Zaman yolculuğu, bilimkurgunun en çok başvurulan ama aynı zamanda en fazla tartışılan temalarından biri. Her yeni anlatı, ister istemez aynı soruyu yeniden gündeme getiriyor: Bu sefer gerçekten tutarlı mı? Pek çok yapım zamanla oynamanın teknik yönlerine odaklanırken, Steins;Gate bu meseleyi daha kişisel bir düzleme taşıyor. Animeyi ayrıcalıklı kılan da tam olarak bu: zamanı bir mekanik unsurdan ziyade, insanın omuzlarına binen bir deneyim olarak ele alması.
İlk bölümlerde karşımıza çıkan dünya son derece sade ve gündelik. Akihabara’daki küçük bir dairede buluşan arkadaş grubu, kendilerine “Future Gadget Laboratory” adını veriyor ve tuhaf icatlarla vakit geçiriyor. Rintarou Okabe’nin abartılı “çılgın bilim insanı” tavırları, Mayuri’nin saf ve sıcak enerjisi, Daru’nun mizahı derken anlatı ilk anda büyük bir bilimkurgu hikâyesinden çok, karakter merkezli bir yaşam kesiti hissi uyandırıyor. Bu bilinçli yalınlık, izleyiciyi evrenin içine yavaşça çekmenin ilk adımı.

Hikâyenin merkezindeki fikir ise son derece basit bir noktadan doğuyor: geçmişe kısa mesaj göndermek. Alışıldık “makineye girip zamanda yolculuk yapma” hikâyelerinden farklı olarak, bu yöntem daha küçük ölçekli ve daha kontrollü görünüyor. Belki de bu nedenle başlangıçta masum ve zararsız hissettiriyor. Karakterler bu gücü dünyayı değiştirmek için değil, yalnızca meraklarını gidermek amacıyla kullanma derdinde. Ne var ki küçük müdahaleler zamanla birikmeye başlıyor. Gönderilen her mesaj, yapılan her oynama, zaman çizgisinde silinmez izler bırakıyor. Bu noktada anime, izleyiciye şu duyguyu güçlü bir şekilde hissettiriyor: Hiçbir müdahale sanıldığı kadar küçük değil.
Yaşananları yalnızca Okabe’nin hatırlayabilmesi ise onu diğerlerinden ayıran, aynı zamanda giderek yalnızlaştıran bir yük hâline geliyor. Zamanla bu bilgi, taşıdığı en ağır sorumluluğa dönüşüyor. Okabe farklı zaman çizgileri arasında ilerledikçe hem olayların hem de hayatların değiştiğini fark ediyor. Böylece anlatı, teknik bir bilmeceden çıkarak ahlaki bir sorgulamaya dönüşüyor. Bir nevi mesele “ne yapılabilir?” sorusundan ziyade “ne yapılmalı?” sorusuna evriliyor.

Bir insan, başkalarının hayatını daha iyi hâle getirmek için ne kadar ileri gidebilir? Ve belki daha sarsıcı olanı, bu müdahalelerin sonuçlarına katlanmaya hazır mı? Okabe’nin bazı anları geri alabilmek için tekrar tekrar denemesi, bir kurtarma çabasından çok, vicdanla verilen bir mücadeleye dönüşüyor. Zaten zaman yolculuğu da bu aşamada karakterin iç dünyasını yansıtan bir ayna olarak karşımıza çıkmaya başlıyor. Steins;Gate’in anlatı omurgası büyük ölçüde karakter ilişkileri üzerine kurulu. Bilimsel teoriler, komplo unsurları ve zaman çizgileri, aslında bu ilişkilerin etrafında şekilleniyor. Okabe’nin “çılgın bilim insanı” kimliği zamanla bir maskeye bürünüyor; insanlarla arasına koyduğu bir savunma hattı gibi. Hikâye ilerledikçe maskenin çatladığını, yerini daha kırılgan ve yorgun bir ruh hâline bıraktığını izliyoruz.
Kurisu, bu noktada anlatının denge unsuru hâline geliyor. Rasyonel düşünceyi, sorgulamayı ve bilimsel mesafeyi temsil ediyor. Okabe ile arasındaki atışmalar yalnızca eğlenceli diyaloglardan ibaret değil, dizinin bilim ile duygu arasındaki gerilimini yansıtan küçük çatışma alanları. Ortaya çıkan bu karşıtlık, hikâyenin düşünsel derinliğini besleyen önemli bir damar. Mayuri ise anlatının duygusal merkezi. Varlığı, yapılan her zaman müdahalesinin gerçek ve geri döndürülemez bir bedeli olduğunu hatırlatıyor. Zaman çizgileri değişse bile, Mayuri’nin temsil ettiği masumiyet ve süreklilik fikri dizinin duygusal omurgasını ayakta tutuyor.

Dizinin en çarpıcı yönlerinden biri de tonundaki dönüşüm. Başlangıçta gündelik bir ritimle ilerleyen hikâye, orta bölümlere gelindiğinde belirgin biçimde karanlıklaşıyor. Önemsiz gibi görünen ayrıntılar, birer birer anlatının kilit noktalarına bürünüyor. Üstelik bu değişim ani bir kırılmayla değil, yavaş ve sindirerek gerçekleşiyor. Belki de bu nedenle yaşanan dramatik anlar daha sarsıcı; çünkü izleyici olarak kurulan bir dünyanın çözülüşüne tanıklık ediyoruz.
Sonuç olarak Steins;Gate, insanın seçimleriyle, pişmanlıklarıyla ve sorumluluk duygusuyla yüzleşmesini merkeze alan güçlü bir hikâye. Geçmişi değiştirmenin bir özgürlük değil, bilakis ağır bir yük olabileceğini yüzümüze haykırıyor.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
