undone

Travmanın Sınırlarında Bir Yolculuk: Undone

Raphael Bob-Waksberg ve Kate Purdy ismine Bojack Horseman’dan âşina olabilirsiniz. 90’lı yıllarda Horsin’ Around isimli sitcom ile büyük bir üne kavuşan ancak günümüzde Hollywood manzaralı evinde oturup depresif düşüncelerle ve alkolizmle boğuşan bir at olan Bojack Horseman ile onun çevresindeki birbirinden ilginç karakterlerin maceralarını işleyen bu kara komedinin yaratıcıları Undone’nın da üreticileri. Undone için Bojack Horseman evreninin uzantısı yorumları yapılsa da, benzer damarlardan beslenmelerine rağmen ortada majör bir konsept ayrımı var. Undone bir ‘köklerle ve kendinle barışma’ hikâyesi ve tam da burada belirtmek gerekiyor ki, içerik başından sona spoiler içeriyor. Yine de çok şey anlatırmış gibi görünen bu içerik, sonunda “ne okudum ben” hissi de bırakabilir çünkü Undone hiçbir şey anlatmadan “sadece izle” denilecek bir yapım.

23 dakikalık 16 bölümden oluşan dizi toplamda iki sezona sahip. Her bölümü yaklaşık yarım saat süren bu bilimkurgu draması, rotoskop adı verilen animasyon tekniğinden dolayı hikâyenin başından sonuna başrol Alma (Rosa Salazar) ile empati kurmamızı kolaylaştırıyor; gördüklerimiz hem gerçek hem de kurmaca gibi.

“Bu bir rüya mı?”
“Hayır. Yani evet, kısmen.”

Alma’nın ölen babasını karşısında gördüğünde sorduğu sorunun ve babası Jacob’un verdiği yanıtın, sandığımızdan daha çok anlamı olsa da diziyi Alma’nın rüyasına sıkışmışız gibi hissederek izlememizin nedeni kullanılan rotoskop tekniği. Bu teknik sayesinde yerçekimi sanki yüzde yirmi beş azaltılmış ve insanlar su altında hareket ediyorlarmış gibi görünüyor. İşitme engelli olan Alma’nın koklear implant yardımıyla duyabilmesi ve implantının dış kısmını çıkardığında dış seslerin boğuk ve bastırılmış gelmesi ve algının öznel doğasına dokunması bu yavaşlamış hissin etkisini iki ile çarpıyor.

İlk olarak 1937 çıkışlı Pamuk Prenses filminde Walt Disney tarafından kullanılan rotoskop tekniği, zaman içerisinde zorlu sahnelerde tercih edilen yöntemlerden biri hâline geldi. Lakin prodüksiyon süreci sancılı olduğundan yaygın şekilde tercih edilmiyor. Bu teknik uygulanmadan önce, her sahne en ince detayına kadar gerçek oyuncularla, gerçek mekanlarda çekiliyor ve çekilen görüntünün üzerinden çizimler oluşturuluyor. Gerçekliğin ve çizimin tek bir görsel düzlemde buluşması, “babasını gerçekten görüyor mu, cidden de zamanda yolculuk yapıyor mu” ya da ilerleyen bölümlerde öğreneceğimiz gibi “şizofren mi” sorularını aynı bölümde onlarca kez sormamıza neden oluyor. Animasyon tekniği, bir yandan yaratılan dünyanın uhrevi hissedilmesinin de yolunu açıyor. Geçirdiği trafik kazasından önce kendini bir çıkmazın içinde hisseden Alma, hayata ve insanlara karşı son derece duyarsız ve acımasız. Hislerini saklama konusunda uzmanlaşmasını eğlenceli ve iğneleyici kelimelerden oluşan dağarcığına ve dilediği zaman koklear implantının dış kısmını çıkarmasına borçlu. Alma’nın duymadığı ve dudak okumaya başvurduğu o anlarda gösterilen altyazılar da anlama yeteneğinin mükemmel olmadığını gösteriyor; altyazıda dudaklardan dökülen bazı kelimeler yok. Bu, sarsıcı bir etki yaratıyor; Alma kendisine iletilmek istenen bazı duyguları kaçırıyor ve kaçırdığı şeylere kulak tıkayarak kendince bir mekanizma geliştirmiş durumda.

Nihayetinde Alma, Cadılar Bayramı eğlencesi yarıda kalmış bir kız çocuğu ve yetişkin zihin korkusundan eğlence, çevresine rağmen yalnızlık üretmeyi öğrenebilmiş. Dizi, başından sonuna dilemma yumağı; erkek arkadaşı Sam’i (Siddharth Dhananjay) seven ama rutin ilişkisinden asla memnun olmayan, kız kardeşi Becca (Angelique Cabral) ile yakın olan ancak geleneksel yaşam tercihleri konusunda onu mütemadiyen yargılayan ve verdiğinden çok daha fazlasını alan Alma’nın, babasının ölümüne dair sakladıkları olduğuna inandığı annesi Camila (Constance Marie) ile de sallantılı bir ilişkisi var. Kendisi dâhil hayatındaki herkesle arası açık, bu açıklığı kapatmak için hayatını ölümle doldurmaya dahi çalışıyor. Alma’yı bu kadına dönüştürense yirmi yıl önceki Dorothy gibi giyindiği Cadılar Bayramı’nda babası ile kaldırımda yürüyen ve aldığı çağrıdan sonra işi çıkıp “beni burada bekle” diyen babasını dinleyip sabaha kadar olduğu yerde dikilen o çocuğun yaşadığı. Alma’nın yanından ayrılan Jacob (Bob Odenkirk), kendi arabasıyla geçirdiği kazada yaşamını yitiriyor. Alma’nın hayatında belirleyici olan bu an, travmasının saklandığı an ve hayatın yeniden akabilmesi için Alma kendi zamanının durduğu o yere doğru gitmeli. Gözlerini hastanede açtığında ilk başlarda çok emin olmasa da o yere babasıyla gidecek. Jacob, ölümünün ardındaki komployu çözmek ve geçmişi değiştirmek için yardım istediğinde Alma parmakla gösterilecek bir oyunculuk sergiliyor; ona evet dersem neyi riske atarım, o zaten çoktan ölmedi mi? Alma, yolculuğuna eşlik edenlere kelime kullanmadan tüm bu soruları şok, şaşkınlık, kafa karışıklığı ve duygusal felci andıran ifadelerle aktarıyor.

Bu ruh durumu ve babasının ortadan kaybolmasına hâlâ içerleyen tavırları zaman yolculukları boyunca ortaya acı-tatlı bir arkadaşlık ve baba-kız komedisi çıkarıyor. Dizinin doğrusal olmayan hikâye anlatımı ve güvenilmez kahraman, burada dayanılacak sağlam bir anlatı zemini olmadığı hissini artırıyor. Araba kazasından sonra, Alma’nın babası Jacob’ı görebildiğine ve gerçekten zamanda yolculuk edebildiğine inanmak isteyen hayalperest yönümüz ile büyükannesi gibi şizofreniyle mücadele edip etmediğini öğrenmek isteyen gerçekçi yönümüz çarpışır duruyor ve ortada asla bir galip de olmuyor. Erişkin Alma, sekiz yaşında Dorothy gibi giyinmiş Alma’nın o anına gittiğinde, babası Oz Büyücüsü’nü anlamadığını ‘normal, sıkıcı bir hayattan’ sihir ve olasılıklarla dolu bir ülkeye taşınmasına rağmen neden eve gitmek istediğine anlam veremediğini itiraf ediyor. Değişen ruh hâlinin bir lütuf mu yoksa delilik mi olduğunu merak eden Alma ise bu soruyla dalga geçiyor.  Jacob, aslında farkında olmasa da ortaya attığı argümanla filmin resmi olmayan devamı Return to Oz‘dan güçlü bir destek alıyor; Dorothy, başka bir dünyadaki maceralarının gerçek olduğu konusunda ısrarcı. Bu yüzden teyzesi ve amcası onu elektroşok tedavisi için bir akıl hastanesine emanet ediyor.

Jacob da trafik kazası geçirip travmanın etkisi ile ‘sis’ adını verdiği gizli bir zamanda çözülme yeteneğine sahip olduğunu düşündüğü kızının onun ölümünün ardındaki komployu önlemek için bu gücü kullanabileceği ve sıkıcı hayatından heyecan verici bir hayata geçebileceği konusunda ısrarcı. Alma’nın büyükannesinin şizofrenisinin de yanlış anlaşıldığı, aslında psişik güçleri olduğu konusunda da… Ancak izleyici için ortada öylece duran bir mesaj da var: ‘Undone’ diye bir yer yok. Yine de bu gibi güçlü mesajların olduğu yerlerde ustaca kullanılan dilemmalar karşılıyor izleyeni ve Undone, Alma’nın yeteneğinin gerçek olup olmadığı veya zihinsel bir çöküntü yaşayıp yaşamadığı konusunu ele almaktan özellikle kaçınıyor, izleyicinin de dilemmanın bir parçası olmasını istiyor. Alma’nın güçlerini kullanırken gerçekleştirdiği kozmik uçuşlar ve ziyaret ettiği fantastik ormanlar gerçekliğin ve hayalin birbirinden ne kadar net çizgilerle ayrıldığını anlamamıza yardımcı oluyor. Tıpkı Jacob’ın Dorthy için dediği gibi; kendi yaratabildiği sihirli bir dünya varken kim ne yapsın gerçekliğin soluk renklerini? Animasyon stüdyosu Submarine, bu canlı arka planları oluşturmak için yağlıboya tablolar kullanmış ve Alma’nın hastane odası veya evi gibi sıradan çevresine bu canlı alanları konumlandırmış. Bu canlı alanların gerçek alanları kapatıcılığı ve gerçeklikle içiçeliği ve bir o kadar da ayrışması her an her şeyin çok hızlı bir şekilde gerçekleşebileceği hissi ile baş başa bırakıyor bizi.

Jacob ile çıktıkları zaman yolculuğu görevinde, annesinin babasını neden affetmediğini Jacob’ın ofisine gitmek için Alma’nın yanından ayrılmak dışında bir şey anımsamadığına dair verdiği güvenceden daha gerçekçi buluruyoruz: Camila, Jacob’ın Alma üzerinde deney yaptığına inanıyor ve Jacob ile Farnaz’ın (Sheila Vand) ilişkileri de olduğunu düşünerek ofislerini darma duman ediyor, Jacob’tan ayrılma kararı alıyor. İki ebeveynin de bu deneylerde rızasının olması gerektiğini savunan Jacob’ın parteri Farnaz da Jacob’ın arabasındayken onun deneyinin bir parçası hâline geliyor; Farnaz da arabadayken Jacob bilerek direksiyonu kırıyor ve Alma’nın hayatındaki ‘o an’ oluşuveriyor. Bu gördükleri karşısında şaşkına dönen sadece Alma değil, Jacob da bunları bilmediğini ve ikinci bir şansı hak etmediğini belirtiyor. Kullanılmış gibi hissetse de, gerçekliğe döndüğünde daha iyi ilişkiler kursa da, Alma geldikleri zamana dönüştürüyor. Nihayet başarıyor; astral Jacob artık o zaman çizelgesindeki bedeninde ve Farnaz’dan gelen çağrıyı kabul etmiyor, çocuk Alma ile şeker mi şaka mı diyerek dolaşmayı sürdürüyor.

Nihayet babasını bedenine taşıyan Alma, zaman çizelgelerini birleştirmenin babasının yeniden hayatta kalmasını sağlayacağını umarak Meksika’ya kaçıyor. Bir zamanlar ziyaret ettikleri harabelerdeki mağaradan İsa gibi yeniden doğarak çıkacağına ikna oluyor. Alma bir mucize beklerken, Camila tarafından gönderilen Becca geliyor ve ilaçlarını almamış ‘hayallerde yaşayan’ kız kardeşine göz kulak oluyor. Alma, babasının neredeyse doğaüstü dirilişi olasılığına odaklanırken, Becca’nın sorunları gerçeklere dayanıyor: Reed’e onu aldattığını söylemiş ve evlilikleri geçerliliğini yitirmişti. Farklı bir hayatta Alma’nın Becca’nın yanında durması için ideal bir zaman olsa da şu an Becca Alma için Meksika’da. Ancak Alma, kendi mevcut durumunun Becca’nın sorununa da çözüm teşkil ettiğini düşünüyor. Alma’nın, Jacob’ın ölümünü tersine çevirmenin hayatlarındaki tüm sorunları çözeceğine olan inancında neredeyse çocuksu bir şeyler var. Evet, eğer babaları onlar çocukken korkunç bir araba kazasında ölmemiş olsaydı, Alma ve Becca’nın hayatları muhtemelen daha iyi olurdu. Ancak bu, muhtemelen Jacob ve Camila’nın evliliğindeki köklü sorunları çözmeyecek, Alma’nın dürtüsel ve bazen kendine zarar veren huyuna bir son vermeyecek veya Becca’nın yakında kocası olacak kişiyi aldatma dürtüsünü ortadan kaldırmayacak. İnsanlar kusurludur ve zamanı ne kadar geri sararsanız sarın, bunu değiştiremezsiniz.

İlk sezonda izlediklerimizin bir zaman yolculuğu mu bir şizofreni hastasının zihni mi olduğunu netleştirmeyen bölümler, ikinci sezonda nesiller arası travma ve kendini affetme fikri üzerine kurulu. İzleyici bu sezonda Jacob’ın alternatif zaman çizelgeleri teorilerinin gerçek mi yoksa annesinin şizofrenisinin bir ürünü mü olduğunu çözmek yerine, Alma’nın annesi Camila’nın sırlarına, Jacob’ın annesi Geraldine’nin (Holley Fain) geçmişine göz atıyor. Jacob’ın sırları Alma’nın hayatını nasıl etkilediyse, Camila’nın sırlarının da etkisi olacak. Lakin Alma, yarattığı bu alternatif zaman çizelgesinde geçmiş hayatında olduğu gibi sevdiklerini ötekileştirmediği ve bir üniversite profesörü olan alternatif benliğiyle birleştiği için olayları daha farklı bir perspektifle değerlendirecek ve ‘daha iyi’ olan bu yaşamının da onda tatmin yaratmadığını hissetmeye başladığında ailenin trajedisi yardımına koşacak. Nesilden nesile geçmiş suçluluklar, acılar ve yaralarla nasıl yaşanacağının trajik ama dokunaklı bir hikâyesi olan ikinci sezon, kaderin dayattığı travmalarla yaşamak zorunda olmadığınız bir hayatın daha iyi görünse de, gerçek mutluluğun bu travmayı nasıl işlediğinizden ve nasıl iyileştiğinizden gelebileceği fikrini savunuyor. Kişisel düzeyde iyileşmeye başladığınızda, dünyanın geri kalanının da iyileştiğini hissedersiniz.

Kendi yaşamları veya ailelerinin geçmişi nedeniyle göç etmede zorluk yaşayan Yahudi-Meksikalı köklerinin hikâyesine inen Alma, Jacob’ın annesi Geraldine’nin göçünün ardındaki olayları babasıyla birlikte deneyimliyor ve ailenin parçalanmasının nedenini görüyorlar. İlk sezonda pek de hak veremediğimiz bu ihtiyara ikinci sezonda ebeveynleri ondan koparılırken yaşadığı travmadan dolayı sempati duyuyoruz. Nazi işgali altındaki Polonya’dan sağ kurtulduktan sonra sadık bir Polonyalı Yahudi anne olmak, Geraldine’nin karakterini özetliyor. Dikkat çekici olansa, oğlunun geçmişi değiştirmeye çalışırken kendini öldürmesine izin vermek yerine geçmişle yüzleşip onu kabul etmesini söylemesi. Geraldine’nin anılarında ilk başta yeteneklerini kopyalayarak annesi gibi olmak istediği, ancak daha sonra tek başına kaçmaktan utanç duyunca farklı bir isim aldığı ve güçlerini reddettiği gösteriliyor. Ancak yeteneklerini ve kimliğini kabul ederek yoluna devam edebileceği farkındalığı ile Geraldine, 2. sezonun temasını özetliyor: Acı yeniden yazılamaz, ancak kabullenip ilerlemek gerekir.

İkinci sezonda karşımıza çıkan bir diğer önemli ama dizide çok yer kaplamayan karakter de Alma’nın abisi Alejandro (Carlos Santos). Sağlığı giderek bozulan ve sadece kabul edilmek istenen Alejandro, annesinin genç kızken başına gelen talihsiz bir olayın sonucu ve bu sonuç utanç verici bir aile sırrı olarak saklanmalı. Alejandro, sadece Camila’nın kendisini ailesinin bir üyesi olarak kabul etmesini istiyor. İlk sezonda daha bencil ve baskıcı bir porte sunan Camila, ikinci sezonda zayıf bir irade ile karşımıza çıkıyor; üvey annesinin isteği üzerine oğlunu terk eden bu kadını affetmemize ise yetiştirilme tarzı yardımcı oluyor. Camila’nın hayatındaki en değerli isimlerden biri Jacob’ın annesi Geraldine; kendi ailesi kabul etmediği hâlde onu kabul etmiş. Çocuklarını Meksika köklerine rağmen Geraldine’nin Katolik köklerine göre yetiştirmeye çalışan Camila’yı bu kez Alma’nın en mutlu gününde görüyoruz. Alma’nın en mutlu anısı işitme engelli bir grup çocuğun ortasında dans ettiği an. Gördüğünden mutlu olan Camila, mücadeleci annelik duygusuna yeniliyor ve çocuğunu daha iyi bir dünya için mutlu göründüğü dünyadan koparıyor. Alejandro’yu kendi hayatından koparan Camila, Alma’yı da bu hayattan koparıyor ve Alma, annesinin yaşadıklarına baktığında onun dönüştüğü kadını anlamaya ve sevmeye başlıyor.

İlk sezonda manipülatif bir karakter olsa da, Alma’nın babasının ölümünü ortaya çıkarmasına yardım eden yaşayan tek karakter olması sebebiyle Sam, izleyiciden yarım puan kazanıyor. Bu yarım puanın tam puana dönüşmesi de yine sempatinin devreye girmesiyle oluyor. Kişinin kendi ırkından utanma süreci acımasız, kişinin kimliğiyle yaşadığı içsel çatışma ve batı kültürüne asimile olma ihtiyacı hissetmesi de öyle. Hint aksanı yüzünden zorbalığa uğradığını ve sonra bunu değiştirmeye çalıştığını görmek yürek parçalayıcı olsa da, Alma’nın o çocuklukla nasıl bir ilişki kurduğunu ve bunun onları nasıl bir araya getirdiğini görmek de bir o kadar iç açıcı. Tüm bu travma keşiflerinde Becca da Alma’ya eşlik ediyor. Camila’nın durumunu ortaya çıkaran da o ve âdeta ikinci sezonun gizli yıldızı. İkinci sezonda onun da -en azından alternatif zaman çizelgesinde- Jacob ve Alma ile aynı yeteneklere sahip olduğu ortaya çıkıyor. Alternatif zaman çizelgesinde Becca da Reed ile evli. İlk bakışta mutlu görünüyorlar ama gerçekler bebek sahibi olmak istediklerinde ortaya çıkıyor. Alma, Becca ve Jacob zaman çizelgesini yeniden değiştirdiklerinde Becca artık Reed ile birlikte değil. Alma pervasızlığını güce dönüştürdüğünde en güçlüsü o. İster hayatın kötü bir noktasında olmaktan ister sahtekarlık sendromu hissetmekten olsun, herkes kesinlikle başkalarına kıyasla kendini yetersiz hissetme duygusuyla ilişki kurabilir. Geraldine’i kurtarma süreci, Alma’nın ‘beceriksiz’ hayatının nasıl daha iyi olabileceği konusunda zihnini açıyor. Alma’yı sevmek ve ona hayran olmak, herkesin kendisini daha iyi hâle getirebileceğini anlamak gibi.

Pek çok izleyici için dizinin ikinci sezonu daha basit bir formata bürünüyor; ikinci sezon, ilk sezonda izleyeni diri tutan yetenek mi hastalık mı ikilemlerinden doğanları arka plana sokaladığından karakterlerin belirli sonuçları kabul etmesi gerektiği ve her şeyin değiştirilemeyeceği veya değiştirilmemesi gerektiği yönünde oldukça öngörülebilir bir sonucu anlattığından pek çok izleyici için ilk sezonun ihtişamını yakalayamıyor Oysa zamanın sürekli döngü hâlinde olduğu yerdeyiz; ailenin köklerinde. Bu sezonda da rotoskop animasyonu göz doldurmaya devam ediyor. İlk sezonun son bölümünde Alma’nın gerçeklikten kopuşunu arttıran uzun ve balıkgözü lensle çekilmiş gibi görünen nöbet sahnesindeki gibi, çizginin ve gerçekliğin birbirinden kopuşu ve bulanıklaşması ikinci sezonda yok. Oyuncuların yüz ifadeleri de dâhil olmak üzere daha fazla akıcılık taşıyan bir animasyonla karşı karşıyayız. Çünkü bu sezon, ilk sezon gibi ikilemlerin değil köklerin sezonu. Sadece bu da değil, karakterler kıyafetlerini daha sık değiştiriyor, ancak Alma çoğunlukla standart lacivert bluzu ve kot pantolonuyla dolaşıyor. Bunlar kesinlikle köklü değişiklikler olmasa da, Alma’nın gerçekliğinin diğer gerçekliklerle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu görselleştirmeye yardımcı olan detaylar.

Sonuç olarak, Undone alışkın olmadığımız hem bedeni hem beyni allak bullak eden anlatısı, cesur karakterleri ve izleyiciye bıraktığı özgürlük alanı ile Amazon Prime’ın en iyi işlerinden biri…

Yazar: Serpil Şahin

"Eşek kadar kadın çizgi film mi izlermiş" isyanına cevap olarak doğdum. Radyo ve TV ile başlayan iş hayatı, dergi ile devam etti ve 2006'dan bu yana dijital reklam sektöründe çalışıyorum. Hikaye kitapları (Aşk Yemeği Acılı Sever ve Yakıngörmez) yazdıktan sonra, şimdilerde bir roman üzerine çalışıyorum.

İlginizi Çekebilir

star trek - Tomorrow is Yesterday kapak

Bir Star Trek Kehaneti: Tomorrow is Yesterday ve Ay’a Yolculuk

Daha önceki yazılarımızdan birinde bilimkurgu için şu ifadeleri kullanmıştık: “Bilimkurgu bize sınırsız hayal edebilme imkânı …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et