Uzay görevleri, insanların doğrudan deneyimleyemediği, yalnızca anlatılar ve görüntüler aracılığıyla tanıklık edebildiği olaylar. Sıradan bir insan Ay’a gidemez, yörüngeye çıkamaz ya da Mars yüzeyinde bulunamaz. Bu durum, uzay programlarını doğal olarak inanmak zorunda olduğumuz haberlere dönüştürüyor. Çünkü doğrudan deneyim eksikliği, şüphe için ideal bir zemin yaratıyor. Uzay görevleri belki biraz da doğası gereği tarihsel olarak askerî ve politik güç gösterisi ile iç içe. Özellikle Soğuk Savaş döneminde uzay, bilimsel bir keşif alanından ziyade ideolojik bir cepheydi. ABD ve Sovyetler Birliği, uzaya çıkan ilk ülke olmayı yalnızca bilimsel başarı olarak değil, karşı cepheye üstünlük kanıtı olarak da sunuyordu. Bu da uzay programlarını devlet propagandasının bir parçası hâline getiriyordu.
Uzay teknolojisi, son derece karmaşık ve çoğu insan için anlaşılmaz. Roket bilimi, yörünge mekaniği, kütle çekim fiziği gibi konular gündelik bilgilerle kavranamayacak şeyler. İnsan zihni, anlamlandıramadığı şeyleri ya basitleştirir ya da reddeder. “Bu kadar teknolojiyle bunu yapmaları imkânsız” düşüncesi, cehaletten değil, anlaşılmazlıktan. Uzay görevleri büyük ölçüde fotoğraflar, videolar ve yayınlarla belgeleniyor. Ancak sinema ve televizyon teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, insanlar görsel efektlerle her şeyin ekranda mümkün olduğu sonucuna varabiliyor. İşte tüm bu nedenlerden dolayı devletlerin uzay programlarına şüpheyle yaklaşan ve aslında bunların gerçek olmadığını öne süren komplo teorileri ortalıkta cirit atıyor. Özellikle de ABD’nin 1969’da gerçekleştirdiği Ay görevi, öteden beri komplo teorilerine konu olmaktan kurtulamıyor. Bugün bile ABD’nin aslında Ay’a gitmediğini sanan insanların sayısı çok.

1978 yapımı Capricorn One, uzay yarışının hâlâ sıcak olduğu, ancak devlet kurumlarına duyulan güvenin ciddi biçimde çatırdamaya başladığı dönemde ortaya çıkan çarpıcı bir bilimkurgu–gerilim filmi. Hikâye, kamuoyuna Mars’a gönderildiği ilan edilen ilk insanlı görevin perde arkasında yaşananlarla açılıyor. Görev yöneticisi Dr. James Kelloway, son anda yaşam destek sistemlerinde ölümcül bir arıza tespit edildiğini öne sürerek astronotlar Charles Brubaker, Peter Willis ve John Walker’ı kapsülden indiriyor. Tabii bu gelişmeden halkın haberi yok. Roket, içi boş şekilde fırlatılıyor ve kamuoyuna da Mars yolculuğunun başarıyla başladığı yönünde bir anlatı sunuluyor.
Astronotlar ise gizlice Arizona çölünde, Mars yüzeyini andıracak biçimde tasarlanmış izole bir askeri tesise götürülüyor. Burada kameralar karşısına geçerek, Mars’ta çekilmiş izlenimi verecek sahte görüntüler kaydetmeye zorlanıyorlar. Görev artık bilimsel bir keşif olmaktan çıkıyor, ulusal prestiji korumak adına sürdürülen kapsamlı bir yanılsamaya dönüşüyor. Capricorn One, bu noktadan itibaren uzayı değil, gerçeğin nasıl sistemli biçimde yeniden inşa edildiğini anlatan karanlık bir hikâyeye evriliyor.

Zaman ilerledikçe astronotlar bu oyunun bir parçası olmayı reddediyor ve gerçeğin açıklanmasını istiyor. Ne var ki bu tutumları, onları devlet için birer ulusal kahraman olmaktan çıkarıp susturulması gereken tanıklara dönüştürüyor. Hatta yetkililer, kamuoyuna Mars dönüşü sırasında yaşanan bir kaza sonucu astronotların hayatını kaybettiğini duyuruyor. Bu sırada gazeteci Robert Caulfield, görevle ilgili açıklamalardaki tutarsızlıkları fark etmeye başlıyor. Resmî anlatının etrafındaki boşluklar onu daha derine inmeye zorluyor. Astronotlar gizli tesisten kaçıp hayatta kalmaya çalışırken, hükümet de helikopterler ve silahlı birliklerle peşlerine düşüyor. Bu noktadan sonra hikâye, çöl kovalamacaları, medya üzerinden yürütülen algı yönetimi ve artan politik baskılarla giderek sertleşiyor.
Film bir süre sonra gerilimi iki ayrı hatta kuruyor. Bir tarafta gerçeğin izini süren gazeteciler, diğer tarafta ise hayatta kalmak için kaçan astronotlar ve onları yakalamaya kararlı devlet güçleri var. Ülke, kaza sonucu yaşamını yitiren “kahraman astronotlar” haberleriyle sarsılırken, perde arkasında kaçakların izini süren acımasız bir operasyon yürütülüyor. Caulfield’ın adım adım gerçeğe yaklaşmasıyla birlikte hükümetin kurduğu kusursuz görünen plan çatırdamaya başlıyor; komplo giderek kontrolden çıkan, durdurulamaz bir krize dönüşüyor.

Filmin vizyona girdiği tarih özellikle dikkat çekici. Apollo 11’in 1969’daki Ay inişinin üzerinden yalnızca dokuz yıl geçmişti ve uzay görevlerine duyulan kamuoyu güveni hâlâ güçlü biçimde hissediliyordu. Ancak aynı dönemde Vietnam Savaşı’nın yarattığı travma, Watergate skandalı ve art arda ortaya saçılan devlet yalanları, otoriteye duyulan inancı derinden sarsmıştı. Capricorn One tam da bu atmosferin içinde izleyiciye sessiz ama rahatsız edici bir düşünce fısıldıyor: “Hükümetler büyük yalanlar söyleyebilir ve üstelik bunu son derece ikna edici biçimde de yapabilir.” Ay’a gidilmedi iddialarının temel dayanakları arasında yer alan stüdyo ışıkları, tutarsız gölgeler, dalgalanan bayrak, görünmeyen yıldızlar gibi tartışmalar, filmin görsel dünyasında doğrudan karşılık buluyor. İzleyici, Mars yüzeyi olarak sunulan sahnelerin gerçekte kapalı bir setten ibaret olduğunu açıkça görüyor. Bu da ilerleyen yıllarda komplo teorisyenlerinin sıkça dile getireceği “NASA görüntüleri stüdyoda çekti” iddiası için güçlü bir kültürel referans noktası yaratıyor. Bugün bile Capricorn One, pek çok komplo anlatısında örnek olarak gösterilmeye devam ediyor.
Film aynı zamanda medyanın işlevini özellikle görünür kılıyor. Televizyon yayınları, resmî basın toplantıları ve titizlikle seçilmiş görüntüler aracılığıyla halkın gerçeği sorgulamadan kabullenmesi sağlanıyor. Bu ise komplo teorilerinin merkezindeki bir başka savla birebir örtüşüyor: İnsanlar olan bitene değil, ekranda kendilerine sunulana inanıyor. Bugünden bakıldığında Capricorn One, Ay’a gidilmedi iddialarının bir kanıtı olarak değil, bu tür teorilerin neden böylesi kolay şekilde karşılık bulabildiğini açıklayan sinematik bir anlatı. Film, Ay görevlerinin sahte olduğunu ileri sürmüyor; bunun yerine, devletin medya aracılığıyla gerçeği nasıl yeniden kurgulayabileceğini gösteriyor.

Capricorn One kusursuz bir film değil. Zaman zaman temposu düşüyor, başroller de dâhil olmak üzere karakterler çoğu noktada derinleşemeden yüzeysel bırakılıyor. Buna rağmen yapım, devletin medya aracılığıyla halka yalan söyleyebileceği fikrini bu denli açık, doğrudan ve rahatsız edici biçimde ele alan ilk bilimkurgu filmlerinden biri olarak önemini koruyor. Özellikle komplo kültürünün temel referans metinlerinden biri hâline gelmiş olması boşuna değil.
Türkiye’de Hükmedenler adıyla vizyona giren Capricorn One, gerçeğin nasıl üretildiğini, kitlelerin nasıl yönlendirildiğini ve devletlerin “ulusal çıkar” gerekçesiyle ne denli ileri gidebileceğini göstermesi bakımından cesur bir iş.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
