hangar 18 kapak

Bir Şehir Efsanesinin Sinemadan Müziğe Yolculuğu: Hangar 18

Hangar 18, resmî olarak varlığı hiçbir zaman kabul edilmemiş, ancak modern UFO mitolojisinin en güçlü sembollerinden biri hâline gelmiş gizli bir askeri tesis efsanesidir. Anlatının kökeni, 1940’ların sonlarında ABD’de art arda yaşanan UFO gözlemlerine ve özellikle 1947’deki Roswell Olayı’na kadar uzanır. Roswell’de düşen cismin önce uçan daire olarak duyurulup daha sonra hava balonu diye açıklanması, kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratmış ve devletin uzaylılarla ilgili gerçekleri sakladığı fikrini beslemiştir. Hangar 18 adı, ilk kez 1970’lerde UFO araştırmacıları ve komplo yazarları tarafından dolaşıma sokulur. İddialara göre Roswell ve benzeri kazalarda ele geçirilen uzaylı teknolojileri ve hatta canlı ya da ölü uzaylı bedenleri, Ohio’daki Wright-Patterson Hava Üssü içinde yer alan son derece gizli bir bölümde, yani Hangar 18‘de saklanmaktadır. Bu üs, ABD Hava Kuvvetleri’nin ileri seviye araştırmalar yürüttüğü, erişimi kısıtlı bir tesis olması nedeniyle söylentiler için ideal bir zemin oluşturur.

Efsanenin yayılmasında Soğuk Savaş dönemi de belirleyici rol oynar. Nükleer silahlanma yarışı, gizli projeler, örtülü operasyonlar ve kamuoyundan saklanan askeri çalışmalar, devletlerin bilinmeyen şeyler sakladığı algısını güçlendirir. Hangar 18’in varlığına dair hiçbir somut kanıt yoktur. ABD Hava Kuvvetleri, Wright-Patterson Üssü’nde uzaylılara veya UFO enkazlarına dair herhangi bir gizli depolama alanı bulunmadığını defalarca açıklar. Buna rağmen Hangar 18, inkâr edildikçe güçlenen modern bir mit olarak yaşamaya devam eder.

1980 yapımı Hangar 18, Soğuk Savaş paranoyası ile UFO komplo teorilerinin zirve yaptığı bir dönemde ortaya çıkan düşük bütçeli bir bilimkurgu – gerilim filmidir. Sırtını, adını da aldığı söylentilere dayayan yapım, uzaylı temalı bir casusluk filmi olma amacı güder. Film, ABD topraklarına düşen bir UFO’nun ve içindeki uzaylıların, hükûmet tarafından gizlice Hangar 18‘e kaldırılıp orada saklanmasını konu alır. Uzaylılar üzerinde yapılan etik dışı deneyler, devlet sırları ve örtbas politikaları, filmin ana temasını oluşturur. Ancak anlatım gücü, görsel efektler ve dramatik derinlik açısından film, döneminin altında kalmış; eleştirmenler tarafından çoğunlukla vasat olarak değerlendirilmiştir.

Hangar 18, ABD başkanlık seçimleri sırasında, bir UFO’nun yanlışlıkla düşürülmesiyle başlar. Uzay aracı, hükûmet tarafından derhal gizli bir askeri operasyonla ele geçirilir ve enkazla birlikte içindeki uzaylı varlıklar, Ohio’daki son derece gizli bir tesis olan Hangar 18’e taşınır. Burada uzaylılar üzerinde tıbbi ve biyolojik deneyler yapılır; bedenleri incelenir, teknolojileri çözülmeye çalışılır. Ancak bu süreçte, uzaylıların sadece pasif varlıklar olmadığı, hayatta kalmak için karşı hamleler yapabildiği anlaşılır. Film boyunca hükûmetin bilimsel merakı, giderek daha fazla etik dışı uygulamaların hayata geçmesine neden olur.

Hikâye ilerledikçe olaylar, UFO’nun düşürülmesinin arkasında bilinçli bir örtbas ve politik çıkar ilişkisi olabileceğini bizlere göstermeye başlar. İktidarı devralan yeni yönetim, bu sırrı korumak için daha sert ve acımasız kararlar alır. Hangar 18’de görevli bazı bilim insanları ve askerler, yapılan deneylerin ahlaki yönlerini sorgulamaya girişir, tesis içindeki gerilim giderek artar. Uzaylıların insanlarla iletişim kurma çabaları ve tesiste yaşanan beklenmedik ölümler, kontrolün kaybedildiğini gösterir. Film, finaline doğru hükûmetin gerçeği sonsuza kadar saklamaya kararlı olduğunu açıkça ortaya koyar. Hayatta kalan tanıklar susturulur ve Hangar 18 gerçeği örtbas edilse de kulaktan kulağa yayılan söylentilerle efsanenin temelleri atılmış olur.

Filmin kadrosunda Gary Collins, Robert Vaughn, Darren McGavin ve James Hampton gibi televizyon kökenli oyuncular yer alır. Oyunculuklar filmi taşıma görevini yerine getirse de karakterler derinlikten yoksundur ve senaryo, büyük bir fikri küçük bir anlatımla ele almaktan öteye gidemez. Bu nedenle Hangar 18, vizyona girdiği dönemde geniş bir etki yaratamaz ve kısa sürede unutulmaya yüz tutar. Âdeta 80’lerde zirveye ulaşan komplo teorilerini filmleştirip para kazanma amacıyla çekilmiştir. Ülkemizde de 80’lerin sonlarına doğru TRT’de yayımlanmıştır.

Ancak filmin kaderi, sinema salonlarında değil, müzik sahnesinde değişir. 1990 yılında thrash metal devi Megadeth, efsanevi albümü Rust in Peace’te yer alan “Hangar 18” adlı şarkıyı yayımlar. Şarkı; hükûmetin uzaylılarla yaptığı gizli anlaşmaları, tersine mühendisliği, insanlık dışı deneyleri ve devlet sırlarını agresif, teknik ve paranoyak bir dille anlatır. Sinema dünyasında neredeyse hiç iz bırakmamış olan film, yine de Dave Mustaine’in favori filmleri arasına girmiştir. Megadeth’in şarkısı doğrudan filmden ve filmin uyarlandığı Hangar 18 efsanesinden esinlenerek bestelenir. Albümün turnesinde de Dave Mustaine gerek verdiği röportajlarda ve gerekse konserler sırasında yaptığı anonslarda filmden defalarca bahseder ve kitlelerin zihninde iki eser birbirine kenetlenir.

Megadeth’in “Hangar 18”i, özellikle gitar soloları, karmaşık yapısı ve sözlerindeki komplo anlatımıyla metal tarihinde önemli bir yer edinir. Şarkı sayesinde Hangar 18 filmi de sinemasal açıdan hâlâ vasat kabul edilmesine rağmen kült statüsüne ulaşır, özellikle de Megadeth hayranlarının favori filmleri arasındaki yerini alır. Gişede çakılan film, video dağıtımı ve TV gösterimlerinden ciddi gelir elde eder. Bu da popüler kültürde her zaman filmlerin değil, bazen filmlerden doğan fikirlerin de ölümsüzleşebileceğinin en net örneklerinden biridir.

Halil Alpaslan Hamevioğlu

İçsel yolculuğuna 1980'de Polatlı'da başladı. 80'ler ve 90'ların göbeğinde yetişti. O devrin her bireyi gibi bilimkurguyu video kasetlerden tanıdı. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyası iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamında da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördü. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulu bitti ve hem gördüklerini hem de yaşadıklarını yeni nesillere aktarmak istedi. Öğretim görevlisi oldu. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğinde ülke sınırlarını aştı ve kendini Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldu. Yazmayı hep sevdi. Âşık olduğu bilimkurgu ile yazma hobisini ise burada birleştirdi.

İlginizi Çekebilir

gelismis insan ve ilkel uzayli filmleri bilimkurgu

İnsanların Teknolojik Açıdan Uzaylılardan İleri Olduğu 10 Bilimkurgu Filmi

Bilimkurgu sineması, ortaya çıktığı ilk günden bu yana insan–uzaylı ilişkisini çoğunlukla insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir