gelismis insan ve ilkel uzayli filmleri bilimkurgu

İnsanların Teknolojik Açıdan Uzaylılardan İleri Olduğu 10 Bilimkurgu Filmi

Bilimkurgu sineması, ortaya çıktığı ilk günden bu yana insan–uzaylı ilişkisini çoğunlukla insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlatmanın bir aracı olarak kullanıyor. Kimi zaman bu ilişki açık bir savaş biçiminde kuruluyor; Independence Day gibi filmlerde uzaylılar, insanlığın doğrudan varoluşuna yönelen mutlak bir tehdit olarak konumlanıyor. Kimi zaman E.T. örneğinde olduğu gibi temas, saf bir dostluk ve empati üzerinden ilerliyor. Enemy Mine, bu temayı daha da ileri taşıyarak savaş koşulları altında bile bireysel düzeyde kurulabilen bir ilişkinin mümkünlüğünü gösteriyor. Diplomatik temasın merkeze alındığı örneklerde ise uzaylılar, galaktik siyasetin bir parçası olarak ele alınıyor. Ancak bu anlatıların neredeyse tamamında değişmeyen bir ortak zemin var: Uzaylılar teknolojik olarak her zaman insanlardan ileride.

Bu bir tesadüf değil. Uzaylıyı teknolojik olarak üstün konumlandırmak, insanlığı hem ahlaki hem varoluşsal bir sınavla karşı karşıya bırakmanın en kestirme yolu. İleri teknoloji; güç, tehdit ve bilinmezlik duygusunu aynı anda üretiyor. Böylece insan, ya direnen ilkel bir tür ya da henüz olgunlaşmamış bir medeniyet olarak resmediliyor. Her şeye rağmen bazı filmler bu ezberi tersine çevirmeyi göze alıyor. Bu eserlerde insanlık, gezegenler arası yolculuk yapabilen, ileri bilimsel ve mühendislik altyapısına sahip olarak karşımıza çıkıyor. Karşısındaki uzaylılar ise teknolojik anlamda daha geri, hatta kimi zaman ilkel veya evrimsel olarak henüz çok hücreliliğe yeni geçmiş, doğal bir ekosistemin parçası. İşte bu ters kurulum, bilimkurgunun alışıldık güç dengesini bozuyor ve anlatıyı karşılaşmanın ahlaki sonuçlarına yoğunlaştırıyor.

Gelin, insanlığın teknolojik açıdan uzaylılardan daha ileride olduğu 10 bilimkurgu filmine birlikte göz atalım.

Horror Express (1972)

Filmde İngiliz antropolog (Christopher Lee), Mançurya’da bulduğu 2 milyon yıllık insansı bir fosili Avrupa’ya götürmeye çalışıyor. Ancak fosil çözüldükçe, fosilin üzerinde bir parazit olduğu ortaya çıkıyor. Milyonlarca yıl önce Dünya’ya düşmüş ve buz altında kalmış bir uzaylı organizma bu. Varlık, insanların zihinsel yeteneklerini emerek onların bilgilerini edinebiliyor.

İnsanlar uzaylıdan bilimsel düşünce, alet kullanımı ve araştırma yöntemleri açısından ileride. Uzaylı ise bilinç düzeyinde bir varlık. Yapısı gereği teknoloji geliştirmeyen ama bireysel olarak tehlikeli bir canlı.

Alien Serisi (1979 – Günümüz)

Film serisi, insanlığın uzak gezegenlerde koloniler kurduğu ve yıldızlararası ticaret yaptığı bir gelecekte geçiyor. İnsanlar, bir yardım çağrısına yanıt vermek amacıyla gittikleri gezegende Xenomorph adlı son derece tehlikeli bir uzaylı türüyle karşılaşıyor. Xenomorphlar içgüdüsel olarak avlanan, üreyen ve öldüren yırtıcılar.

İnsanlar uzay yolculuğu, mühendislik, yapay zekâ, silah teknolojisi ve koloni altyapısı açısından gelişmiş durumda. Uzaylılar ise teknoloji üretmeyen vahşi birer hayvan.

Evolution (2001)

Bir meteor Dünya’ya düşüyor, içinden çıkan tek hücreli organizmalar olağanüstü bir hızla evrimleşmeye başlıyor. Milyonlarca yıla yayılması gereken biyolojik dönüşüm haftalara sıkışıyor; canlılar hızla çoğalıyor, biçim değiştiriyor ve insanlık için bir tehdide dönüşüyor. Film, bu süreci bilinçli bir istiladan çok, kontrolsüz doğa yasalarının sonucu olarak ele alıyor.

Evolution, uzaylıları teknolojik bakımdan üstün varlıklar olarak değil, adaptasyon yeteneği güçlü organizmalar biçiminde tasvir ediyor. Evrimleşiyorlar ama teknoloji üretmiyorlar; insanlar ise bilim, tıp ve kimya sayesinde üstünlüğünü koruyor. Çatışma zekâ ile değil, biyoloji ile teknoloji arasındaki mücadele üzerinden şekilleniyor.

Avatar (2009)

İnsanlık, Dünya’nın kaynaklarını neredeyse tamamen tükettiği bir noktada çözümü Pandora gezegeninde arıyor. Amaç, gezegenin son derece değerli kaynaklarını çıkarmak. Bu süreçte teknoloji, silah gücü ve endüstriyel akıl ön planda. Pandora, insanlık için yalnızca sömürülebilecek bir hedef.

Gezegenin yerli halkı Na’vi ise doğayla derin bir uyum içinde yaşayan, ileri teknolojiye dayanmayan bir uygarlık. Güçlerini makinelerden değil, ekosistemle kurdukları simbiyotik ilişkiden alıyorlar. İşte film, teknolojik üstünlük ile ekolojik denge arasındaki bu çatışmayı işliyor.

Monsters (2010)

Yapım, Dünya’ya düşen bir uzay sondasının ardından Orta Amerika’ya yayılan, bilinçli bir uygarlık kurmaktan ziyade ekosistem gibi davranan uzaylı yaşam formlarını merkeze alıyor. Filmde istila bir savaş anlatısı olarak değil, daha çok sınırlar, karantina bölgeleri ve insan hareketliliği üzerinden gösteriliyor.

Uzaylılar teknoloji üretmiyor; silahları, araçları ya da örgütlü bir uygarlıkları yok. Tehdit biyolojik. Karşılarında ise insana ait askeri güç, gözetleme sistemleri ve endüstriyel lojistik var.

Star Trek: Into Darkness (2013)

Filmde Yıldız Filosu ilkel bir dünyayla karşılaşıyor. Bu gezegende yaşayan halk henüz tekerleği bile icat etmemiş durumda. Gökyüzüne yükselen Atılgan’ı gören yerli halk, gemiyi ve mürettebatını tanrısal varlıklar sanarak tapınmaya başlıyor.

İnsanlar; uzay yolculuğu, enerji üretimi, tıp, iletişim ve mühendislik alanlarında son derece ileri. Buna karşılık gezegen sakinleri temel teknolojilerden bile yoksun. Bir nevi film, Kargo Kültü‘nün kültürel ve etik sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Europa Report (2013)

Bir grup astronot, Jüpiter’in uydusu Europa’da yaşam izleri aramak üzere göreve gönderiliyor. Keşif ilerledikçe, kalın buz tabakasının altında insanlıktan tamamen farklı bir ekosisteme ait yabancı yaşam formlarıyla karşılaşılıyor.

İnsanlar uzay mühendisliği, keşif teknolojileri, robotik sistemler ve bilimsel ölçüm araçları açısından üstün. Europa’daki canlılar ise varlıklarını, içinde bulundukları ekosistemin bir parçası olarak sürdürüyor. Anlatı, zekâyı ilerleme değil uyum üzerinden okumayı öneriyor.

Life (2017)

life 2017

Film, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan astronotların Mars’tan getirilen bir numuneyi incelemesiyle açılıyor. Numunedeki hücre canlandırılıyor ve kısa sürede ölümcül bir canlıya dönüşerek istasyondaki insanları tehdit etmeye başlıyor.

İnsanlar uzaylıdan bilimsel araştırma, laboratuvar teknolojisi, uzayda yaşam ve gözlem sistemleri açısından ileride. Zaten burada uzaylı organizmayı korkutucu kılan şey zekâ değil, biyolojik adaptasyon yeteneği.

Prospect (2018)

Film, uzak bir gezegenin uydusunda değerli madenler çıkarmaya çalışan insanları anlatıyor. Zehirli atmosferi ve ölümcül ekosistemiyle bu yabancı dünyada hayatta kalmak başlı başına bir mücadele; doğanın kendisiyse en büyük tehdit.

İnsanlar madencilik teknolojileri, uzay giysileri, silahlar ve taşımacılık alanlarında üstündür. Buna karşılık yerel türler ilkel yaşam formları. Bu açıdan film, teknolojik ilerlemenin doğa karşısındaki kırılganlığını gösteriyor.

Mickey 17 (2025)

Film, insanlığın başka gezegenleri kolonize ettiği ve klonlama teknolojisini günlük yaşamın parçası hâline getirdiği bir gelecekte geçiyor. Mickey, tehlikeli görevler için defalarca klonlanan bir işçi. Ancak kolonizasyon için gidilen son gezegendeki yerel yaşam formları beklenenden daha çetin ceviz çıkıyor.

İnsanlar uzaylılardan teknoloji ve endüstriyel üretim açısından ileride. Uzaylılar ise gezegendeki ekosistemin bir parçasından ibaret.

Halil Alpaslan Hamevioğlu

İçsel yolculuğuna 1980'de Polatlı'da başladı. 80'ler ve 90'ların göbeğinde yetişti. O devrin her bireyi gibi bilimkurguyu video kasetlerden tanıdı. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyası iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamında da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördü. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulu bitti ve hem gördüklerini hem de yaşadıklarını yeni nesillere aktarmak istedi. Öğretim görevlisi oldu. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğinde ülke sınırlarını aştı ve kendini Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldu. Yazmayı hep sevdi. Âşık olduğu bilimkurgu ile yazma hobisini ise burada birleştirdi.

İlginizi Çekebilir

Princess_of_Dune

Taht, Çöl ve Sessiz Mücadeleler: Dune Prensesi

Dune Prensesi, Brian Herbert ve Kevin J. Anderson imzalı Dune Kahramanları serisinin üçüncü romanı. Kitap …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir