contact-mesaj

Bir Roman, Bir Film: Carl Sagan’ın Mesaj’ına Kapsamlı Bir Bakış

Argus Projesi’ndeki radyo teleskopların tam da doğru zamanda Vega yıldız sistemini dinliyor olması büyük bir şanstı. Eğer o gece o teleskoplar o yıldıza çevrilmemiş olsa, bilim insanları dünya dışı yaşama dair sinyalleri hiçbir zaman alamayabilirdi. Şans eseri, o sırada asal sayıların yayımlandığı o sinyal alındı ve dünya tarihi sonsuza dek değişti.

Carl Sagan‘ın ünlü romanı Contact (Mesaj, Say Yayınları), kısaca bu özet üzerine inşa edilmiştir. Sagan’ın bir astrofizikçi ve filozof olarak kendi çalışmalarına dayanan Contact, dünya dışı yaşam keşfi ihtimaline karşı dünyanın nasıl tepki vereceğine dair çarpıcı bir bakış açısı sunar. Öykünün kahramanı, Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması (Search for Extraterrestrial Intelligence, kısaca SETI) projesinde çalışan bir astrofizikçi ve radyo teleskop mühendisi Eleanor Arroway‘dir. Kitap, onun çocukluğunu anlatarak açılışını yapar. Genç Eleanor Arroway meraklı ve şüpheci bir çocuktur, her şey hakkında sürekli merak içindedir. Genç bir kızdan olgun bir kadına dönüşürken, asi bir karaktere bürünerek dinî çelişkilerle alakalı zorlu sorular sorar. Babası küçük bir çocukken ölen Ellie, gerçek babası olmadığı için tartıştığı üvey babasının itirazlarını dinlemeyi reddeder.

Üniversite mezuniyetinin ardından, bir astronom olarak radyo teleskoplarıyla çalışmaya başlar. Başlarda daha ‘geleneksel’ çalışmalarda yer alsa da, yıllar geçtikçe merakının olduğu alanlara eğilmeye ve SETI projelerinde çalışmaya girişir. Evrenin en uzak kısımlarını araştırmaya adanmış bir dizi büyük radyo teleskobu olan Argus Projesi’ne atanır. Bir gece, radyo teleskopları bir sinyal yakalar: Bu bir asal sayılar dizisidir; doğal yollarla meydana gelmesi neredeyse olanaksız bir fenomendir. Radyo sinyali müdahalelerini ve yanlış alarm ihtimallerini ortadan kaldırdıktan sonra, Argus bilim insanları sinyalin gerçekten de yirmi altı ışık yılı uzaklıktaki Vega yıldız sisteminden geldiğini onaylar. Bu, neredeyse kesin bir şekilde başka bir medeniyetin izidir.

Mesaj içerisinde yalnızca asal sayılar yoktur. İki farklı mesaj daha yayımlanmaktadır: Biri, Dünya’dan uzaya yayımlanan ilk mesajın geri oynatımıdır, bu da Dünya’nın fark edildiğini göstermektedir (ki bu durum pek çok insanın utanç duymasına neden olur, zira bu ilk mesajda Hitler’den de bahsedilmektedir). İkinci ve çok daha önemli mesaj ise toplam beş insanı bir yerlere götürebilecek bir tür makinenin taslak çizimleridir. Kimse bu makinenin herhangi birini gerçekten bir yere götürüp götürmeyeceğini, götürse bile nereye götüreceğini kesin olarak bilmemektedir. Bu kıyamet getirici cihaz hakkında hemen spekülasyonlar çıkar, pek çok ulus makineyi kimin inşa edeceği, makineye konacak insanların hangi uluslardan olacağı, hatta makinenin inşa edilip edilmemesi gibi konularda tartışmaya başlar.

