bitki zeka

Bitkilerin Zekâsı Var mı? Ekolojik Bilimkurguda Bitki Zekâsı

“Bir ekosistem hakkında ekolojik açıdan cahil olanların anlamadıkları şey, bunun bir sistem olduğudur. Bir sistem! Bir sistem, sadece küçük bir köşesindeki hatalı bir hareket tarafından yok edilebilecek akışkan bir stabiliteye sahiptir. Sistemde, bir noktadan diğerine akan bir düzen vardır. Eğer bu akış engellenirse, düzen yıkılır. Bilgisizler bu yıkımı çok geç olana kadar fark etmeyebilir. Bu yüzden, ekolojinin en büyük işlevi, eylemlerin sonuçlarının anlaşılmasıdır.’’ -Frank Herbert

Bilinç, farkındalık, algılama, kavrama, sebeplendirme, öğrenme, düşünme, hatırlama, sorun çözme ve elde edilen bilgiyi işleyerek doğal seleksiyona karşı avantaj sağlama gibi yetiler, çoğunlukla Homo sapiens beynine özgü zekâ uzantıları olarak düşünülür. Ancak zekâ kavramı, tekil ve mutlak bir tanımdan ziyade, farklı bağlamlarda farklı biçimlerde yorumlanabilen bir olgudur. İnsan dışı varlıklarda zekâya benzer sistemlerin var olup olamayacağına yönelik en güncel çalışmaların başında yapay zekâ araştırmaları gelir. Son yıllarda neredeyse gündelik hayatın ayrılmaz bir parçasına dönüşen yapay zekâ teknolojileri, yalnızca mühendislik ve bilişim alanlarını değil, zekâ kavramının kendisini de yeniden düşünmemize neden olur. Yapay zekânın bilimsel çevrelerin sınırlarını aşarak gündelik yaşama dâhil olmasıyla birlikte, “zekâ” sözcüğüne yüklenen anlamlar da kaçınılmaz biçimde çeşitlenmiştir.

Bu nedenle günümüzde zekâ denildiğinde ilk akla gelen hâlâ insan zekâsı olsa da, yaşamın sürdürülebilirliğine hizmet eden farklı işlevsel sistemlerin varlığı daha görünür hâle gelmektedir. Yapay zekânın hâlen belirgin kusurlar taşıması, insan olmayan varlıkların sahip olduğu sistemlerin “zekâ” kavramıyla ifade edilmesini zaman zaman yanıltıcı kılabilmektedir. Çünkü kıyas ölçütü insan olduğunda, doğadaki tüm diğer işleyiş biçimleri eksik, yetersiz ya da ilkel olarak algılanma riski taşımaktadır.

dünyaya orman denir

Bu noktada, bitkiler üzerine düşünürken kıyas nesnesinin insan olmaması gerektiği fark edilmelidir. Zekâyı insan merkezli bir hiyerarşi yerine, doğanın kendi işleyişi içinde değerlendirmek, benzer işlevlerin farklı biçimlerde nasıl ortaya çıktığını görmeyi kolaylaştırır. Frank Herbert’in ünlü sözüyle ifade edecek olursak: “Ekolojinin en büyük işlevi, eylemin sonuçlarının anlaşılmasıdır.” İnsan olmayan varlıkların -örneğin bitkilerin- zekâsını değerlendirirken, insan kibrini bir kenara bırakmanın en tutarlı yolu ekolojik bir çerçeveden işlevsellik analizidir. Bu bakış açısı, günümüzde bitki zekâsı üzerine yürütülen tartışmalar için de şaşırtıcı biçimde yol gösterici bir nitelik taşımaktadır.

Ekolojik perspektiften bakıldığında zekâ; bir canlının, içinde bulunduğu doğal sistemlere uyum sağlayarak varlığını sürdürebilmesini mümkün kılan soyut bir yeti olarak tanımlanabilir. Yapay zekâ bile nihayetinde insan yaşamını kolaylaştırmaya ve sürdürülebilir kılmaya hizmet ederken, zekâ işlevlerinin evrimsel gelişimle pozitif bir korelasyon içinde olduğunu söylemek mümkündür. İnsan zekâsı, evrimsel süreç boyunca doğal seçilim baskıları karşısında hayatta kalma gereksinimiyle biçimlenmiştir. Benzer biçimde hayvanlar da kendi ekolojik bağlamları içinde varlıklarını sürdürebilmek adına farklı zekâ biçimleri geliştirmiştir. Ancak bu noktada kritik bir soru belirmektedir: Beyni olmayan canlılar bu sürecin neresindedir?

dünyaya orman denir

Zekânın çoğu zaman beyinle özdeşleştirilmesi, bitkiler söz konusu olduğunda ciddi bir kavramsal çıkmaza yol açar. Bitkilerin ne merkezi bir sinir sistemi ne de nöral ağları vardır. Buna rağmen milyonlarca yıldır doğal seçilim baskıları altında varlıklarını sürdürmeyi başarırlar.

Peki bu nasıl mümkün olmaktadır?

Bitkiler algılamıyorsa, öğrenmiyorsa, hatırlamıyorsa ve çevresinin farkında değilse; değişen koşullara nasıl uyum sağlar? Bugün hâlâ dünyayı kaplayan bu canlılar hangi mekanizmalarla yaşam mücadelesi verir? Bu sorular, “bitkilerin zekâsı var mıdır?” tartışmasının merkezinde yer almaktadır. Ancak burada asıl sorun, tartışmanın çoğunlukla insan zekâsı üzerinden yürütülmesidir. İnsan bilinciyle kıyaslandığında ortaya çıkan terminolojik karmaşa, bilimsel bir fikir birliğine varılmasını güçleştirmektedir. Bitki zekâsı araştırmaları, temelde bitkilerin çevresel bilgiyi alma, işleme ve bu bilgiye uygun tepkiler üretme süreçlerini inceler. Bu süreçlerin var olabilmesi için ise mutlaka insan benzeri bir bilincin bulunması gerekmez.

hayal gucu doga insan

Bilinç en yalın hâliyle, bir varlığın çevresinin farkında olmasıdır. Ancak “olmak nasıl hissettirir?” sorusu, bilinç araştırmalarının en tartışmalı alanlarından biridir. İnsan, insan olmanın nasıl hissettirdiğini bilir; fakat bir elmanın “elma olmak” deneyimine sahip olup olmadığı, insanın kavrayış sınırlarının ötesinde kalmaktadır. İşte bu nedenle bitki zekâsı tartışmalarında bilinç kavramı devreye girdiğinde sular bulanıklaşır. Bu karmaşadan kaçınmanın en tutarlı yolu, zekâyı bilinçten bağımsız biçimde, işlevsel adaptasyon üzerinden ele almaktır.

Bu çerçevede bitki zekâsına dair en yaygın tanımlardan biri şöyledir: “Organizmanın faydasına olan ve amacına ulaşmasını sağlayan her türlü maksatlı ve esnek davranış.”(1) Bu yaklaşımı benimseyen araştırmacılar, “bitki nörobiyolojisi” teriminin yanıltıcı olduğunu savunur ve bunun yerine bitki gnosifizyolojisi kavramını kullanmayı tercih eder (2). Nitekim bitkilerin öğrenme ve hafıza benzeri süreçler sergileyebildiğine dair çalışmalar, hakemli bilimsel dergilerde yayımlanmıştır. Bu bulgular, zekânın mutlaka sinir sistemi gerektirmediğine işaret eder. Latince inter (arasında) ve legere (seçmek) sözcüklerinden türeyen “intelligence” kelimesi, en temel anlamıyla seçim yapabilme yetisini ifade eder (3). Ekolojik bağlama uyarlandığında ise zekâ, iki ya da daha fazla seçenek arasından hayatta kalmayı sağlayan doğru yönelimi seçme becerisi olarak okunabilir. Bu açıdan bakıldığında, adaptasyon tüm canlıların ortak paydasıdır.

gaia

İnsan, evrimsel olarak en karmaşık bilişsel yapılara sahip tür olabilir; ancak hayatta kalma başarısı yalnızca insana özgü değildir. Bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar da çevresel koşullara uyum sağlayarak sürekliliği mümkün kılar. Stenhouse’un 1974’te ortaya koyduğu tanım bu noktada dikkat çekicidir. Ona göre zekâ, “bireyin yaşam süresi boyunca adapte edilebilir değişken davranışlar sergileme kapasitesidir.” (4) Bu tanım insan dışı organizmalar için geliştirildiğinden, bitkilerdeki zekâ sorusunu tartışmak açısından son derece işlevseldir.

Bitkiler yer değiştiremez. Bu hareketsizlik, onların çevresel kaynaklara erişimini daha da kritik hâle getirir. Işık, su ve minerallerden faydalanabilmek için morfolojik ve gelişimsel olarak son derece esnek yapılara ihtiyaç duyarlar. Çevre ise çoğu zaman öngörülemezdir. Bu nedenle bitkiler yaşam döngüleri boyunca sürekli ayarlama, yönelme ve yeniden yapılandırma süreçleri yürütür. Esneklik ise doğası gereği adaptasyonun temel unsurudur. Bu anlamda tüm bitkiler, yaşamları boyunca adapte edilebilir davranışlar sergiler. Dolayısıyla bu tanıma göre, bitkilerin tamamı zekâya karşılık gelen işlevsel süreçler yürütmektedir (5).

Ekolojik Bilimkurguda Bitki Zekâsının Yansımaları

gaia

Bitki zekâsı, bilimsel tartışmaların yanı sıra bilimkurgunun da ilgi alanına girmiştir. Ancak bu temsil çoğu zaman, bitkileri konuşan ya da insan gibi düşünen varlıklar hâline getirmek şeklinde değil; ekolojik ağlar ve kolektif bilinç metaforları üzerinden kurgulanır. Gerçekçi bilimkurgu, bitki zekâsını doğrudan antropomorfize etmek yerine, adaptasyon ve ekolojik bütünlük üzerinden ele alır. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri Frank Herbert’in Dune evrenidir. Herbert’in ekolojik bilinç anlayışı, zekâyı bireysel değil, sistemsel bir olgu olarak yorumlar. Benzer biçimde Ursula K. Le Guin’in Dünyaya Orman Denir ve World 4470, Vaster Than Empires and More Slow adlı eserlerinde, doğa tekil bir canlıdan ziyade kolektif bir bilinç alanı olarak sunulur. Athshe gezegeninde orman, toplumsal, psikolojik ve ekolojik bir ağdır. Bu ağ, tehdit karşısında davranış değiştirir, uyum sağlar ve dönüşür.

Burada temsil edilen şey, düşünen bir bitki değil; adaptasyonla evrilen ekolojik bir zekâdır. Sinemadaki en bilinen örneklerden biri ise Avatar serisindeki Eywa’dır. Eywa, Gaia mitinin bilimkurgu yorumudur. Pandora’daki tüm canlıları birbirine bağlayan biyolojik bir ağ olarak işlev görür. Na’vi halkının anıları, bilinçleri ve ruhsal özleri bu ağ içinde saklanır; bireysellik, kolektif sürekliliğin bir parçasına dönüşür. Pandora’daki orman ekosisteminin, insan beyninden daha fazla bağlantıya sahip olduğu bilgisi, sistemi biyolojik bir bilişsel ağ olarak konumlandırır (9). Burada söz konusu olan şey, düşünen bir tanrı değil; sürekliliği yöneten bir ekolojik organizmadır. Isaac Asimov’un Gaia kavramı da benzer bir düşünsel zemine oturur. Gaia’da her birey, bütüne ait bir bilinç parçasıdır. “Ben” yerine “biz” vardır (10). Bu da zekânın bireysel olmaktan çıkıp sistemsel bir özelliğe dönüşmesinin bir başka örneğidir.

Görüldüğü üzere bilimkurgu, bitki zekâsını insan benzeri düşünme biçimleriyle değil; adaptasyon, ağ yapısı ve süreklilik üzerinden ele alır. Bu yaklaşım, günümüzde bitki zekâsı araştırmalarını yorumlarken de en tutarlı rehberlerden biridir. Bilimsel anlamda bitkilerin zekâya ya da bilince sahip olup olmadığı konusunda hâlâ bir fikir birliği yoktur. Ancak kesin olan şudur: İnsan, doğanın sürekliliğine mükemmel uyum sağlamış tüm canlılara bağımlıdır. Soluduğu hava, yediği ekmek, içtiği su; bitkilerin sessiz ama kesintisiz varlığına dayanır.

Kaynakça:

  1. Khattar, J., Calvo, P., Vandebroek, I (2022). “Understanding interdisciplinary perspectives of plant intelligence: Is it a matter of science, language, or subjectivity?”J Ethnobiology Ethnomedicine
  2. Michmizos, Dimitrios; Hilioti, Zoe (November 8, 2018). “A roadmap towards a functional paradigm for learning & memory in plants”. Journal of Plant Physiology. 
  3. Wiktionary.
  4. StenhouseD.1974.The evolution of intelligence – a general theory and some of its implications. London: George Allen and Unwin. [Google Scholar]
  5. PMC Home – NIH
  6. Dünyaya Orman Denir, Ursula Le Guin
  7. World 4470 Vaster than Empires and More Slow
  8. Avatar, James Cameron
  9. James Cameron’s Avatar Fandom
  10. Bilimkurgunun Yaşayan Gezegenleri, Bilimkurgu Kulübü
  11. Alınti, Çeviri, Frank Herbet’tan Aforizmalar, Bilimkurgu Kulubü
  12. Dune Frank Herbert

Ayşegül Yalvaç

Çevre mühendisi, yazar. Bir İstanbul Efsanesi (2022) ekokurgu romanının yazarı. 2016-2020 yıllarında Yeşilist'te popüler bilim yazarlığı yaptı. Yazıları çeşitli internet sitelerinde ve basılı medyada yer aldı. Öyküleri Gelişim Hedefleri, Roket Bilimkurgu Öykü Dergisi ve Yörüngede Dans kadınların kaleminden bilimkurgu öykü antolojisinde yayımlandı. Bunları yaparken mesleğini asla bırakmadı.

İlginizi Çekebilir

cream kisa film

Kısa Animasyon Filmi: Cream

David Firth‘ün yazıp yönettiği kısa animasyon filmi Cream, işlediği toplumsal eleştiriyle dikkat çekiyor. Yapım, alışılagelmiş …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir