welcome_to_teletext

Yükselişi ve Düşüşüyle Öncül Bir Teknoloji: Teletekst

“Yayın sona erdikten sonra Times gazetesinin sayfalarını aktaracak bir sistem oluşturmalıyız.”

Bir hikâyeye göre teletekst yayınları, BBC mühendislerine verilen işte bu talimatla başlamıştı. 60’ların sonuydu, günlük programın ardından gece boyunca vericilerin boş kalmaması için basılabilir bir sayfanın yayın üzerinden aktarılması isteniyordu. Bu amaca ulaşmak için yapılan çalışmaların sonunda neredeyse elli yıl boyunca sürecek olan ve Pazar günleri piyangomuza ikramiye vurup vurmadığını sayesinde öğrendiğimiz teletekst (TV sinyalleri üzerinden gönderilen bilgi sayfaları) adı verilen yayın standardı ortaya çıkmış oldu.

Tüm devrimci teknolojiler gibi teletekstin de nasıl başladığı kesin olarak belli değil tabii ki. Birçok şirket çeşitli amaçlarla uzaktan metin sinyalleri gönderme üzerine araştırma yapmaktaydı. Örneğin, telefon hatlarından sorumlu posta şirketleri doğal olarak abone sayısını arttırmak istiyordu. BBC’deki araştırmacılarsa işitme engelliler için altyazılı yayınlar başlatma niyetindeydi.

Çözüm, Philips’te çalışan mühendis John Adams’tan geldi: Sinyaller ‘dikey karartma aralığı’nda aktarılabilirdi. Tarayıcı ışının en alttaki satırı oluşturmayı bitirip ekranın üst kısmında yeni satırı oluşturmaya başladığı ana değin geçen o kısa zaman dilimine metin bilgisi sıkıştırılabilirdi. Elektroniğin baş döndürücü hızı göz önüne alındığında epey büyük sayılabilecek bu boşluk, metin sinyallerini aktarmak için kullanılabilirdi. Kısaca TV ekranındaki iki kare arasına bilgi sıkıştırmak mümkündü. Bu çözüm o gün için maliyetli olmasına karşın BBC, Ceefax adını verdiği ilk teletekst sistemini dünyaya duyurmakta gecikmedi. Rakip şirketler de kendi sistemlerini ilan ettiler: ORACLE ve Prestel. Başlangıçta bu sistemler için herhangi bir standart mevcut değildi, bu yüzden piyasa öncelikle hangi sisteme yatırım yapacağını bilemedi. Ama sonunda bir standart üzerinde anlaşıldı ve kısa zamanda tüm dünyaya yayıldı. Teletekst macerası böylece başlamış oldu.

Ceefax resmi olarak 1976 yılında yayına başladı. Ancak bu yayını izleyebilmek için televizyonun üstüne ayrı bir cihaz takmak gerekiyordu. Kısa süre içinde teletekstli televizyonlar piyasaya çıktı ve böylece izleyici sayısı arttı. 1982’lere gelindiğinde özellikle de taşınabilir televizyonlar üzerinde (pahalı setler biraz daha geriden gelmekteydi) hem Ceefax hem de ORACLE yayınlarını almak mümkün hâle gelmişti. Teleteks kısa sürede serpilip gelişti. Hatta Beeb adında bir şirket, BBC Acorn mikro bilgisayarı üzerinde çalışan tele-yazılımlar bile çıkarmaya başlamıştı. Oyuncular bir anten ve küçük bir dekoder ile teletekst üzerinden program ve oyunları indirebiliyordu. Üstelik bu servis 1980’lerin sonlarına kadar da sürdü. Yine de teletekst yayınlarının çok fazla geliştirildiği söylemez. Elbette daha gelişmiş standartlar oluşturuldu ama şirketler bunlara uyumlu alıcılar üretmek için gönülsüz davrandılar. Bu nedenle teletekst yayınları pikselli ve parazitli karakterlerden ibaret olmaya devam etti.

Öyle ya da böyle teletekst formatı, diğer yayın sistemlerine göre bariz avantajlara sahipti. Son dakika haberlerini, maç sonuçlarını ve borsayı anında güncel olarak duyurabiliyor, hatta kimi zaman bilgi iletiminde hayati bir rol üstlenebiliyordu. Sayfaya aynı anda kaç milyon kullanıcının erişmeye çalıştığının teletekst için bir önemi yoktu. Yayınlar alıcıların sayısından bağımsızdı. İnternet sitelerine ulaşım belli bir sayının üzerine çıktığında, yayınlar çökebilmektedir. Teletekstte böyle bir sorun yoktur, çünkü yayın bir kez yapılır ve alıcı sayısı önemli değildir.  New York’taki ikiz kulelere yapılan 11 Eylül saldırıları sırasında web siteleri çökünce birçok kişi haber almak için Ceefax’ı kullanmıştı.

Ülkemize Teletekstin gelmesi 90’lı yıllarda gerçekleşti. İlk yayın ‘Telegün’ adı ile TRT tarafından 1990 yılında başlatıldı. Özel kanalların çoğalmasıyla da birçok yayıncı kendi teletekst servisini açtı. Teletekst yayınları mükemmel değildi elbette. Birden fazla sayfa aynı anda gösterilemediğinden belli bir sayfaya ulaşmak için uzun süre beklemek gerekebiliyordu. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Sayfalar, kareler arasındaki boşluklara kodlandığı için diyelim beş yüzüncü sayfayı görüntülemek isteyen bir kullanıcı, televizyon setinin ilgili kareler arasındaki bilgiyi kaydetmesini beklemek zorundaydı. Yani sayfaların yüklenmesi, özellikle de sayfalar birbirinden uzaksa gecikebiliyordu. Ayrıca, veriler atmosfer boyunca TV sinyalleriyle iletildiği için parazit sorunu da ortaya çıkabiliyordu. Sayfalar doğru yüklenmiyor, karakterler bozuluyordu. Özellikle de finans sayfalarını takip edenler bu durumdan oldukça şikayetçiydi.

Yaşınız küçükse ya da daha renkli, canlı sosyal olaylara ve oyunlara ilgi duyuyorsanız, teletekst pek de size hitap eden bir teknoloji değildi. Kaba piksellerden ve çiğ renklerden oluşmuş bu statik sayfalar fazlasıyla sıkıcıydı. Teletekst sayfalarının görüntülenmesi için televizyon kumandası üzerindeki TXT tuşuna basmak yeterliydi. Ekrana gelen menüden dilediğiniz sayfayı seçer ve kumanda üzerinde tuşlardınız. Böylece en güncel bilgilere çabucak ulaşmış olurdunuz. Elbette birtakım oyunlar, şakalar ve sürpriz içerikler de barındırıyordu bu medya. O zamanın pikselli dünyası için bütün bunlar oldukça havalı sayılsa da, teletekstin günümüzün hızlı internetiyle yarışması söz konusu bile değildi.

Modası geçmiş olsa da günümüzde bu teknolojinin hayranları hâlâ mevcut ve onu yaşatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. İnternet üzerinden simülasyon teletekst sayfaları oluşturuyor ve teletekst formatında hayran resim yarışmaları düzenliyorlar. Kısacası teletekst, kısa bir süre parlayıp ardından da sönümlenen öncül bir teknolojiydi. Buna rağmen günümüzde teletekst yayınlarına devam eden TV kanallarına rastlamak mümkün. Evet, bugünlerde pabucu dama atılmış olabilir, ancak internet, telefon ve uydu şebekesinin tümüyle çöktüğü küresel bir felaket sırasında uygarlığın yegane iletişim aracı hâline gelip tekrar o eski görkemli günlerine de kavuşabilir…

Yararlanılan Kaynaklar:

Yazar: Sinan İpek

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var.

İlginizi Çekebilir

Güldür Güldür’den 10 Bilimkurgusal Skeç

2013 yılında ilk olarak Fox’ta yayımlanan Güldür Güldür, 10. yılını geride bıraktı. Sunuculuğunu Kemal Sunal’ın …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et