Uluslararası arenada “Turkish Star Wars” adıyla da bilinen Dünyayı Kurtaran Adam filminin çekim öyküsünü duymuş muydunuz? Dünyayı Kurtaran Adam, aslında absürt bir film olması amacıyla çekilmedi. Hatta tüm yapım ve çekim ekibi, işlerini son derece ciddiye aldı ve filmi tamamlayabilmek için yoğun uğraşlar verdi. Öyle ki, buna hırsızlık da dâhildi… Hadi gelin, çekim öyküsü bile film konusu olabilecek bu Türk işi (maalesef) absürt bilimkurgu filminin nasıl üretildiğini öğrenmek için tarihte bir yolculuğa çıkalım.
1980’de yaşanan askeri darbenin ardından, Türk sineması gözünü dünyaya çevirdi. Film yapımcıları ve yönetmenler, o dönemde gişeleri altüst eden yapımların başarılarıyla büyülenmişti. Bunlar arasında ilk iki filmi vizyona girmiş olan Star Wars üçlemesi de vardı. Bu filmler, yapımcılara büyük ilhamların yanı sıra elbette yeni fikirler de verdi. Türk sinemasının artık modası geçmiş aşk filmlerinden ve iyice bayatlamaya başlayan Yeşilçam melodramlarından kurtulması gerekiyordu. Üstelik Türk seyircisi de dünya sinemasıyla tanışmış ve Türk sinemasının fersah fersah geride kaldığını fark etmişti.

Tüm bu bileşenleri üst üste koyan vizyoner yönetmen Çetin İnanç ve yapımcı Kunt Tulgar, yenilikçi bir film için kolları sıvadı. Zira bir bilimkurgu filmi çekmeye karar verdiler… Ancak bir sorun vardı: Öykündükleri Star Wars filmleri milyonlarca dolarlık devasa bütçelere sahipti. Türkiye şartlarında böylesi bir bütçenin bulunması mümkün değildi. Ülke darbeden yeni çıkmıştı ve bir dar boğazın içindeydi. Bulunsa bile, Türkiye’deki sinema salonu sayısı bu bütçenin kendisini amorti etmesi için bile yeterli değildi. Kısacası, Türk işi bir uzay filmi düşük bütçeli olmalıydı. Ancak, doğası gereği dev prodüksiyon isteyen böylesi bir filmin düşük bütçeyle çekilmesi imkânsız görünüyordu.
Bu aşamada devreye, filmde başrol de oynayacak olan Cüneyt Arkın girdi. Cüneyt Arkın, zaten hâlihazırda Kunt Tulgar’ın sözleşmeli oyuncusuydu ve kendisiyle sekiz filmlik bir anlaşması vardı. Birlikte başarılı polisiye ve aksiyon filmlerine imza atmışlardı. Arkın’ın fikri şuydu: Geçmişte oynadığı tarihi filmlerde olduğu gibi, bu bilimkurgu filmi de karakter odaklı bir aksiyon içermeliydi. Fikri genel olarak dikkate değer bulununca hemen senaryo yazımına girişti. Kara Murat, Battal Gazi, Malkoçoğlu gibi filmlerde uygulanan matematiği bu sefer bilimkurguya uyguladı. Tabii ortaya da bol bol uzaylı dövdüğü bir senaryo çıktı. Hâlihazırda dünya çapında tanınmış bir aktör olan ve hatta James Bond seçmelerine bile katılan Cüneyt Arkın, filmde kale burçlarından değil de uzay gemilerinden atlayacaktı. Bizans askerleri yerine dünyayı işgal etmek isteyen uzaylılara girişecekti…

Filmin çekimleri için Kilyos sahilleri belirlendi. Düşük bütçeli olacak şekilde prodüksiyonu yapılan filme, her şeye rağmen o dönem için 300 bin dolar gibi dev bir bütçe ayrıldı. O yıllarda Türk sinemasında bir film ortalama 100 bin dolara çekiliyordu. Kilyos sahillerine, Türk sinemasında daha önce görülmemiş büyüklükte bir set kuruldu. Hatta birkaç büyük uzay gemisi maketi inşa edildi. Setin gerçekten de başka bir gezegende bulunan uzay gemisi üssü gibi görünmesi sağlandı. Bütçenin büyük kısmı da bu sete gitti. Ne var ki filme en büyük darbeyi doğa indirdi. Setin ve uzay gemisi maketlerinin inşasının bittiği gece Kilyos sahilini büyük bir fırtına vurdu. Dev dalgalar seti yerle bir etti, uzay gemileri ve dekorlar kullanılamaz hâle geldi.
Bu felaketin ardından Çetin İnanç ve Cüneyt Arkın acilen yapımcı Kunt Tulgar’ın yanına gitti. Setin ve uzay gemilerinin yeniden inşası için para lazımdı, ama bu projeye neredeyse bütün servetini yatırmış olan Kunt Tulgar, ekibe para yerine ancak fikir verebildi. Çekim yeri Kapadokya olarak güncellendi. Eşsiz doğal dokusu sayesinde başka bir gezegen izlenimi kolayca yaratılabilecekti. Üstelik o dönemde Kapadokya, şimdiki kadar tanınmıyordu. Bu fikir Çetin İnanç ve Cüneyt Arkın’ın da aklına yattı. Ancak fırtınada parçalanan uzay gemileri ne olacaktı?

Kunt Tulgar’ın buna bulduğu fikir de en az Kapadokya fikri kadar dâhiyane, ama etik dışıydı. Çetin İnanç’ın da önerisiyle, o dönemde ülkemizde oynayacak olan Star Wars filminin sahnelerini kullanmaya karar verdiler. Çetin İnanç, Star Wars: A New Hope filminin bir sinema kopyasını dağıtıcı firmadan istedi ve bobinler ekibin eline ulaştı. Bu aşamadan sonra devreye makaslar ve yapıştırıcılar girdi. Gece boyunca filmde kullanacakları sahneleri kesip biçtiler. Ertesi gün, film vizyona girmeden hemen önce bobinleri dağıtıcı firmaya teslim ettiler. Böylece filmin efekt sorunu da çözülmüş oldu. Ancak yine bir sorun vardı. Star Wars filmi 16:9 ölçülerindeydi. Türk sineması ise hâlâ 4:3 ölçülerinde film çekiyordu. Bu yüzden arka planda oynatılacak Star Wars görüntüleri bozulmuş ve daraltılmış bir şekilde ekrana yansıyacaktı. “O kadar kusur kadı kızında da olur” düşüncesiyle bu sorunu görmezden geldiler.
Üstelik çalınan tek görüntü Star Wars sahneleri de olmadı. Soyuz roketinin uzaya çıkışını gösteren haber görüntüleri, Euro International Films şirketinin logosundaki yenilikçi şehir tasarımı, When Two Worlds Collide (1951) filminin kızıl gezegen sahnesi ve Sodom and Gomorrah (1962) filminin çalışan işçiler kısmı da filmde kullanıldı. Öte yandan çok iyi bir film ve albüm arşivcisi olan Kunt Tulgar, arşivinde bulunan Indiana Jones, Ben-Hur, Flash Gordon gibi filmlerin müzik plaklarını da projede kullanılmak üzere yapım ekibine tahsis etti.

Çekimlerde Star Wars filminden alınan görüntüler, oyuncuların arkasındaki bir perdeye yansıtılarak oynatıldı. Hatta görüntülerde devamlılığa önem verilmedi ve arka fonda kesmeler bile görülebiliyordu. Uzay gemisi sahnelerinde kullanılan kask ise sokakta gördükleri motosikletli bir adamdan yarım saatliğine kiralandı ve dönüşümlü olarak Cüneyt Arkın ile Aytekin Akkaya‘nın kafasına takıldı. Filmde ne aranırsa vardı. Battlestar Galactica ve Forbidden Planet gibi filmlerden robot askerler kopyalandı. Mumyalar ve iskeletler gibi korku figürleri filmde yerini aldı. Sayısız filmden ve çizgi romandan yaratıklar, uzaylılar devşirildi; kostümler hazırlandı. Terzi ekibi hummalı bir çalışma içindeydi. Her gün çekimlerde kullanılan kostümler, çekimlerin ardından ya onarılıyor ya da yırtılarak kumaşlarından yeni kostümler dikiliyordu.
Çetin İnanç çekti, Cüneyt Arkın ve Aytekin Akkaya dövdü; iskeletler, koca ayaklar, robotlar, mumyalar dayak yedi. Ortaya da bu kült yapım çıktı. Film tam da şubat tatilinde vizyona girdi. O dönemde bilhassa çocuklar için müthiş bir olaydı. İlk kez Türk astronotlarla, uzay savaşçılarıyla karşılaşıyorlardı. Film, çalıntılar kısmı bir tarafa bırakılırsa kendisine harcanan emeğin karşılığını verdi. Yalnızca İstanbul gösterimlerinden bütçenin yarısı kotarıldı. Çetin İnanç filmden elde ettiği gelirle altına bir Alfa Romeo çekti. Kunt Tulgar artık bir Mercedes ve yazlık villa sahibiydi. Yapım firması Anıt Film, kiracısı olduğu binayı satın aldı. Cüneyt Arkın ise şöhretine şöhret kattı…

90’lı yıllarda filmin adı, dünya sinemasında bir anda ağızdan ağza yayılmaya başladı. Yurt dışından akademisyenler ve sinema yazarları birden filmle ilgilenmeye başladı. Hatta 2016 yılında sinema tarihçisi Ed Glaser, restore ederek filmin 2K çözünürlüğünde bir kopyasını hazırladı. Absürt sınıfında görülmesine rağmen çok zor şartlar altında ve üstün bir gayretle çekilmesi, Glaser’in filme ve film ekibine büyük bir saygı ve hayranlık duymasını sağladı.
Törkiş Sıtar Vors, Dünyayı Kurtaran Adam…
Aslında çekim macerasına dev bir prodüksiyonla başlanmış ama doğanın (belki de kaderin) bir oyunu sonucu sonradan çalıntı görüntü ve müzikleriyle dünya sinemasına geçmiş kült bir film o…
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
