aporia kapak

Aporia: Modern Bir Antik Yunan Tragedyası

“Bir hayat kurtarmak uğruna başka bir hayat almaya değer mi?”

Bu soru, Antik Yunan tragedya geleneğinde defalarca soruldu. Şimdi aynı soru 2023 yapımı Aporia ile yeniden karşımızda. Ancak tanrılar yerine bilim, kâhinler yerine kuantum mühendisleri, kehanetler yerine teknolojik hesaplamalar eşliğinde. Jared Moshé’nin çarpıcı bilimkurgu draması, zaman ve ahlak arasında sıkışmış karakterleri üzerinden hem modern çağın vicdan krizini hem de Antik Yunan’ın zamansız trajik çatısını yeniden canlandırıyor.

Aporia, tıpkı adını aldığı felsefi terim gibi bizi içinden çıkılamaz bir zihinsel düğümle baş başa bırakıyor. Zaman yolculuğu fikrini etik ve psikolojik bir ağırlık olarak ele alan film, sessiz bir tokadı andırıyor. Bilimkurgunun düşünsel tarafına göz kırparken aynı zamanda aile, yas, sevgi ve ahlak gibi evrensel temaları da cesurca işliyor. Nihayetinde hepimizi şu sorunun peşine düşürüyor: “Sırf yapabiliyor olmamız, yapmamız gerektiği anlamına gelir mi?”

2023 yılında vizyona giren Aporia, bağımsız sinemanın sakin ama güçlü örneklerinden biri. Başrolleri Judy Greer (Sophie), Payman Maadi (Jabir) ve Edi Gathegi (Mal) paylaşıyor. Sophie’nin eşi Mal, bir trafik kazasında hayatını kaybediyor. Sophie, kızlarıyla birlikte hayata tutunmaya çalışırken kocasının yakın arkadaşı Jabir’in yaptığı inanılmaz bir itirafla sarsılıyor: Jabir, zamanda geri giderek belirli anları değiştirebilen deneysel bir silah geliştirdiğini açıklıyor. Sophie, eşinin ölümünden sorumlu olan adamı geçmişte öldürerek Mal’i kurtarmayı kabul ediyor. Ancak bu karar, zincirleme bir dizi etik, psikolojik ve fiziksel sonucu da beraberinde getiriyor.

Film, klasik anlamda bir “zaman yolculuğu” anlatısı değil. Buradaki cihaz geçmişe ışınlanmak yerine, geçmişteki birini öldürebilen bir tür kuantum silahı. Bu fark, hikâyeyi bilimkurgu türünden çıkarıp etik ve psikolojik bir soruşturma alanına dönüştürüyor. Aporia, “zaman yolculuğu” kavramını âdeta ters yüz ediyor. Alışık olduğumuz bol efektli, aksiyon yüklü yapımlardan farklı olarak bilimi arka planda bırakıyor. Zira önemli olan cihazın nasıl çalıştığı değil, çalışmasının doğurduğu ahlaki sonuçlar. Zaten filmin bilimkurgusal yönü teknolojiden ziyade bu teknolojinin sıradan insanlar üzerindeki etkisiyle şekilleniyor. Jabir’in icat ettiği cihazın teknik yönü belirsiz, ancak bu belirsizlik filmi zayıflatmıyor, aksine bilimkurguyu bir araç olarak kullanıp ana meseleye -insan olmanın zorluğu- odaklanıyor.

Aporia, kaybın ne kadar kişisel ve parçalanmaya açık bir süreç olduğunu yalın ve dürüst bir şekilde gösteriyor. Sophie’nin yas süreci, sıradan bir melankoliden öteye geçiyor; varoluşsal bir bunalım, bir kimlik çözülüşüne dönüşüyor. Kararlarının sonuçları onu giderek yalnızlaştırıyor ve daha da önemlisi, kendisiyle olan bağını koparıyor. Bu noktada kendimizi şu sorularla baş başa buluyoruz: Sevdiğimiz birini geri getirmek uğruna başkasının hayatını almak ne kadar meşru? Üstelik o kişinin gerçekten de bir katil olup olmadığı bile belli değilse? Anlaşılacağı üzere film, iyi-kötü ikiliğine karşı durarak izleyiciyi gri bölgelerde boğuyor. İsmiyle bile Antik Yunan düşüncesine gönderme yaptığı çok açık. “Aporia“, felsefede (Yunanca) bir düşüncenin çözümsüzlüğünü anlatıyor ve film boyunca Sophie’nin karşılaştığı her ahlaki durum tam anlamıyla birer aporia örneği.

  • Hamartia – Trajik Kusur: Sophie’nin trajik kusuru, sevdiği kişiyi geri getirmek uğruna “yapılmaması gerekeni yapması.” Tıpkı Oedipus’un geçmişi kazıması gibi, Sophie de geçmişe müdahale ediyor. İyi niyetli ama kaderi o müdahale ile mühürleniyor.
  • Hubris – Tanrılara Meydan Okuma: Zamana hükmetmek, ölüme müdahale etmek, klasik anlamda hubris yani kibir. Yunan tragedyalarında tanrılara meydan okuyan kahramanlar düşer. Aporia’da Sophie, tanrılara değilse bile doğanın düzenine karşı geliyor. Sonuç ise içsel bir çöküş oluyor.
  • Anagnorisis – Farkına Varış: Sophie, finalde yaptığı seçimin yalnızca Mal’i değil, kızını, kendisini ve etrafındaki gerçekliği de değiştirdiğini anlıyor. Ancak tıpkı Antigone ya da Medea gibi bu farkındalık geri dönüşsüz.
  • Catharsis – Arınma: İzleyici, Sophie’nin düşüşünü izlerken yalnızca bir kadının acısına değil, kendi vicdanının sınırlarına da tanıklık ediyor. Film bittiğinde mutlu değiliz, ama düşünsel olarak arınmış hissediyoruz.

Bu yönüyle Aporia, bilimi kutsal bir obje gibi sunmuyor. Bilimsel gelişme, burada daha çok Prometheus’un ateşi gibi: İnsanlığa fayda sağlama amacıyla sunulan ama beraberinde yıkım getiren bir güç. Aynı Antik Yunan tragedyalarında olduğu gibi, burada da bilgi bir lanet gibi işliyor. Sophie, Mal’i geri getiriyor, ama yeni gerçekliğin ona ait olup olmadığını anlamaya çalışırken kendi ruhunu da yitiriyor.

Judy Greer, şimdiye kadarki en etkileyici dramatik performanslarından birini sergiliyor. Genelde komedi rolleriyle tanınan oyuncu, içsel çatışmaları, vicdan azabını ve çözülmeyi son derece incelikli bir şekilde yansıtıyor. Âdeta Sophie karakterine hayat veriyor; güçlü değil ama cesur, kararsız ama adil. Payman Maadi de bilim insanı Jabir rolünde son derece ikna edici; kendi geçmişindeki travmalarla boğuşan ama insanlığa yardım etme motivasyonunu kaybetmeyen bir figür.

Kısacası Aporia, düşük bütçeli ama yüksek fikirli bir film. Efektlerle değil, karakterlerle büyüleyen; hikâyesini sesle değil, sessizlikle anlatan bir yapım. Zaman yolculuğu gibi eski bir temayı, yeni ve dokunaklı bir pencereden ele alıyor. Sophie’nin yaptığı seçimler ve bu seçimlerin sonucu, hepimizin zihninde şu sorunun belirmesine yol açıyor: “Kayıplarımızla yaşamayı öğrenmek mi daha doğru, yoksa onları geri getirmek için her yolu denemek mi?”

Hazırlayan: Alp Kütükçü

Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

Companion

Mükemmel Uyumun Ölümcül Bedeli: Companion

Drew Hancock‘un ilk filmi Companion, çok basit bir soruyla başlıyor: Ya erkekler gerçekten mükemmel arkadaşlarını …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir