bilimkurgu kulubu

Müzik

Tarih: 8 Mart 2018 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Retrofütürizmin Aynalı Dolabı: Vaporwave

Gün batımı sonsuzluğa sarkıyor. Ciklet pembesi, gülkurusu, turkuaz ve tropikal yeşillikler ile dolu her yan. Uçsuz bucaksız bir okyanus kıvranıyor. Issız adalar distopik bir yalnızlık içinde, adalarda palmiyeler, terkedilmiş alışveriş merkezleri var. Suyun sathında nostaljinin hüzünlü ışığı mücessem bir his ve orada dans ediyor yunuslar. Gökyüzünde Roma büstleri, kasetler, VHSler, Windows 95, simetri, anime kültürü ve yirminci yüzyılın son çeyreğinden hatıralar beliriyor… esen rüzgar okyanusu okşuyor ve her yönde synth devreleri, seksenlerin pop müziği, nostalji ve durmadan nostalji var… rüzgar yuvarlanarak giderken ufukta bir şehir görünüyor, hiç gelmeyecek çağların hüzünlü ışığı ile parlıyor sokaklar, yağmur yağıyor, trençkotlar, fötr şapkalar, organik makinenin yapıbozumu var karanlıkta, sonrası hipnogoya. İşte bu vaporwave.

İnsanı bambaşka evrenlerde, hiç yaşamadığı şeylerin nostaljisi ile ürperten bir müzik türü. Aslında tamamen bir şaka olarak ortaya çıkmış. Giderek de kocaman bir şakaya dönüşmüştür zaten. İnternet platformlarında, Soundcloud, Bandcamp gibi, yaygınlaşmış, 2013-2014 yılları arasında zirveye ulaşmıştır. Tamamen bilgisayar ortamında üretilebilen bir müzik türüdür. Sahiden şaka gibi. İsmi İngilizce bir terim olan ‘vaporware’den türetilmiştir zaten. Vaporware bir ürünün bolca reklam edilip beklenti yaratması ve sonra bir türlü piyasaya çıkmaması anlamına gelir… göndermeyi anlamış olmalısınız.

Floral Shoppe albümünün kapağı. Ramona Xaviers tarafından yaratılmıştır. Vaporwave’in mihenk taşı olarak kabul edilir.

Vaporwave denen bu (sözde) müzik türü tüketim toplumuna, ucuz beklentilere, insanların ‘basit düşün, hızlı yüksel’ anlayışına ve reklamcılığa tepki koyar. Distopiktir, halüsinatiftir, kimi zaman komiktir, kimi zaman saçmadır, yandan çarklıdır, özgün değildir ve nostaljilerin yeniden kurgusudur.

Lounge, muzak, jazz ya da seksenlere ait bir pop şarkısını alıp, bilgisayarınızdaki ses düzenleyici programlar ile onu kesip biçerek, üstüne rüyavari sesler ekleyerek, yavaşlatarak, sonra onu uzatarak bir vaporwave şarkısı yapabilirsiniz. Zaten vaporwave genel olarak budur. Yapısökücü ve yeniden kurgulayıcıdır. Zaten bu yazıya o yüzden konu edildi, vaporwave bir tepkidir. Gerçek-dışı fakat bir o kadar da sahici bir tepki. Vaporwave artık kimsenin komik bulmadığı bir internet şakası gibi gözükse de, aslında ‘geleceğin görsel plazası’ ve zevkleri hakkında tahmin yürütmemizi sağlıyor.

Yeni teknolojilerle tanışmak elbette muhteşem bir histir. Vaporwave‘in yarattığı etki de nitekim bunu canlandırır. Sahiden de bir vaporwave şarkısı dinlemek, bilgisayar ile ilk kez tanışma hissini çağrıştırır insana. Hepimizin kabul edebileceği gibi bilgisayarlar bir dönüm noktasıdır. Birçok insanın evine ders çalışma bahanesiyle girmiş de olsa, bu muhteşem cihazlar bir kişisellik mabedidir, (not: hepimiz izleniyoruz, fazla kişiselleşmemekte fayda var). O kör edici pembe ekran hatası ile karşılaşmak, ilkel insanın ateşin dehşetini keşfetmesine benzer… ve biliyorsunuz ki teknolojiler hızla gelişiyor. Bir an önce ateş yakıyorduk, sonra çarklar, buhar ve kömür geldi, hemen ardından elektrik ve şimdi sırada neyin olduğunu tahmin etmek çok güç. Bilimkurgu bile yeni yaklaşan teknoloji çığının boyutunu tahmin etmekte kimi zaman yetersiz kalıyor. Fakat teknolojiyi, evreni ve de detayların dansını bir nebze de olsa bizim tanzim etmemizi sağlayan aparatlar da bulunuyor bilimkurgu şemsiyesi altında. Bu retrofütürizmdir

Retrofütürizm bir çeşit yapısökücülüktür. Bu biraz zorlama bir tabir gibi gelebilir. Fakat geçmişin alışılageldik yapısını bozup onu yeniden kurgulayarak bir gelecek vizyonu yaratmak, geçmişi boyamak, geleceğe taşımak, aklın serhaddinde parlayan nostaljiyi ışığın bembeyaz özü halinde prizmalara sıçratmak… ve bu spektrumun mücessem ışıkları ile pespembe hülyalara dalmak bana pek çok açıdan postmodernist bir ritüeli çağrıştırıyor. Hülasa vaporwave‘in retrofütüristik yönü çok güçlüdür bu bağlamda.

Vaporwave terkedilmiş alışveriş merkezleri için optimize edilmiştir adeta. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan ideallerin günümüzde nasıl başarısız olduğunu anlatır. Doksanlı nesilden pek çok birey bu gün mutsuzdur, onların hüznü işlemiştir bu müziğe. Ve bu gün mutsuzken, dünün en önemsiz elementi bile muhteşem nostaljilere dönüşür. Vaporwave nostaljik bir plazadır ve kapitalizme karşı mayhoş bir başkaldırıdır ve Amerikan rüyasına küskündür. Soluğu doğunun gölgeli diyarlarında almıştır fakat hasıl olduğu kaynak da, yerdiği şeylerin bir aksülamelidir. Beat Kuşağı, savaş sonrası Amerikan toplumuna karşı gelişmişti örneğin ve onları yaratan şey yine Amerika denen günahkâr makineydi. Bu günün postmodern beatnikleri artık yola çıkmıyor. Onların yolları internet gettolarıdır.

Bu bağlamda değerlendirdiğimiz zaman vaporwave sahici bir bilimkurgudur ve onun edebiyattaki yansımasına, formicapunk ve casette futurism diyebiliriz. Bu iki tür de henüz tam oturmamıştır, sabit türler değiller. Formicapunk’a örnek olarak Back to The Future’den tut The Terminator‘e kadar pek çok filmi örnek gösterebiliriz. Fakat takdir edersiniz ki bu epey zorlama görünür. Yine de bu iki örnek, aslında formicapunk’a gerçekten cuk oturuyor. Tam anlamıyla bir retrofütürizm örneğidir ikisi de. Seksenli yılların insanları tarafından hayal edilen gelecek, geçmişin geleceği düşleyişi ve bu günün erişilmez yankısı.

Buram buram Formicapunk, buram buram a e s t h e t i c s.

Genel olarak geometrik şekiller, pastel tonlar, ilkel bilgisayarlar ve internetin henüz daha taş devrinde olduğu çağlardan geleceğe karşı doğrulan bir perspektif çok ilginç spektrumlar yaratabilir. Doksanlı yılları dolu dolu geçiren bir ülke olarak Türkiye, elbette bu tür için pek çok malzemeye sahiptir. Ajanların, gizemli şirketlerin, kalitesiz pop şarkılarının, internetin tekinsiz alt yapısında dolanan görünmez tehlikelerin, yeni umutların, bolca turkuazın, mavinin, pembenin ve neonun bulunduğu bir dünya, metropoller, kayıtsız halk kitleleri, AVMler, televizyonlar, kasetler, filmler ve dahası. Bunlar ilham yüklü tohumlar saçıyor insanın zihnine. Yenilikten korkmamak gerekli. Alışılageldik siberpunk kalıplarını yıkmak isteyenler için vaporwave ve casette futurism, güzel bir alternatiftir.

Bu gün ana-akım kabul edilen pek çok büyük eser, bir zamanlar sıra dışı, hatta avant-garde‘dı bir ölçüye göre. Nitekim günümüzde imaj yaratmanın ve onu dolaşıma çıkarmanın bu denli kolay olmasına rağmen insanların ısrarla alışılageldik şeylere tutunuyor. Sanırım sahiden de ‘basit düşünmeyi’ seviyor kalabalıklar. Bu yüzden sanat da bir ticaret nesnesi haline geliyor. Fakat internetin gettoları bizimdir. Burada istediğimiz dünyayı yaratabilir ve etrafımıza bizi anlayacak insanları toplayabiliriz. Yenilikten korkmamak, ona katılmak ve onu başlatmak gerekiyor.

Piyasayı domine eden pek çok bilimkurgu yapımı büyük potansiyellere sahip fakat artık sıradan bir bilimkurgu eğlencesinden öteye gitmiyorlar. Çünkü bayatladılar. Sıra dışı her hangi bir öğe yok. Söylenmiş sözleri, edilmiş mücadeleleri ve işlenmiş temaları yeniden ve yeniden işliyorlar. Yeni bir ton, yeni bir seda, yeni bir ahenk gerekiyor bilimkurguya. Bu er ya da geç ortaya çıkacaktır. Siberpunk artık eskiyor, ölümsüzlük bir tabu değil artık ya da büyük şirketlerin dominasyonu… aşırı zenginlerin ve zavallı sefillerin işleniş biçmi o kadar da provakatif değil ki. Bunu zaten en basit bir televizyon dizisinde bile görüyoruz.  Bilimkurgunun avant-garde‘a ihtiyacı var ve dahası bireyselliğe ihtiyacı var. Peki ya yerli bilim kurgu bunu yapacak kadar gelişmiş mi?

Bu soruya şöyle cevap versek hiç de tuhaf olmaz; Türkiye’de bilimkurgu yeterince avant-garde‘dır zaten. Fakat yerli bilimkurgu yavaş yavaş sıradanlaşıyor, insanlar bilimkurguya aşina oluyorlar… peki ya sıradaki hamle nedir?

Etiketler: , , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.