Bilim insanları ve politikacılar dışında, dinî güçler de konuya dâhil olmakta gecikmez. Bazıları makinenin Tanrı’dan, bazıları da Şeytan’dan gelen bir mesaj olduğunu iddia eder. Önde gelen iki Amerikan vaiz Billy Jo Rankin ve Palmer Joss, Eleanor Arroway ile buluşarak mesajın dinî anlamlarını tartışır. İki vaiz de projede çalışan bilim insanlarına güvenmemektedir ve mesajın tercüme edilmesinde dinî liderlerin de rol alması gerektiği görüşündedir. Makine taslakları çoğaldıkça, din ve bilim insanları arasındaki sürtüşmeler de giderek artar.

Nihayetinde makine inşa edilir, ancak parçalardan birine yerleştirilen bir bombanın patlamasıyla yok olur. Makineye girmesi planlanan Amerikan vatandaşı David Drumlin, patlamada hayatını kaybeder. Bu yüzden, Vega’ya gönderilecek Amerikan adayı Eleanor olarak belirlenir. Japonya’nın Hokkaido adasında yeni bir makine daha inşa edilir, Ellie ile birlikte farklı ulusları, kültürleri ve dinleri temsil edecek dört kişi daha seçilir. Makine çalıştırılır ve içindeki beş kişiyle birlikte bir solucan deliğine fırlatılır. Bir tür kozmik toplu taşıma sistemi içerisinde seyahat ederler, Vega dâhil pek çok yıldız sistemini gözlemlerler ve galaksinin sonlarında, devasa bir kenetlenme istasyonunda makineden inerler.

Beş elçi, kendilerini Dünya sahillerine benzer bir yerde bulur. Diğerleri keşfe çıkar, Ellie ise geride, sahilde kalır. Uzaylıların kendilerini karşılamaya gelmelerini beklerken, onu karşılamaya çocukluğundan biri gelir: Babası Theodore. Yalnız bu gerçek babası değil, Ellie’yi korkutmamak için babası kılığına girmiş bir uzaylıdır. Ellie uzaylıya sorabildiği kadar çok soru sorar. Bu sayede geldikleri tünellerin çoktan unutulmuş bir medeniyet tarafından inşa edildiğini, ayrıca evrenin çok büyük ihtimalle bir Yaratıcı’ya sahip olduğunu öğrenir. Ellie’nin babası ona, aradığı işaret için pi sayısına bakmasını öğütler.

Beş uzay elçisi geri döndüklerinde, hiçbir yere gitmediklerini ve yalnızca yirmi saniye kadar bağlantılarının koptuğunu öğrenirler. Elçiler yaklaşık on sekiz saattir yolda olduklarını iddia etseler de buna dair hiçbir kanıtları yoktur, Ellie’nin kamerası yalnızca sessizliği kaydetmiştir. Ellie önce sanrılar görmekle, sonra da bilerek bir aldatmacanın parçası olmakla suçlanır. Hikâyesine inanacak pek kimse bulamaz. Ne var ki ona hâlâ inananlar da çıkar, bunlardan biri de Palmer Joss’tur. Eleanor’un hikâyesini destekleyen tek kanıt ise kamerasının yirmi saniye değil, tam on sekiz saat uzunluğunda kayıt yapmış olmasıdır.

Hikâye, Ellie’nin babasının tavsiyesine uyup bir işaret için pi sayısını araştırmasıyla sona erer. Aradığı işareti, on birlik sayı sisteminde bulur, bu birler ve sıfırlardan oluşmuş bir çemberdir. Yeni bir Mesaj keşfedilmiştir.

Filmin Analizi

Contact’ın film uyarlaması ile kitabı arasında epey fark vardır. Ancak hikâye örgüsü biraz farklı olsa da, film yine de kitabın arka planına koyduğu felsefi soruları korumayı ve izleyiciye aktarabilmeyi başarmıştır.

Kitap ve film arasındaki asıl farklılıklar, karakterlerin kişiliklerindeki değişiklikler ve genel olarak atlanan kısımlar olarak kendini gösterir. Karakterlerden en çok ve en önemli değişikliğe uğrayan da Palmer Joss’tur. Kitapta Joss bir vaizdir, mesaj ve evren hakkındaki dinî görüşleri temsil eder. Joss, güçlü agnostik bilim insanı Ellie Arroway ile kökten dinci Hristiyan Rahip Billy Rankin arasında bir noktada yer alır (ki filmde Rankin de yer almaz, tabii Çılgın İntihar Bombacısı’nı saymazsak). Filmde Joss bir vaizden ziyade dindar bir yazardır ve insanlığa ihtiyacı olan anlamı bilimin değil, dinin kazandırabileceğini iddia eder. Ellie için hâlâ ikincil bir karakter konumunda olsa da, aynı zamanda onunla bir aşk ilişkisi içerisindedir, ki karakteri konusundaki en önemli değişiklik budur (Kitaptaki Ken der Heer karakteri de filmde yoktur). Karakterin Ellie’nin sevgilisi olabilmesi için Joss dobra bir dinî lider yerine daha sakin, yumuşak başlı bir filozof rolündedir.

Filmde atlanmış en önemli kısımlardan biri de, Ellie ile makineye binen diğer dört bilim insanıdır. Filmde makinenin içinde yalnızca bir kişilik yer vardır, oysa romanda makinenin beş kişilik olduğu vurgulanır. Diğer dört karakter Ellie’nin yaşadığı deneyime farklı bir boyut katmakta, Sagan’ın dünya dışı yaşamı farklı kültürlerin bakış açısından yansıtmasına da imkân vermektedir. Zamandan ve bütçeden tasarruf etmek adına film, bu karakterleri yok saymış ve Ellie’yi uzaya tek başına göndermiştir. Bu değişiklik ne yazık ki romanın derinliğinin büyük bir kısmını yok etmiş, Sagan’ın tüm insanlığa hitap eden uluslar üstü yaklaşımını da ortadan kaldırmıştır.

Kayıplardan bahsetmişken, film ne yazık ki Soğuk Savaş’ın sonrasında çekildiğinden olsa gerek, kitaptaki en önemli alt metinlerden birini de es geçmiştir. Seksenli yılların ortasında yayımlanan kitapta, mesajın tamamının kaydedilebilmesi için Amerika’nın diğer ülkelerle ortaklaşa çalışması gerektiği vurgulanır, buna Sovyetler Birliği de dâhildir elbette. Bu, iki ülkeyi aralarındaki çatışmayı sonlandırmaya zorlar. Romanda pek çok yerde, dünya dışı yaşamın keşfedilmesiyle tüm ülkelerin yakınlaşmaya ve birleşmeye başladıkları vurgusu vardır. Film de bu konuya kısaca değinir, ancak Ellie ile birlikte seyahat eden farklı ülkelerden gelen bilim insanları ve makinenin yol açabileceği fırsatları ve zararları tartışan Birleşmiş Milletler konferansı gibi kısımlar olmadığından, film bu uluslararasılık vurgusu konusunda sınıfta kalır.

Bu farklılıklara rağmen, film kitaba olabildiğince sadık kalmıştır. Özellikle kitabın dinî ve felsefi taraflarını yansıtmaktan kaçınmaz. Ellie ve Palmer Joss birbirlerine teolojik açıdan tamamen zıt kutuplarda olsalar da anlaşabilmeyi başarır, böylelikle dinin ve bilimin, insanlığın gerçeği arayışındaki iki farklı yol oldukları vurgulanır. Sagan’ın evren ve ötesindekiler hakkında sorduğu sorular filmde de yer alır ve tıpkı kitapta olduğu gibi, cevapları bulmak bizlere kalır.

Dünya Dışı Yaşam İhtimali

Carl Sagan’ın en büyük ilgi alanlarından biri dünya dışı yaşam arayışıdır. Contact, Sagan’ın SETI‘deki çalışmalarına dayanarak başka dünyalarda yaşam keşfinin nasıl bir şey olacağını öngörmeye çalışır. Romanın başında, mesajın keşfinden önce SETI’deki bilim insanlarına en çok “Küçük yeşil adamları keşfetme ihtimalimiz nedir?” sorusu yöneltilmektedir. Gökte milyarlarca yıldız ve dinlenecek binlerce muhtemel radyo frekansı varken, bir radyo teleskobunun doğru yere, doğru zamanda, doğru frekansla bakma ihtimali ne kadardır? Üstelik böyle bir sinyalin doğrudan bize gönderilmiş olması gerekir, zira teleskoplarımız uzaylıların kullandığı türden radyo sinyallerini algılayabilmek için fazla zayıf kalacaktır. Drumlin, Ellie’nin Aricebo’dayken Vega’yı araştırdığını ancak hiçbir şey bulamadığını söyler. Bu elbette, kendi gezegenlerinden uzaya yayın yapan kaç zekâ sahibi medeniyet olduğunu tahmin bile etmeden önce düşünülmesi gereken bir durumdur.

