İnsanlık olarak her zaman “ötesini” merak ettik. Dağların ardını, okyanusların sonunu, atmosferin dışını… Bilimin gelişmesiyle birlikte merakımızın sınırı da arttı. Şimdilerde kendi evrenimizin ötesini ve o ötelere geçip geçemeyeceğimizi hayal eder olduk.
Bilimkurgu bizi yıllardır yıldız geçitlerinden içeri sokuyor, paralel dünyalara fırlatıyor ya da kara deliklerden başka boyutlara taşıyor. Peki, bu büyüleyici senaryoların ne kadarı bilimsel, ne kadarı hayal ürünü?
Eğer bir gün bu evrenden sıkılıp “başka bir yere” gitmek isterseniz, yanınıza almanız gereken teorik harita aşağı yukarı şöyle…
Uzay-Zamanın Kestirmeleri: Solucan Delikleri

Bilimkurgunun en sevdiği ulaşım aracı kuşkusuz solucan delikleri. Bilimsel adıyla Einstein-Rosen Köprüsü olarak da bilinen bu yapılar, uzay-zamanın kâğıt gibi katlanmasıyla oluşuyor. Şu meşhur kâğıt katlama örneğini tekrar etmeye gerek yok. Ancak bir sorunumuz var: Doğa, bu tünellerin açık kalmasından pek hoşlanmıyor.
Matematiksel olarak bir solucan deliği oluştuğu anda kendi üzerine çökmeye meyilli. Onu açık tutmak için bildiğimiz hiçbir şeye benzemeyen, “negatif enerji” yoğunluğuna sahip egzotik maddeye ihtiyacımız var. Henüz laboratuvarlarımızda böyle bir maddeyi üretip “kapıyı açık tutun” diyemiyoruz ama denklemler bunun imkânsız olmadığını gösteriyor.
Kara Deliklerin Arka Kapısı: Ak Delikler

Bir kara deliğin içine düşerseniz ne olur? Genel göreliliğe göre yok olursunuz. Ancak bazı fizikçiler, kara deliklerin birer giriş kapısı olabileceğini de savunuyor. Kara deliğin merkezinde yer alan o sonsuz yoğunluktaki tekillik noktası, belki de başka bir evrene açılan tahliye borusu.
Burada devreye ak delikler giriyor. Kara delikler her şeyi yutarken, ak deliklerin ise her şeyi dışarı püskürttüğü söyleniyor. Bazı modeller, her kara deliğin diğer ucunda, başka evrenlerin içinde patlayan bir ak delik olduğunu öngörüyor. Belki de bizim evrenimizdeki Büyük Patlama, başka bir evrendeki devasa bir kara deliğin “çıkış kapısıydı.” Ne yazık ki bu seyahat tek yönlü; geri dönüp “oralarda hava nasıl?” diye haber verme şansınız pek yok.
Zarların Arasındaki Boşluk: Çoklu Evrenler

Modern fizik, özellikle de Sicim Teorisi, evrenimizin üç boyutlu basit bir yapıdan çok daha fazlası olduğu fikrinde. Bu teoriye göre bizler, çok daha yüksek boyutlu bir “yığın” (bulk) içinde yüzen üç boyutlu zarların (branes) üzerinde yaşıyoruz.
Evrenimizi, devasa bir odada asılı duran çarşaf gibi düşünebilirsiniz. Hemen yanımızda, santimetrenin milyarda biri kadar yakınımızda başka bir çarşaf (başka bir evren) daha asılı olabilir. Ancak biz sadece kendi çarşafımızın üzerinde hareket edebildiğimiz için onu göremeyiz. Üst evrene geçmek, boyutlar arası bir sıçrama yapmayı gerektiriyor. Eğer bir gün kütleçekimini tam olarak kontrol edebilirsek (çünkü kütleçekimi zarlar arasından sızabilen tek kuvvet), belki de komşu evrene bir mesaj gönderebiliriz.
Kuantumun Belirsiz Kapıları

Son olarak, her an milyarlarca kez gerçekleşen ama fark etmediğimiz o ihtimalden bahsedelim: Kuantum Dünyası. Hugh Everett’in “Çoklu Dünyalar” yorumuna göre, yaptığınız her seçimle evren yeni dallara ayrılıyor. Siz bu yazıyı okumaya devam ederken, bir başka versiyonunuz çoktan sekmeyi kapatmış bile olabilir.
Teorik olarak, atom altı parçacıkların yaptığı “kuantum tünelleme” (bir engeli içinden geçerek aşma) olayını makro ölçekte gerçekleştirebilseydik, bir evrenden diğerine sadece “niyet ederek” ya da doğru frekansı bularak geçebilirdik. Kuantum dünyasında bir elektron, önündeki bir enerji bariyerini (bir duvarı) sanki orada hiç yokmuş gibi aşabilir. Buna kuantum tünelleme diyoruz. Ancak bir insan, yaklaşık 7 oktilyon atomdan oluşuyor. Tek bir atomun tünelleme yapması bile nadir bir olayken, vücuttaki tüm atomların aynı anda tünelleme ihtimali, sıfır olmasa da çok ama çok düşük bir ihtimal.
Sonuç

Kısacası; şu an için başka bir evrene geçmek, bir kâğıt gemiyle okyanusu aşmaya çalışmaktan çok daha zor. Elimizde ne yeterli enerji var ne de uzay-zamanın dokusunu bükecek kadar büyük bir teknoloji. Ancak bilim tarihi, “asla” diyenlerin mağlubiyetleriyle dolu bir günlük gibi. Unutmamalıyız ki bir zamanlar Ay’a gitmek “delilik“, kıtalar arası anlık haberleşme ise “büyü” olarak görülüyordu.
Bugün teorik fiziğin denklemlerinde birer ihtimal olarak nefes alan her şey, yarının gerçeği olmaya aday. Sonuçta bir fikir matematiksel olarak tutarlıysa, bir gün gerçeğe dönüşmeyeceğinin garantisini kimse veremez.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
