Salı , 27 Şubat 2024
star-trek-discovery

Dördüncü Sezonuyla Star Trek: Discovery

[alert type=”red”]SPOILER UYARISI[/alert]

Star Trek: Discovery‘nin dördüncü sezonu da bitti. Özellikle sezonun son bölümleri yoğun şekilde Arrival esintilerine sahipti ve bu da geride bıraktığımız üç sezonun aksine daha tatminkâr bir hikâye izlememizi sağladı. 10-C adlı dünya dışı gelişmiş canlı türü ile ilk temas çabalarının yanı sıra KMA’nın (Karanlık Madde Anomalisi) yol açtığı yıkım ve gezegeni yok olan Book’un Tarka ile ittifak kurması gibi yan hikâyeler dördüncü sezonun omurgasını oluşturdu.

Aslına bakılacak olursa, geçen sezonki Yanma (Burn) fiyaskosunun ardından yeni sezona KMA adlı benzer bir gizemle başlanması herkeste haklı endişelerin doğmasına yol açtı. Dizinin yarattığı gizemler bir noktaya kadar merak uyandırıcı olsa da, iş bu gizemlerin sebebine ve çözümüne geldiğinde senaristler sınıfta kalmaktan kurtulamıyordu. İlk sezondaki kırmızı melek Burnham’ın kendisi çıkmış, ikinci sezondaki gizem çılgın bir yapay zekâya bağlanmış, üçüncü sezondaki Yanma’nın altından da ağlak bir Kelpien fırlamıştı. Dolayısıyla dördüncü sezona dair yüksek bir beklenti yoktu ve bu da ilginç bir şekilde dizinin işine yaradı.

Orijinal Star Trek’in 10 yıl öncesini anlatma hedefiyle yayın hayatına başlayan dizi, ikinci sezonda yaşanan birtakım gelişmeler sonrası 900 yıl ileriye atlamış ve bu uzak gelecekte Federasyon‘un dağılma noktasına gelişini gözler önüne sermişti. Federasyon’u bitişin eşiğine getiren olay ise Warp motorlarının infilak etmesine yol açan ve tarihe “Yanma” adıyla geçen gizemli bir felaketti. Yabancısı oldukları bir gelecekte sudan çıkmış balığa dönen ekibimiz, üçüncü sezon boyunca hem bu felaketin nedenini bulmak hem de dağılan Federasyon’u bir araya getirmek için mücadele etmek zorundaydı.

Federasyon’u küllerinden doğurma uğraşları dördüncü sezonda da hız kesmeden devam etti. Hatta bu uğurda ciddi ilerlemeler de sağlandı. Ancak tam her şey yoluna girmeye başladı derken uzayda yaşanan bir anomali hesapları altüst etmekte gecikmedi. Karanlık Madde Anomalisi (KMA) olarak adlandırılan bu sıra dışı durum, yıkıcı kütle çekim etkileri nedeniyle önüne çıkan gezegenleri parçalıyor, milyarlarca canlının hayatını tehdit ediyordu. Çok geçmeden felaketin arkasında 10-C adı verilen gelişmiş bir uygarlığın madencilik faaliyetleri olduğu anlaşıldı ve bu bilinmeyen türe karşı nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğine yönelik hararetli tartışmalar başladı. Barışçıl bir ilk temas kurulmasını savunanlar ile yeni felaketler yaşanmaması için 10-C teknolojisinin yok edilmesi gerektiğini düşünenler arasındaki fikir ayrılığı, sezonun öne çıkan gerilimlerinden biriydi. Üstelik bu fikir ayrılığı sadece Federasyon üyelerini değil, doğrudan bireyleri de karşı karşıya getirdi.

KMA sonucu ana gezegeni Kwejian‘ı kaybeden Book, izolitik bir patlamayla felaketi durdurabileceğine inanan tekinsiz bilim insanı Tarka ile ittifak kurdu. Tabii bu kararıyla da soruna barışçıl bir çözüm bulunabileceğini düşünen Burnham ve ekibini karşısına aldı. Discovery önderliğindeki ilk temas girişimlerini sabote etmekten çekinmeyen Book ve Tarka ikilisinin uzun uğraşları, sezonun aksiyon ihtiyacını büyük oranda karşıladı. Çünkü her iki taraf da kendince haklıydı ve bu da Star Trek evreninin o özlenen etik ikilemlerini akla getiriyordu. 10-C adlı gelişmiş uygarlığın yaşama değer verip vermediği belirsizdi. Dahası onlara göre çok ilkel canlılar olabilirdik ve iletişim çabalarımız da boşa çıkabilirdi.

Bir sonraki KMA atımında Dünya ve Ni’Var da dâhil olmak üzere pek çok gezegenin galaksiden silineceği ortaya çıktığında durum daha da ciddileşti. Artık Discovery ekibinin hem başarılı bir ilk temas kurup felaketi önlemesi hem de Book ve Tarka ikilisinin sürdürdüğü yıkıcı gerilla savaşıyla baş etmesi gerekiyordu. Önlerinde duran bir diğer büyük sorun ise 10-C gibi ileri seviyede gelişmiş bir uygarlıkla nasıl iletişim kurulacağıydı. Zaten sezonun son bölümleri büyük oranda bu iletişim çabasına odaklandı ve ortaya da Arrival tadında seyirlik bir hikâye çıktı. Özellikle 10-C’nin feromon tabanlı bir iletişim yeteneğine sahip olduğunun anlaşılması hepimizi keyiflendirdi.

Dizi, ilk üç sezondan alışık olduğumuz senaryo formülünü bu sezon da yineledi. Bir gizem yarat, derinleştir ve sonunda da çözüme kavuştur… Bu bağlamda dördüncü sezon için ezber bozan herhangi bir yenilikle karşılaşmadığımızı söyleyebiliriz. Araya serpiştirilen bir bölümlük Tilly macerası ile gemideki yapay zekâ Zora’nın bilinç kazanma hikâyesi de tadımlık olmaktan öteye geçemedi. Başlarda sevimli bir karakter olmasına rağmen zaman içinde gevezelik yapmaktan başka meziyetini görmemeye başladığımız Tilly ile sezon ortasında vedalaşılması doğru bir karardı. Yine kuir aşıklar Gray ve Adira‘nın da yavaş yavaş geri plana itilmesini izledik. Gray’in gemiden ayrılışıyla beraber, zaten altı doldurulamayan ve sırf “ne kadar da çağdaşız” demek için eklemlendiği anlaşılan gereksiz bir aşk hikâyesi de sona ermiş oldu. Oysa sağlam bir kurgu bütünlüğü ile diziye büyük renk katabilirlerdi.

KMA yüzünden aralarına kara kedi giren Burnham ile Book’un yolları da sonunda ayrıldı. Tarka’yla el ele verip bir yığın Federasyon yasasını çiğneyen Book, KMA felaketi sonucu zarar görenlere yardım etmekle cezalandırıldı(!). Gemiden ayrılışı, zaten iyice acıların çocuğu modunda gezinen Burnham‘a ağlamak için fazladan bir neden daha vermiş oldu ve bu sözde acıklı durum seyircide pek de karışılık bulmuşa benzemiyordu. Ancak bir aşk biter, bir aşk başlar hesabı, Saru ile Ni’Var başkanı T’Rina arasında yeni bir aşkın filizlendiğini görmek heyecan vericiydi. Bu birlikteliğin evrimini ve hikâyeye katkı sunup sunmayacağını gelecek sezonlarda göreceğiz. Belki de sezon finalinin en dikkat çekici olayı, Star Trek hayranlığı ile bilinen politikacı Stacey Abrams‘ın Dünya Başkanı olarak karşımıza çıkmasıydı. Demokratların popüler bir ismine yer verilmesi Cumhuriyetçileri kızdırsa da, Star Trek’in hâlâ siyasetle haşir neşir olduğunu göstermesi açısından olumlu bir hamleydi.

Gelişmiş bir türle ilk temas kurma çabaları etrafında gelişen bölümleri saymazsak, Star Trek: Discovery yine bildiğimiz gibiydi. Fısır fısır konuşmalar, her yana serpiştirilmiş ajitasyon ve tabii ki altı doldurulamayan karakterler bu sezonda da bol miktarda mevcuttu. Star Trek: The Next Generation‘ın tek bölümünde çözülecek konuları koca bir sezona yedirmeye çalışmanın tipik sonuçlarını görmeye devam ettik. Hele de konuyu uzatmak için başvurulan bu yöntemler basit senaryo hilelerinden ibaret kalınca, diziye yönelik ilgi ve beklentiler de doğal olarak dibe çöktü. Hâl böyleyken, kötü sezonların ardından gelen ortalama bir sezon bile göze güzel göründü. Yani dördüncü sezonun alametifarikası biraz da burada yatıyordu, hepsi bu.

Önceki

Yazar: İsmail Yamanol

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…

İlginizi Çekebilir

picard sezon 3

Üçüncü Sezonuyla Star Trek: Picard

Star Trek, kırk yılı aşkın bir süredir büyük başarı yakalayan The Wrath of Khan‘ın gölgesinde …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et