Contact, “Orada kimse var mı?” sorusuna cevap aramak üzere yola çıkar ve bu sırada da SETI projelerinin devamlılığının önemini anlatır. Projenin karşıtlarının bazı argümanlarına da yer verilir. David Drumlin, Ellie ve diğer Argus astronomlarını arayışlarının sonu olmadığı konusunda eleştirir. “Güney göğünü gözlemlemek için bir Argus tesisi daha inşa edilmesini isteyeceksiniz. Orası başarısız olduğunda, bir paraboloid yapılması gerektiğini söyleyeceksiniz… Hiçbir zaman araştırma eksiğiniz bitmeyecek.” SETI’nin teleskop kullanımı konusundaki önceliklerine kızan bir başka astronom da, uzaylı bulma ihtimalinin çok düşük olduğunu, teleskopları ne aradığını gerçekten bilen diğer bilim insanlarının kullanması gerektiğini öne sürer. Ellie ise SETI’yi savunur: “Başarısız olsak bile, zekâ sahibi yaşamın nadirliği konusunda yeni bir şeyler öğrenmiş olacağız… Başarılı olursak da, kozmik piyangoyu bulmuş olacağız. Bundan daha büyük bir keşif olamaz.” Ayrıca, olası bir temas sonrası öğrenecekleri bir şey daha olduğunu belirtir: Radyo teleskopları inşa edebilen medeniyetlerin, hemen sonrasında kendilerini havaya uçurmadıkları kanıtlanmış olacaktır… Bunlar, romanda arayışa devam etmek için öne sürülen nedenlerden yalnızca birkaçıdır. Sagan kitapta çok daha fazlasını sunar. Örneğin zekâ sahibi yaşam bulamasak bile, gökyüzünü gözlemlemenin pek çok başka keşfe öncülük edebileceğini söyler. Bunlara örnek olarak da pulsarların ve kuasarların SETI tarafından yanlışlıkla yapılan keşifler olduğunu öne sürer.

Mesaj alındıktan ve dünya artık evrende yalnız olmadığını öğrendikten sonra, “Orada kimse var mı?” sorusu yerini “Neye benziyorlar?” sorusuna bırakır. Ki bunun cevabı yıldız sistemine bağlı olarak değişecektir. Örneğin Argus bilim insanları, “Vegalı” diye bir tür olamayacağını, çünkü yıldız sisteminin henüz çok genç ve moloz yığınıyla dolu olduğu hipotezini ortaya atar. Sinyalin Vega’ya kurulmuş bir yayın istasyonundan gelmek zorunda olduğu düşünülür, dolayısıyla da keşfedilen uygarlığın bizden çok daha gelişmiş olması gerektiği sonucuna varılır. Ellie, bunun herhangi bir uzaylı türle temas durumunda da böyle olacağını iddia eder. İnsanlar iletişim yöntemi olarak radyo teleskoplarını yalnızca elli yıldır kullanıyordur. Eğer uzaylılar bundan daha gençseler, bizimle iletişim kurma imkânına sahip olamazlar. İnsanlarla neredeyse birebir aynı medeniyet seviyesine sahip olmaları da pek ihtimal dâhilinde değildir. Bu nedenle karşımıza çıkacak herhangi bir uzaylı medeniyeti bizden daha gelişmiş olacaktır. Ancak tüm bu varsayımlara rağmen, bizzat karşılaşmadan veya bize yüksek teknoloji ürünü bir mühendislik projesinin taslaklarını göndermeden, uzaylıların gelişmişlik seviyesini kestirebilmemizin imkânı yoktur.

Teknolojik atılımlar haricinde, kitapta uzaylıların amaçları da net değildir. Dost canlısı mıdırlar? Bizi yeni bir çağa mı taşımak istiyorlardır? Yoksa uzaydaki hâkimiyetlerini sürdürmek için yeni filizlenen medeniyetleri yok etmeyi mi amaçlıyorlardır? Belki de bir imparatorluğu genişleten kolonicilerdir? Belki de sadece geri kalmışlığımıza bakıp eğlenmek istiyorlardır? Tüm bu ihtimaller, bilinmeyen bir medeniyetle tanışmanın getirdiği endişe ve umut eşliğinde politikacılar ve bilim insanları tarafından tartışılır. Bazıları mesajın görmezden gelinmesini istemekte, hatta korkularından radyo teleskopların bile yok edilmeleri gerektiğini söylemektedir. Öte yandan bilim insanlarından daha maceracı olanları yönergeleri yerine getirip makineyi inşa etmeyi savunur; onlara göre bu yönergeleri yok saymak boşunadır, zira bu mesajı Dünya’ya kadar iletebilen Vegalılar, bizi yok etmek istese bunu diledikleri zaman zaten yapabilir. Üstelik bu, utanç verici ve bilimin araştırmacı ruhundan uzak bir davranış olacaktır. Nihayetinde verilen karar bilinmeyenle tanışmanın getireceği riskleri almak, böylece onu bilinir kılmak olur. Bu, Sagan’ın bilimin özünde olduğunu iddia ettiği bir temadır: Bilinmeyeni keşfetmek… Kitaptaki karakterler makineyi inşa edip onun götüreceği yeri görme konusunda tartışırken, bu görüş adeta ete kemiğe bürünür.

Tanrı ve Evren üzerine

Eğer insanlık göklerden bir mesaj alsaydı ne olurdu? Cevap, bu mesajın nasıl alındığına bağlı olarak değişecektir. Eğer mesaj, direkt olarak göklerden insanların kulaklarına indirilse – her kişinin anlayabileceği dilde – belki de dindar insan sayısında patlama yaşanırdı. Peki ya eğer bu mesaj, gökteki belirli bir yıldızdan matematik dilinde gelmiş olsaydı daha çok insan üniversitelerdeki astronomi bölümlerine kaydolur muydu? Uzaylılardan gelen bir mesajın keşfi, dini inançları nasıl etkilerdi? Romanda insanlar, öteden beri akıllarını kurcalayan sorulara yeni cevaplar arar, yeni dinlere yönelir. Ancak dinlerin de cevap bulmakta sıkıntıları vardır, çünkü işin içine olasılıklar girer. Öyle ya, mesaj Tanrı’dan ya da Şeytan’dan gelmiş olabilir ve vahiysel geleneğe uygun olarak bizi kıyamet gününe veya kurtuluşa götürebilir. Ama mesajı okumadan ve makineyi incelemeden bunu bilmek mümkün değildir. Enteresan bir biçimde, Papaz Rankin mesajı çözümlemek için dini grupların sorumlu olmasını talep eder. Din ve bilimin bu restleşmesi, kitaba adeta kendi karakteristiğini kazandırır.

İncil Araştırma Enstitüsü’nde Ellie, Ken der Heer, Papaz Rankin ve Palmer Joss arasındaki karşılaşma iki dünyanın çarpışması gibidir. Rankin, bilimsel şüpheciliğin dini görmezden geldiğini söylerken, Ellie de gerçeklerden emin olmanın tek yolu olarak bilimi savunur. Tartışma, hangi tarafın haklı olduğu noktasında sözlü bir kavgaya evrilir. Konu mesajdan açılınca Papaz Rankin, bu mesajın Tanrı’dan geldiğine emin olduğunu söyler. Ancak Ellie, Tanrı’nın astronomlarla matematik dilinde konuşmasını garip bulduğunu açıklar. Joss ve der Heer’in ortamı yumuşatma çabalarının boşuna olması, Ellie ile Papaz’ın ortak noktada buluşamayacağını gösterir niteliktedir. Ancak Joss, hem bilimin hem de dinin ortak bir amaca ulaşmanın iki farklı yolu olduğunu anlatarak ikiliyi uzlaştırır.

