylon’lar ile olan hayatta kalma savaşını anlatan Battlestar Galactica, varoluşsal yaklaşımlara da sahip bir diziydi. Dizide “kötü” tarafı temsil eden Cylon’lara karşı olan bakış açısı, siyah/beyaz ayrımında olduğu gibi keskin değildi; Cylonlar, varoluşları için savaşıyor ve dizinin sezon sonlarına doğru insanlarla ittifak yapmaya da açık hale geliyordu. İnsan ve yapay zeka arasındaki savaş, iki tarafın varlığına büyük tehdit oluşturuyordu. Cylonlar tarafından yapılan nükleer saldırılar sonucu sayıları 50.000’in altına düşen insanlık, savaş gemisi Battlestar Galactica öncülüğünde kendisine yeni bir ev arayışına çıkıyordu.

Kült bir yapımı tekrardan beyaz ekrana uyarlamak riskleri de beraberinde getiriyor. 2003 yılında Battlestar Galactica için iki pilot bölüm yayımlandı; eğer bölümler yeterli ilgiyi görürse kısa sürede ilk sezonun hazırlıklarına başlanacaktı. Orijinal yapımdaki karakterler, bazı değişikliklerle yeni oyuncularla hayat buldu. Orijinal yapımda erkek olan Starbuck karakteri, yeni yapımda kadın oyuncu ile yer değiştirdi ve bu yerinde bir karardı. Pilot bölümlerin başarı sağlaması, toplamda dört sezondan oluşacak bir dizinin önünü açmıştı. Çekimlerde omuz kamerasının yoğun kullanımı, uzay sahnelerinde kullanılan zoom (yakınlaştırma) efektleri ve stilize kurgu anlayışı sinematografik anlamda da üst düzey bir iş ortaya çıkarmıştı.

battlestar-galactica

Günümüz dizi sektöründe pilot bölüm anlayışından uzaklaşıldı. Özellikle dijital platformlar için hazırlanan yapımlar, sezon halinde çekilip tüm bölümleri ile izleyiciye servis ediliyor. Dolayısıyla dizi izleme alışkanlıklarında ciddi bir değişim söz konusu. Gerek TV kanalları gerekse dijital platformlar, dizilerde “kalite” anlamında çıtayı çoktandır yükseğe taşıdı. İzleyicilerin de artık bu platformlara karşı duyduğu güvenin tam olması, pilot bölüm anlayışını bitiren bir diğer husus. Yapımcılar da artık Stranger Things gibi riskli projelere daha gözü kapalı -deyim yerindeyse- atlayabiliyorlar. Dijital platformlar geleneksel stüdyo anlayışından farklı, daha özgür bir çalışma ortamı sunduğu için, David Fincher (Love, Death & And Robots), Martin Scorsese (The Irishman) gibi büyük yönetmenleri bünyesine almayı başardı. Birbirinden farklı on sekiz bölümden oluşan Love, Death & And Robots, TV için riskli; ama bir dijital platform için daha az riski olan bir iş. Dizilerin İnternet üzerinden servis veren hizmetlerde bütün bölümleriyle yayımlanması, hızlı tüketim toplumunun bir sonucu. Dolayısıyla TV kanalları, bölümlerin yayımlanması konusunda halen geleneksel yayıncılığa bağlı durumda; tüm bir sezonu bir günde yayınlamaları çok zor.

Dijital platformların TV sektörüne karşı gerçekleştirdiği dizi devrimi, izleme alışkanlıklarında yeni bir dönemin kapısını açtı. Aynı türden hizmet anlayışı, yakın bir zaman içinde video oyunları üzerinde de denenmek isteniyor. Google, Stadia ismindeki oyun servisini kısa bir süre önce duyurdu. Oyunlar, İnternet üzerinden stream (bulut üzerinden oyun oynama) edilerek oynanacak; fakat bilgisayardan bağlandığımız herhangi bir oyuna, kaldığımız yerden tablet ya da akıllı telefon üzerinden de devam edebileceğiz. Netflix ve diğer platformlarda da  benzer çalışma prensibi söz konusu. Dizi sektörünün hem maddi anlamda hem de izleyici sayısı bakımından elde ettiği korkunç güç, yakın zamanda sinema sektörünün de farklı bir yolda evrilmesine neden olacaktır. 1935 yılında kurulan ve en eski film stüdyolarından biri olan 21st Century Fox’u astronomik bir rakam ile satın alan Disney, yakın bir zamanda kendi online servisini açmaya hazırlanıyor; Lucas Film ve Marvel yapımlarını da kendi servisinde yayımlayacak. Bakalım Disney’in Netflix, Hulu ve Amazon Prime’a karşı gerçekleştireceği bu atak, sektörü hangi yönde etkileyecek?

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.