bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 23 Ocak 2016 | Yazar: Canberk İleri

0

Labirent, Paranoya ve Ustura: Küvette Bulunan Günce

Bilimkurgunun Aristokratı lakaplı Polonyalı Stanislaw Lem, 1921 yılında günümüzde Ukrayna’ya bağlı olan Lwów şehrinde dünyaya geldi. Burada başladığı tıp öğrenimini 1946’da yerleştiği Krakow’da tamamladı. II.Dünya Savaşı sırasında otomobil tamirciliği, elektrik teknisyenliği ve kaynakçılık da yaptığını söyleyen Lem, Bilimkurgu yazmaya başlamadan önceki yıllarında şiir yazdı ve akademik çalışmalarda bulundu. Başyapıtı sayılan ve kendisini üne kavuşturan romanı Solaris, 1972 ve 2002 yıllarında, Andrei Tarkovski ve Steven Soderbergh tarafından iki kez sinemaya uyarlandı.

Bahsedeceğim nadide romanının ismi Küvette Bulunan Günce. 1961 senesinde Lehçe olarak yayımlanan romanın orijinal dilindeki ismi Pamiętnik Znaleziony w Wannie. 1998 senesinde eseri dilimize kazandıran çevirmen Çiçek Öztek. Üzülerek söylüyorum ki yalnızca ilk baskıda kalan kitap çok zor bulunuyor.

stanislaw_lem_3

Neojen’den Notlar, 3146’nın 28 Mayıs’ında arkeologlar tarafından bulunmuş, dünyanın uzak geçmişinden kalan bir çeşit günlüktür; bulunduğu yerden dolayı “Küvette Bulunan Günce” adıyla bilinir. Bu gibi bilgiler giriş bölümünde verilir. Eserin geri kalanını da birinci ağızdan dinleriz.

Karakterimiz, özel görevinin tebliğ edileceği yapıya girer ve kendini bir karmaşanın içinde bulur. Bu yapı, koridorları labirentten farksız organik yapıda bir binadır. Binanın koridorlarında dolaşan kabalıkta kimin ne olduğu ya da dost mu düşman mı olduğu tam bir muammadır. Özel görevi geçtim, bir görevin olup olmadığı bile bilinmez. Uzun süre koridorlarda dolaşıp kimden bilgi alacağını bilemeyen karakterimiz, “YALNIZ RANDEVU İLE” yazan bir kapıdan içeri girer. Kendisi bekleniyormuşçasına karşılanır fakat “çok gizli” ve “görevimiz” sözcüklerinden başka bir bilgi elde edemez. Nereye giderse gitsin sürekli olarak bir görevden ve görevin gizliliğinden bahsedilir. Kati suretle görevinin ne olduğu, nerede olduğu ve ne şekilde yapılacağıyla ilgili bir bilgiye ulaşamaz. Gittiği hemen her yerde ilgisiz tavırlarla karşılanan karakter, “Özel Görev” sözcüğünü kullandığında hemen her kapıyı açtığını fark eder. Böylece kendini önemli hissetmeye başlar.

Bir süre uğraştıktan sonra kendine ait olduğu iddia edilen klasöre ulaşır ve biraz okuyunca bunun kendisi için yazıldığına kanaat getirir ve klasörü sahiplenir. Ancak henüz yeterince okuyup bilgi alamadan dosyayı kaybeder. Klasörü tekrar bulmaya çalışırken görevin varlığını sorgulamaya başlar. Bu sırada karşılaştığı olayların da etkisiyle kendi önemi üzerine düşünme fırsatı bulur. Bu durum, onu derin bir çaresizlik ve depresyona sürükler. Aslında önemsiz biri olabileceği olasılığı, intiharı düşündürür. Delirme noktasına kadar gelir.

Memoirs_Found_in_a_Bathtub_Russian_Tekst_1994

Okuduğum en iyi romanlardan biri olduğunu düşündüğüm eserde dil kullanımı harika olduğu gibi, temel dilbilim ve anlambilim kuramlarından da yararlanılmış. Eserin en önemli kısmı kurgusu, kendimi Borges’in labirentlerinde geziniyormuşum gibi hissettim. Belki Gelecekbilim Kongresi kadar maraton koşturmuyor ama gerçekten okunması zor kitap. Ağır bir tempoyla ilerlemesine rağmen olayları takip etmek oldukça güç. Eser Kafka’nın Dava’sından da izler taşıyor. Buradaki keşmekeşin K.’nın yaşadığından fazla olduğununa emin olabilirsiniz.