evrenin-termodinamigi

Mesajın Dünya dışından gelmiş olma olasılığı, Tanrı’nın – özellikle Dünya’ya bu kadar odaklanmış bir Tanrı’nın – varlığı hakkında soru işaretleri yaratacağının farkında olan dindar kesimi paniğe sürükler. Özellikle Sagan, böylesi devasa bir evrende Tanrı’nın sadece Dünya ve insan ile ilgilendiğini ileri süren ana akım dinleri eleştirir. Buna rağmen yarattığı karakterin kendisini yanlışlamasına da izin verir, zira Palmer Joss’a göre evrende, “İnandığı Tanrı için hem yer, hem de zaman vardır.” Samanyolu Galaksisi’ne yapılan bir seyahatten sonra sarf ettiği bu sözden de anlaşıldığı üzere Joss, bilimin keşifleri ekseninde kendine yeni bir Tanrı bulmuş gibidir.

Kitap ilginç bir şekilde noktalanır: Bir çeşit Yaratıcı ya da inşa edici vardır ve evrende bir iz bırakmıştır. Bu bulgu, muhtemelen Joss’un Tanrı hakkındaki düşüncelerini – Tanrı’nın sadece Dünya için değil, bütün evrene yetecek kadar büyük olmasını – haklı çıkarır. Ancak bu durum, hâlihazırdaki dinlerin doğruluğunu kanıtlar mı? Yeni dinler ortaya çıkar mı? Eğer doğru bir şekilde bakılırsa, sonsuz basamaklı bir sayı olan Pi’nin her şeyin resmini taşıdığı söylenir. Kitabın sonunda Joss, Ellie’ye yaşadıklarının kutsal kitaplarda yazanlarla uyumlu olduğunu belirtir. Hatta daha da ileri giderek bir sonraki kutsal kitabı insanlığa müjdeleyecek kişinin Ellie olabileceğini iddia eder; böylece Yaratılış daha iyi öğrenilebilecektir. Belki de her iki tarafın da gerçeği aradığı anlaşılınca teoloji ve bilim kaynaşacaktır.

Machinedo ve Sagan’ın Politikası

evren insan

Romanın iskeletini oluşturan güçlü felsefe ve bilimin ardında aslında politikaya, milliyete ve insan medeniyetinin doğasına dair dünya-eksenli bir bakış vardır. Mesajın ilk keşfedildiği zaman Kitz, ABD’ye karşı kullanılabilecek bir silah olmadığından emin olmak için mesajı örtbas etmek ister. Çeşitli münakaşalardan sonra, mesajın varlığı ABD’yi, Sovyetler Birliği’ni ve diğer ülkeleri nükleer silahlarını etkisiz hâle getirmesi için harekete geçirir. Mesajın her bir parçasını almak ve çözümlemek için ülkeler birlikte çalışmaya başlar, zira tek çıkış yolu budur. Bütün insanların dünyanın geleceğinde söz hakkı olduğuna dair yükselen inancı anlatmak için Japonlar yeni bir sözcük bile türetmiştir: Machinedo, yani makine yöntemi.

Sagan, her zaman politik reformların – özellikle nükleer silahsızlanmanın – savunucusu olmuştur. Bu yüzden romanında da ülkeler arasında siyasi bir birlik görmek şaşırtıcı değildir. Bunun en bariz örneği de mesajı çözmek ve makineyi inşa etmek için ABD ve Sovyetler Birliği’nin birlikte çalışmasıdır. Ancak bunun ne kadarı bizim hayalimizdir? Gerçekten uzaydan bir mesaj gelse ülkeler bu mesajı kendilerine saklamak mı isterler, yoksa Sagan’ın (ve diğer aklı başında insanların) umduğu gibi üzerinde ortaklaşa çalışmak mı? Elbette Sovyetler Birliği dağıldığı için ülkelerin birlikte çalışması şimdi daha olasıdır. İş bölümünün daha adil ve verimli olması için Birleşmiş Milletler de kontrolü ele alabilir.

evren-ve-insan

Ya Sagan’ın tahminleri yanlışsa ve mesajı aldıktan sonra insanlık daha da bölünürlerse? Ülkeler, mesaja ilk cevap veren olmak için mücadeleye girişebilir mi? Herhangi bir iletişimin anında gizlenebildiği bir ortamda, avantaj sağlayabilmek umuduyla mesajın kamuoyuyla paylaşılmaması çok uçuk bir düşünce midir? Bir mesajın alınması hâlinde ABD’nin uygulayacağı birçok protokol vardır ve hepsi de gizlenmesi gerekli olmayana kadar mesajın gizli tutulmasına yöneliktir. Vega’dan gelen mesajın aksine, kısa süreli bir mesajı keşfeden ilk ülke bu bilgiyi kendine saklamayı tercih edebilir. Bu bölücü durum ortaya çıkarsa nasıl durdurulabilir?

Kitapta, kendini bütünün bir parçası olarak görmeye başlayanlar sadece ülkeler değil, aynı zamanda insanlardır. Machinedo denilen bu his, tamamen daha gelişmiş başka bir medeniyetin varlığının bilincinde olmaktan kaynaklanır. Peki gerçek bir mesajın bulunması hâlinde insanlar arasında Machinedo’nun hissedilme olasılığı nedir?  Hepimiz geleceğimiz için bir sorumluluk hissetmediğimize karar verseydik ne yapardık? Kafamız karıştığı için soğuk ve mesafeli mi olurduk? Yoksa hiç umurumuzda olmaz mıydı? İnsanlığın birleşmek için pek çok kez ittirildiği düşünülürse, son seçenek daha mantıklı görünüyor, ancak seçeneklerin hepsinin gerçekleşmesi de mümkün. Umuyoruz ki uzaylıların keşfi bizi daha çok birleştirir. Eğer ki bir mesaj alırsak, bunun bizden çok daha gelişmiş bir türden olacağı kesindir. Ve kendilerini yok etmeden bu denli gelişmişlerse, kuşkusuz bunu insanlar da başarabilir. Yani mesajın bize yeni teknolojiler vaat etmesine de gerek yoktur, salt varlığıyla bile uygarlığımızı baştan aşağı dönüştürebilir.

Ufak Bilgiler

Sagan hakkında:

  • Sagan, hayatı boyunca 600 bilimsel makale yazmıştır.
  • Bütün akademik hayatını – lisans ve astronomi, astrofizik doktoraları dâhil olmak üzere – Şikago Üniversitsi’nde geçirmiştir.
  • Olası dünya dışı yaşama gönderilen ilk fiziksel mesajı – Pioneer 10 mekiğine bağlı bir plak – tasarlamıştır. Plakta erkek ve dişi insan resimleri ve ayrıca Güneş Sistemi ve Dünya’nın lokasyonuna dair göstergeler bulunmaktadır. Bu sayede uzaylı türlerin bizi bulması amaçlanmaktadır.
  • Drake denkleminin yaratıcısı olan Frank Drake ile birlikte bir mesaj oluşturmuştur ve bu mesaj, Arecibo Radyo Teleskobu’ndan uzaya gönderilmiştir.
  • “Milyarlarca ve milyarlarca” sözü Sagan’a atfedilmiş olsa da, o bu sözü hiçbir zaman söylememiştir. Aksine, Sagan’ın parodisini yapan komedyenlerin, Sagan’ın “milyarlarca yıldız” sözünü tiye almaları sonucu ortaya çıkmıştır. Buna gönderme yapmak isteyen Sagan, son kitabının adını “Milyarlarca ve Milyarlarca” koymuştur.
  • Isaac Asimov, Sagan’ı kendinden zeki olan iki insandan biri olarak tanımlamıştır. Diğeri ise Marvin Minsky’dir.

Kitap hakkında:

  • Kadın baş karakter Eleanor Arroway’in ismi, Eleanor Roosevelt ve François-Marie Arouet (Voltaire) göndermesidir.
  • Sagan, kitabına avans olarak 2 milyon dolar almıştır. Bu tutar, o zamanlar için avans olarak ödenen en büyük paradır.
  • Project Argus, kitabın basıldığı yıl henüz yoktur. 1966’da SETI, dünya dışı yaşam aramak için “Project Argus” adı altında 5 bin tane küçük mikrodalga teleskobu kurmaya çalışmıştır. Adını kitaptan almayan bu proje hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.
  • Sagan’ın en başta “Project Argus” terimini kullanmasının nedeni, bedeninin üzerinde bin tane gözü olan mitolojik yaratığa gönderme yapmaktır. Gökyüzüne doğru çevrilmiş bin tane radyo teleskobu için ideal bir benzetmedir.

Film hakkında:

  • Filmi Robert Zemeckis yönetmiştir. Jodie Foster ve Matthew McConaughey de Eleanor Arroway ve Palmer Joss olarak rol almışlardır.
  • Bill Clinton tarafından yapılan bir konuşma, film için montajlanmıştır. Konuşma o kadar muğlak ve üstü kapalıdır ki Başkan Clinton sanki gerçekten filmde oynamış gibi algılanmıştır.
  • Aricebo ve Very Large Array’deki çekimlerde, bilimsel amaçlı kullanım için veriler gerçekten kaydedilmiştir.
  • Jay Leno, Larry King, Geraldine Ferarro ve Ann Druyan da filmde ufak bir rol almıştır.
  • Filmde geçen, “Eğer yalnızsak bu çok büyük bir yer israfı olurdu,” sözü aslında Carl Sagan’a aittir.

Vega hakkında:

  • Mesajın alındığı Vega, Dünya’ya yaklaşık 25,3 ışık yılı mesafede bir yıldızdır. Bu değer, kitapta yazılan 26 ışık yılı değerinden biraz farklıdır. Bir mesajın Vega’ya gitmesi ve bir cevap alınması toplam 50,6 yıl alacaktır. 1936 Olimpiyatları o yılın Ağustos’unda yayımlanmıştır ki 1987’nin başlarında Vega’dan bir cevap alınabilsin. Mesajın kitapta sunulan zaman diliminde alınabilmesi için Vegalıların yayına başlamadan önce 6 yıl beklemiş olması gerekmektedir.
  • Lir Takımyıldızı’nın bir parçasıdır ve Yaz Üçgeni’nin dik açı noktasını oluşturur.
  • Arcturus’tan sonraki en parlak yıldızdır.
  • Güneş’in iki katı büyüklüğünde olmasına rağmen ömrü Güneş ile aynıdır.
  • Vega’nın bahar açısı 18 saat 36 dakika; yükselimi ise 38 derece 47 dakikadır.
  • Vega, onu yörüngeleyen en az bir gezegene sahip olabilir. Büyük kütleli bir enkaz diski, yıldızı yörüngelemektedir.
  • 1936 yayını, uzaya gönderilen ilk yayındır.
  • SETI henüz dünya dışı akıllı yaşam bulamamıştır, ancak bu arayış pulsar ve kuasarların keşfine yol açmıştır.
  • Asal sayılar doğada çok ender görülür.

Yazan: Craig Melancon | Çevirenler: Alp Kütükçü & Erkam Ali Dönmez

Kaynak: Craig Melancon, DePauw University, “Carl Sagan’s Contact”Erişim Bağlantısı

Yazar: Bilimkurgu Kulübü

Bilimkurgu, lazer tabancalı delikanlıların metal sütyenli kızları kurtardıkları "ucuz" uzay filmlerinden ibaret değildir...

İlginizi Çekebilir

Nietzsche

“Çöl Büyüyor”: Nietzsche’nin Kâbusu Üzerine

Friedrich Nietzsche‘nin (1844-1900) Böyle Söyledi Zerdüşt‘ündeki Çölün Kızları Arasında bölümünde geçen “Çöl Büyüyor” (Die Wüste …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et