Thea von Harbou

Metropolis’in Ortak Yaratıcısı: Thea von Harbou

Thea von Harbou, 1888’de Bavyera’da doğdu. Varlıklı ve kısmen soylu bir aileden geliyordu. Genç yaşta edebiyata ve yabancı dillere karşı büyük bir yetenek gösterdi; henüz ergenlik çağlarında satılabilir hikâyeler ve şiirler yazabiliyordu. Oyunculuk kariyerine başladıktan bir süre sonra senaryo yazımına yöneldi ve özellikle sessiz sinema döneminde Alman film endüstrisinin öne çıkan isimlerinden biri hâline geldi. En çok, 1927’de yayımlanan ve distopik bir geleceği çarpıcı görsellik ve güçlü bir anlatımla işleyen ünlü bilimkurgu filmi Metropolis ile tanındı.

Yönetmen Fritz Lang ile hem profesyonel hem de kişisel bir ortaklık kurdu. Çift, Almanya’daki politik gerilimlerin arttığı dönemde, 1922 yılında evlendi. Von Harbou, Nazi rejimi sırasında da sinemayla ilgilenmeye devam etti. Milliyetçi görüşleri ve dönemin atmosferi, özellikle Yahudi kökenli olan Lang ile ilişkilerini olumsuz etkiledi. Savaş sonrası kariyeri büyük ölçüde geriledi, ancak özellikle Metropolis ile bilimkurgu sineması üzerindeki etkisi sonraki yıllarda da devam etti. Star Wars dâhil birçok yapım bu filmden ilham aldı. Von Harbou, 1954’te Berlin’de hayatını kaybetti ve ardında hem sanat hem de politika ile iç içe geçmiş karmaşık bir miras bıraktı.

Betty Stern, Thea von Harbou ve Fritz Lang

Thea von Harbou, Tauperlitz’de varlıklı bir Prusya ailesinde büyüdü. Birkaç dili akıcı şekilde öğrenebilecek kadar yetenekliydi ve genç yaşta yazmaya başlamıştı. Manastır okullarında eğitim gördü, fakat on sekiz yaşına geldiğinde ailesinin aksi yöndeki beklentilerine rağmen oyunculuk yapmaya karar verdi. Nordik görünüşü ve sahnedeki özgüveni sayesinde Düsseldorf ve başka şehirlerdeki tiyatrolarda hızla tanındı. Oyunculuk tüm zamanını almıyordu; 1910’da “Die Nachl uns kommen”  (Bizden Sonra Gelenler”) adlı bir senaryo ve kısa öyküler yayımladı. Zengin hayal gücü onu farklı türlerde yazmaya yönlendiriyordu ve felsefeye olan ilgisi de bu dönemlerde ortaya çıktı. Tiyatrodayken aktör Rudolf Klein-Rogge ile tanıştı ve 1917’de de evlendiler.

Bu yıllarda Alman sinema sektörü hızla büyüyordu. Yapımcı Joe May’in, kendi kitaplarından birini sinemaya uyarlaması için onu görevlendirmesiyle film dünyasına adım attı. Burada yönetmen Fritz Lang ile tanıştı. 1920’den 1933’e kadar Lang’in tüm filmlerinde birlikte çalıştılar. Farklı türler denese de, “Frau im Mond “ ve “Das wandernde Bild” gibi yapımlardan da anlaşılacağı üzere bilimkurgu ve fantastik unsurlara özellikle ilgi duyuyordu. 1922’de Lang ile evlendikten sonra hem iş hem özel hayatlarında güçlü bir ortaklık kurdular ve dönemin önde gelen sinemacıları arasında yer aldılar.

Von Harbou’nun en bilinen çalışması Metropolis’ti. 1927’de gösterime giren film, gelecekteki adaletsiz düzeni anlatan bir distopyaydı. Hikâye hem roman hem de film olarak oluşturuldu. Roman olay örgüsünü daha doğrudan aktarsa da, film görsel efektleriyle sinema tarihine damga vurdu. Defalarca kesilmesine rağmen Metropolis, bugün hâlâ güçlü bir sanat eseri ve “uyarı niteliğindeki bilimkurgu” örneği olarak kabul ediliyor.

Von Harbou, Adolf Hitler’in fikirlerinin yükselişte olduğu bir dönemde yaşadı ve bu politik atmosferi görmezden gelmesi mümkün değildi. Felsefi ve milliyetçi eğilimleri nedeniyle bu fikirlerin etkisinden uzak durduğu da pek söylenemezdi. Söz konusu durum, hem Yahudi kökenli olan hem de 1932’de Hitler’in sözlerini bir kötü karakterin ağzına yerleştiren “Das Testament des Dr. Mabuse” eşi Lang ile aralarında kopuşa yol açtı. Kısa süre sonra boşandılar ve Lang ülkeden ayrıldı. Von Harbou ise Almanya’da kalarak yazmaya ve film yönetmeye devam etti; hatta Alman senaristler birliğinin başına geçti. Nazi döneminde yaptığı filmler pek dikkat çekmedi ve geniş kitlelere ulaşmadı. 1938’de Hintli mühendis Ayi Tendulkar ile sessiz sedasız evlendi.

Thea von Harbou ve Fritz Lang

Von Harbou, savaş yıllarındaki davranışlarının Nazi ideolojisinden değil, vatanseverlikten kaynaklandığını iddia etti. Lang’e veya diğer Yahudilere zarar vermediğini söyledi. Buna rağmen işgal sonrasında otoriteler ona tam olarak güvenmedi ve yeniden yazma çalışmalarına başlamadan önce bir süre moloz temizleme işlerinde çalıştırıldı. Savaş sonrası bazı senaryoların dublaj uyarlamaları üzerinde çalışsa da eski saygınlığına hiçbir zaman kavuşamadı. 1954’te Berlin’de hayatını kaybetti. Buna rağmen, bilimkurgu sinemasına etkisi bugün hâlâ hissediliyor.

Kaynak: EBSCO

Can Kaçan

Asimov ve Stargate hayranı...

İlginizi Çekebilir

Companion

Mükemmel Uyumun Ölümcül Bedeli: Companion

Drew Hancock‘un ilk filmi Companion, çok basit bir soruyla başlıyor: Ya erkekler gerçekten mükemmel arkadaşlarını …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir