Bazı yapımlar vardır ki salt film olarak kalmaz, kendi endüstrisini yaratır. Film sinemada izlenir; oyuncakları, elbisesi, filmde kullanılan aletler, hatta yiyeceği bile üretilip satılır. Bunlar genellikle fantastik filmlerdir. Esasen hayallerimize seslenir ve oradan beslenirler. Yapımcılar için altın yumurtlayan tavuk gibidirler, üzerinden yıllar geçse bile para kazandırmaya devam ederler. Bunun en iyi örneklerinden biri de Star Wars ya da nam-ı diğer Yıldız Savaşları. George Lucas imzalı serinin ilk filmi, 1977’de A New Hope (Yeni Bir Umut) adıyla vizyona girdi, adını en iyi gişe yapan filmler arasına yazdırdı.
Lucas, filmden sonra romanını yazdı; figürlerden maskelere, kostümlerden bilgisayar oyunlarına kadar geniş yelpazede Star Wars‘tan gelir sağlamaya devam etti. Filmin daha sonra beşincisi, altıncısı çekildi. Yani seri düzenli bir sıra izlemedi ve bu açıdan da ilkti. Serinin konu bakımından ilk filmi olan The Phantom Menace (Gizli Tehlike) ise 1999 tarihinde vizyona girdi. Çoğu sinemacıya göre, Star Wars serisinin genel sıralamayı takip etmeme sebebi teknolojinin yetersizliğidir. Ancak serideki tüm filmlerin sinema teknolojisinde öncülük vasfı taşıdığı, sektörel standartları belirlediği de açıktır.
İyinin ve Kötünün Ötesinde Bir Dünya mı?

Seriye genel olarak baktığımızda karşımıza şöyle bir evren çıkıyor: Uzayda koloniler kurulmuş, türler arası etkileşim sağlanmış, zeki robotlar yaratılmış ve galaktik çapta büyük bir cumhuriyet kurulmuştur. Bu cumhuriyetin demokratik işleyişini sağlayan bir de senato vardır; kararlar burada alınır. Cumhuriyetin güvenliğini Jedi’lar sağlar. Bir konsey çatısı altında toplanan bu kişiler, yeni üyelerini özel yöntemlerle seçer. Jedi’lar adanmışlıklarıyla öne çıkar; evlenmezler, bağ ve bağımlılık geliştirmezler. Davalarına tüm varlıklarıyla bağlı, Güç’ün aydınlık tarafında yürüyen birer şövalye gibidirler. Güç, iyilik ya da kötülükten bağımsız, kullanıcısına göre yön değiştiren bir enerjidir.
Jedi’ların karşıtları ise Sith’lerdir. Başlangıçta onlar da Jedi’lara benzer bir yol izler; ancak ölümsüzlüğü ararken karanlık tarafa geçer ve yoldan saparlar. Bir anlamda düşmüş meleklerdir; isyan eden, sapkınlığa düşen figürler olarak karşımıza çıkarlar. Sith’ler, işlerine yaramadığını düşündükleri cumhuriyeti devirmeyi ve yerine bir imparatorluk kurmayı amaçlar. Bunu da başarırlar. Zaten cumhuriyet giderek zayıflamış, yok oluşun eşiğine gelmiştir. Yıldız Savaşları serisi, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, melekler ile şeytanların, cumhuriyet ile imparatorluğun mücadelesini anlatan bir iktidar savaşıdır. Serinin temelleri Soğuk Savaş döneminde atıldığı için, bu karşıtlıklar dönemin politik atmosferini de yansıtır. Cumhuriyet, Amerika Birleşik Devletleri’ni; imparatorluk ise özellikle Reagan’ın “şer ekseni” söylemiyle birlikte Sovyetler Birliği’ni ve kısmen Nazi/ faşist rejimleri çağrıştırır. Yani hikâye uzayda ve gelecekte geçiyor gibi görünse de, özünde dönemin dünyasına ayna tutar.
Her Zaman Bir ‘Seçilmiş Kişi’ Gereklidir

George Lucas, Amerikalı mitolog Joseph Campbell’a duyduğu hayranlıkla bilinir. Star Wars’ı kaleme alırken Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu (The Hero with a Thousand Faces, 1949) adlı kitabına sıklıkla başvurduğu da bir gerçektir. Campbell bu çalışmasında mitolojiyi psikolojiyle ilişkilendirir; Jungcu arketipler, bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı, geçiş ritüelleri ve erginleşme süreçleri üzerinden evrensel bir kahraman modeline ulaşır. Ona göre farklı kültürlerde karşımıza çıkan binlerce kahraman aslında tek bir “monomit”in farklı yüzleridir. Bu monomit, kahramanın tanıdık dünyadan özel ve bilinmeyen bir dünyaya geçişini, burada verdiği sınavı, yaşadığı dönüşümü ve nihayetinde eve dönüşünü anlatan döngüsel bir yapıya sahiptir.
Star Wars da bu yapıyı Luke Skywalker’ın yolculuğu üzerinden görselleştirir. Sith’in İntikamı, serinin kırılma noktalarından birini oluşturur çünkü Anakin Skywalker’ın karanlık tarafa geçişi Güç’ün dengesini sarsar. Anakin aslında “seçilmiş kişi”dir; yani karanlığı sonsuza dek yok etmesi beklenen bir figürdür. Bu sıfat onu yalnızca özel değil, aynı zamanda insanlığın evrensel erginleşme yolculuğunu temsil eden bir sembol hâline de getirir. Amerikan sinemasında sıkça rastladığımız gibi, büyük bir yazgının parçası olarak o da özel yeteneklere ve ayrıcalıklı bir geçmişe sahiptir. Anakin, sahip olduğu doğuştan güçle karanlığın içinden bir çıkış yaratması beklenen kişidir ve bu uğurda uzun ve çetin bir hazırlık sürecinden geçmektedir.
Robotlar da Hastalanır

Filmin başında Sith’lere hizmet eden bir robot-insan figürüyle karşılaşırız. Organik yapısı mekanik bedeniyle tam uyum sağlayamadığı için hasta bir insan gibi öksürür; bu da bedeninin yetersizliğini ve yapaylığını vurgular. Anakin Skywalker ise erken bir sınavda başarısız olur. Karşısındaki Sith, Anakin’in içinde korku ve nefret taşıdığını fark eder. Dövüş sonunda teslim olan bu karakterin elleri kesilir ve diz çöktürülür. Jedi olmanın temel ilkelerinden biri, kendini savunmayan birini öldürmemektir; ancak Anakin içindeki karanlığı bastıramaz ve Şansölye’nin emrine uyarak onu öldürür.
Şansölye’nin karanlık, acımasız ve umursamaz biri olduğu açıktır. Üstelik “Şansölye” unvanı, Almanca kökeni nedeniyle izleyicide Nazi dönemine dair bir çağrışım yaratır. Eğer bu karaktere “Bay Başkan” gibi bir sıfat verilmiş olsaydı, muhtemelen izleyici üzerinde bambaşka bir etki bırakırdı. Dolayısıyla mevcut seçim, filmin politik alt metnini güçlendiren ayrıntılar arasındadır.
Anakin’in Rüyası

Anakin Skywalker, rüyasında Padmé’nin doğum sırasında öleceğini görür. Bu, onun için önemli bir sınavdır. Endişeyle Yoda’ya danışır. Yoda ise korktuğu şeyleri serbest bırakmasını, gitmelerine izin vermesini öğütler. Ancak Anakin bunu kabul edemez. Padmé’nin ölümünü kabullenmek ona göre kaderine boyun eğmek anlamına gelir. Yoda ölümü kabullenmeyi önerirken, Anakin sezgilerine ve yazgısına direnmeye çalışır. Film, bu çatışmayı karanlık tarafa giden yolun ilk adımı olarak sunar: Kaderi kabullenmemek, kaçınılmaz sona karşı koymak, karakterin içindeki ışığı zayıflatır. Öte yandan, Şansölye’nin Anakin’i kendi temsilcisi olarak seçmesi Jedi Konseyi içinde rahatsızlık yaratır. Anakin’e duyulan güven sarsılır; onun gerçekten “seçilmiş kişi” olup olmadığı bile sorgulanmaya başlanır.
Kehanete göre Sith’i yok edecek olan Anakin’dir, ancak bu inanç giderek zayıflar. Yine de olayların sonunda kehanet gerçekleşir: Anakin, gerçekten de Sith’i yok eder. Film bu noktada kaderi sorgulayan karakterlerin, sonunda onun kaçınılmazlığıyla yüzleşmesini işler. Verdiği mesaj nettir: “Kaderine karşı koyamazsın, en doğrusu onu kabullenmektir.” Anakin’in karanlık tarafa geçmesinin en büyük gerekçesi Padmé’yi kurtarma arzusudur. Bu aslında bir tür özveridir. Aydınlık tarafın özgeciliğini andırsa da, burada özveri karanlık niyetlerle kesişir. Bu yönüyle film, klasik kahraman mitinde yüceltilen özgeci tutumu tersyüz eder. Sith’in Anakin’e söylediği gibi, başkalarına ölümsüzlük bahşetme arzusunun sonunda kendi ölümüne yol açması da trajik ve ironik bir duruma işaret eder. Film, özveriyi kutsarken bir yandan da onun karanlığa açılan bir kapı olabileceği mesajını verir.
“Gücü Ele Geçirenler, Onu Kaybetmekten Korkarlar!”

Aslında bu slogan yalnızca Star Wars serisine özgü değildir. Örneğin, Yüzüklerin Efendisi de benzer bir mesaj verir. Frodo’nun en önemli farkı, güce direnmesidir. Çoğu kişi yüzüğü parmağına taktığında ya da taşıdığında karanlık tarafın etkisine karşı daha savunmasız hâle gelir ve sonunda da ona teslim olur. Çünkü en temel içgüdüler ve ölümsüzlük gibi mitsel arzular, güç tarafından yönlendirilir. Filmin temel argümanına göre, bundan kurtulmanın yolu liberalizmin güçler ayrılığı ilkesindedir. Gücün tek bir kişi ya da kurumun elinde toplanması yerine dengelenmesi, istikrar ve temel hakların güvencesi olarak görülür. Güce karşı özgeci bir direnç göstermenin etik olduğu ve iktidarın asıl kaynağının da bu sayılması gerektiği düşüncesi liberal anlayışla uyumludur.
Sith’in İntikamı’nın arka planında bir iktidar mücadelesi vardır. Bu çekişme Cumhuriyet’i zayıflatır ve güvensiz hâle getirir. Jedi Konseyi, Şansölye’nin gidişatından kuşkulanır ve onun diktatöre dönüştüğünü fark eder. Bu duruma karşı bir şeyler yapılması gerektiği açıktır; ancak mücadele merkezinin iktidar olması, sürecin kaçınılmaz şekilde yozlaşmaya yol açacağını gösterir. Jedi Konseyi’nin bilge üyesi Yoda, herkesi sakin olmaya çağırarak bu kaygıyı dile getirir. Ne var ki Jedi Konseyi haklı çıkar: Şansölye aslında bir Sith’tir ve Cumhuriyet’i karanlığa sürükleyip imparatorluk ilan eder.

Bu geçiş süreci, demokrasinin sona erdiği ve diktatörlüğün başladığı an olarak nizami ve etkileyici bir şekilde gösterilir. İmparatorluk, açıkça “güvenli ve iyi bir yaşam için” kurulduğunu savunur. Şansölye’nin konuşması ve tavrı Hitler’i andırırken, aynı zamanda cumhuriyetçi Bush’u da çağrıştırır. Sürekli alkışlar duyulur. Padmé ise bu durumu, “Demek özgürlük böyle ölüyormuş, tezahürat ve alkışlar eşliğinde,” diyerek yorumlar. Söz konusu sahne, Amerika’nın Irak işgali ve Bush’un “Bizden olmayanlar onlardandır” gibi ötekileştirici söylemleriyle örtüşür. Dolayısıyla filmin bu kısmı Bush yönetimine yönelik bir eleştiri olarak da okunabilir, ancak George Lucas bu yorumu reddetmiştir.
Obi-Wan Kenobi ile artık Darth Vader’e dönüşmekte olan Anakin, lavların aktığı cehennemvari bir ortamda dövüşür. Bir yanda imparatorluk, öte yanda demokrasi ve cumhuriyet temsili vardır. Anakin, kaderine karşı gelerek aslında korktuğu şeyi gerçekleştirir: Padmé’nin ölümüne giden süreci başlatır. Korkusu arttıkça daha büyük karanlıkların içine saplanır. Sonunda Kenobi, “Yüksekte olduğunu” ve “her şeyin bittiğini” söyler ama Anakin kibirle bunu kabul etmez ve atlar; Kenobi de onun bacağını keser. Anakin ateşle cezalandırılır ve böylece dönüşüm süreci başlar. Anakin, elleri ve ayakları kesilmiş, yarı insan yarı robot bir varlık hâline gelir.
Genel olarak Yıldız Savaşları serisi, özellikle Sith’in İntikamı, feodalizmden kapitalizme geçişi ve liberal değerlerin yükselişini yüceltir. Filmdeki iyi-kötü kodları ve bunların algılanışı zamanla değişiklik gösterebilir. Buna rağmen George Lucas’ın mitolojiyi bilimkurguyla harmanlama çabası başarılıdır. Kahramanın yolculuğu ise asla kolay değildir; büyük mücadelelerle doludur.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