Eserin her saniyesinde bürokrasi ve bürokratik ilişkiler hicvediliyor. İkili, üçlü, beşli ilişkiler kara mizahla eleştiriliyor. Belki de yapı devlete benzetiliyor. Din adamlarının yapıyla ilişkisi de bu hicve biraz maruz kalıyor. Bence en önemli kısım karakterin kendiyle yüzleşmesi; yaşadığı huzursuzluk ve sıkıntıyı derinden hissettiren bu eseri sıkıcı bulanları anlayamadım. Üstelik tam da her şey bitti derken tüm kurguyu değiştiren bir sona sahip. Nitekim benim öyle oldu; son iki sayfada tüm bakış açım değişti. Gerçekten beyin yakıcı iki sayfaydı.

Kitaba ulaşmak zor olsa da nitelikli bir bilimkurgu eseri okumak istiyorsanız, her şeyin ötesinde nitelikli bir roman okumak istiyorsanız tavsiyemdir.

Kitabı okumayanların buradan sonrasını okumamasını önemle belirtirim.

mfiab

Çözümleme

Aslına bakarsanız her şey karakterin kapıdan dönmesiyle aydınlığa kavuşuyor. Şayet son 2 sayfa yazılmamış olsaydı, elimizde koca bir bilinmezlik ve birkaç ipucundan başka bir şey olmayacaktı.

Hatırlarsanız, karakter kendine ait olduğunu düşündüğü dosyalar bulmuştu. Sonrasında bunları okumak için bir odaya giriyor ve bu odayı sahipleniyor. Küvette yatıyor. Keskin ve kullanılmamış usturanın kendisi için bırakıldığını düşünüyor. Aslında tipik bir insan davranışı, her şeyin kendisi için var edildiğini sanmak. Başka bir gelişinde odada başka birini buluyor ve garipsiyor. Çünkü adam kendinden o kadar emin ki, onun varlığını önemsemiyor. Daha sonra onun bir casus olduğunu öğreniyor ve ondan bazı ipuçları ediniyor. Tekrar görüşmek için söz veriyor.

küvette bulunan günceHer şeyden bıkmış halde yapıyı terk etmeye karar vermişken, verdiği sözü hatırlıyor. O sırada zihninden şunlar geçiyor: “Bu durumda kaçacağımı ve asla dönmeyeceğimi biliyordu. Öyleyse dönmemi nasıl isteyebilirdi, benden nasıl söz alabilirdi? Sözümde durmama nasıl bel bağlayabilirdi? Ne biliyordu?” Gitmekten vazgeçiyor ve casusla görüştüğü odaya dönüyor. Odada onu küvette kanlar içinde, intihar etmiş buluyor. Suda ters yatan adamı kendine çevirip, katılaşmış yumruğunda sımsıkı tuttuğu usturayı fark ettiğinde her şeyi anlıyor.

“‘Usturayı ver bana!’ diye bağırdım. ‘Hain! Orospu çocuğu! Usturayı ver bana!’” Burada anlıyoruz ki bize en büyük ipucunu aslında kitabın ismi veriyor: Küvette Bulunan Günce. Karakterimiz, tüm yaşadıklarının aslında o küvette yatan adama ait olduğunu anlıyor; güncenin, güncede yazanların, yaptığı ve yaşadığı her şeyin… Kullanılmamış usturanın kendisi için olmadığını anlıyor. Önemsiz, sıradan biri olduğunu tam anlamıyla idrak ediyor.

Yazdığı günce “Usturayı ver bana!” sözüyle bitiyor. Bunları öğrenmenin yüküyle intihar etmiş midir, bilemiyoruz.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisi olmaya çalışıyor. Çoğunlukla progressive rock ve jazz-fusion dinliyor. Bilimkurgunun en çok “New Wave” akımını seviyor. En sevdiği bilimkurgu yazarları Ballard, Lem, Bester ve Le Guin. Ayrıca Latin Amerika Edebiyatı ve onunla özdeşleşmiş Büyülü Gerçekçilik akımına ilgi duyuyor. Latin Amerika’dan da en çok Borges okumaktan zevk alıyor.