bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri

Tarih: 21 Mart 2019 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Uzaylı İstilasının Ardından: Captive State

Captive State, enkaza gömülmüş zekice bir senaryoya sahip. Pek tutarlı değil gerçi, hatta bu açıdan biraz cılız kaldığını söyleyebiliriz. İki sene önce çekilmiş ve çıkış tarihi sürekli geciktirilmiş, olumsuz bir intiba yaratan sıkıntılı bir proje. İçerikteki bazı ipuçları filmin ekranlara kadar olan zorlu yolculuğu hakkında bazı ipuçları veriyor. Film genel olarak sinir bozucu olsa da izlemeye değer, çünkü kapatıp gitmektense insanı izlemeye davet eden bir parıltısı var.

Film alışılageldik bir kurgu ile başlıyor. Uzaylılar Dünya’yı istila etmiş; yıkımına, bölünmesine ve bolca toz toprağa yol açmış. Buraya kadar klişe olduğu doğru fakat muadillerinin pek yanaşmadığı yeni bir fikir üzerinde duruyor; istiladan sonrası… Uzaylıların neden geldiğini geçelim ve burada kalırlarsa ne olurdu sorusuna odaklanalım. Dünya hükümetleri ve uzaylılar arasında kırılgan bir anlaşma yapılsa? Ve istilacılar artık yeni yasama kuvveti olsa ve onların varlığı istatistiksel olarak daha güvenli bir toplum yaratsa ne olurdu? İşte film böyle ilgi çekici bir konsept içerisinde pek çok soru yaratıp bunları ustalıkla cevaplıyor.

2011’de Rise of The Planet of the Apes ile gişe rekorları kıran Rupert Wyatt, Captive State’de zaten günümüzde de ekonomik buhran ve yüksek suç oranları ile çalkalanan Şikago şehrine, yeni dünya düzeninin bu şehri nasıl etkileyeceğine odaklanıyor. Başrolde Ashton Sanders tarafından canlandırılan Gabriel isimli bir karakter var. Gabriel şehrin fakir bir semtinde yaşıyor ve bir fabrikada çalışıyor. İşi yasa dışı kabul edilen verileri dijital cihazlardan temizlemek. Kardeşi Rafe devlete karşı bir direniş organize ediyor, fakat Rafe öldükten sonra Gabriel kaçma telaşına düşüyor.

Bu esnada yolu Mulligan (John Goodman) denen biri ile kesişiyor. Mulligan yerel bir polis memuru. Geçmişte karakterimizin babasıyla birlikte çalışmış. Memur amca yeni bir yeraltı hareketinin daha yükseldiğini hissediyor. Gabriel üzerinde de giderek daha korumacı ve dikkatli bir tutum kazanıyor. Karakterimize karşı şüpheli davranıyor. Film hakkında yadsınamayacak bir gerçek var ki bütçesinin müsaade ettiğinden fazlasını yapmaya çabalıyor, tabii 2010’da çıkış yapan Monsters kadar cüratkâr değil. Monsters, 500.000 dolarlık bütçesi ile bir uzaylı istilasını konu alıyordu. Captive State ise çok katmanlı bir aksiyon filmi olarak pazarlandı. 25 milyon dolarlık bütçesiyle bunun dört katını gerektiren bir şeyler anlatıyor. Aksiyon hafif ve kurgu son derece ağır ilerliyor. Bu da büyük şeyler bekleyen izleyiciyi hayal kırıklığına uğratabilir.

Kurgudaki karmaşıklığın bir diğer sebebi de karakterler ile alakalı. Gabriel ve Rafe karakterleri çok hoş bir ikili ama senaryo hangisine ağırlık vermesi gerektiğine karar verememiş gibi görünüyor. Üstelik anlaşılmayacak kadar uzun bir süre boyunca da Gabriel karakteri ortadan kayboluyor. Bu ikisi filme duygusal bir ağırlık katsa da çatlamış dinamiği düzenleyebilmek için karakterlerin yükü azaltılmalıydı. Örneğin Gabriel karakteri sahiden sağlam bir yapıya sahip olmasına rağmen, senaryonun ona verdiğinden daha fazlasını taşıma eğilimine sahip ki son dakika dönüşlerine dayanan yapı Gabriel karakterinin ön plana çıkmasını engelliyor. Wyatt ve yardımcı yazar Erica Beeney, senaryoyu entrika ve şaşırtmaçlar ile baharatlamış, bizi yaklaşan büyük sürprize hazırlıyorlar. Aynı zamanda pek çok soru da var bu çeşnide, fakat film bunları yanıtlamakta aciz kalmış gibi.

Her şeyi bir kenara bırakırsak film garip bir şekilde sempatik görünüyor hâlâ. Kurgu belki aşırı biçimde sarmallanmış olabilir, ama içeriğinde zekice fikirler mevcut. Karakterler pek de gelişmiş sayılmaz fakat onları canlandırmak için donanımlı bir cast ekibi mevcut. Sonuç olarak Captive State eksik kurulmuş, bazı zamanlar sinir bozucu bir film. Ama farklı bir şeyler yapmaya çalışıyor ki bu takdire şayan bir çaba.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.