mutlaka okunmasi gereken bilimkurgu oykuleri

Mutlaka Okunması Gereken Bilimkurgu Öyküleri #2

Bilimkurgu, köklerini geçmişin kadim birikiminden alırken dallarını henüz keşfedilmemiş bir geleceğin sonsuz olasılıklarına uzatan, zamanın ötesinde bir tür. Edebiyattan sinemaya, oyun dünyasından dizilere kadar uzanan bu devasa evren, ülkemizde de her geçen gün daha fazla hayalperesti bünyesine katmaya devam ediyor. Yeni hikâyelerin peşinde koşarken, bazı klasiklerin ve ustalıkla kaleme alınmış kısa öykülerin zihnimizde bıraktığı o sarsıcı etki ise hiç eskimiyor.

İşte ‘Mutlaka Okunması Gereken Bilimkurgu Öyküleri‘ yazı dizimizin ikinci bölümünde, sizi yine 10 usta kalemden 10 farklı serüvene davet ediyoruz.

Micromegas – Voltaire

voltaire-micromegas

Fransız yazar, düşünür ve felsefeci Voltaire, ilk bakışta şaşırtıcı bir isim olarak duruyor. Zira kendisi bir bilimkurgu yazarı olarak anılmaz. Ancak kaleme aldığı bir öykü, yüzyılları aşarak bugüne ulaşmayı ve hâlâ canlılığını korumayı başardı: Micromega. Öykü, Us Yayıncılık’ın 1999 yılında yayımladığı Mikromega adlı bilimkurgu derlemesi başta olmak üzere Voltaire’in farklı yayınevlerinden çıkan kitaplarında da yer alıyor.

1752 yılında yazılan Micromega, bilinen en eski bilimkurgusal metinlerden biri. Aynı zamanda, başka bir uygarlıktan gelen canlıların Dünya’yı ziyaret etmesi fikrini merkeze alan ilk anlatılardan biri olarak da kabul ediliyor. Bir Siriuslu ve bir Satürnlünün Dünya yolculuğu üzerinden ilerleyen öykü, Voltaire’in hiciv gücünü açık biçimde ortaya koyuyor. İnsanlığın evrendeki yerini, kendi gözümüzde büyüttüğümüz anlamları ve bu anlamların kozmik ölçekte ne kadar küçük kaldığını alaycı bir dille gösteriyor. Metnin merkezinde, insan kibrine yöneltilmiş keskin bir eleştiri duruyor.

Muhammed’i Öldüren Adam – Alfred Bester

Kaplan! Kaplan! ve Yıkım’a Giden Adam gibi romanlarıyla tanınan Alfred Bester, ardında pek çok unutulmaz kısa öykü de bıraktı. İşte “Muhammed’i Öldüren Adam”, adıyla bile dikkat çekmeyi başaran o öykülerden biri.

Öykü bir zaman yolculuğu anlatısı olarak şekilleniyor. Henry Hassel, zaman makinesiyle geçmişte sıçramalar yapıyor ve yaptığı küçük değişikliklerin geleceği dönüştürmesini umuyor. Ancak olaylar beklediği yönde gelişmiyor. Bester, intikam temasını da anlatının merkezine yerleştirirken zamanın nedensellik ilkesini sorguluyor. Değiştirilen geçmiş, her zaman arzulanan sonuçları mı doğurur, yoksa zaman kendi mantığını mı dayatır?

Davidson’ın Gözleri – H.G. Wells

Bilimkurgu dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri hiç kuşkusuz H. G. Wells. Romanlarının yanı sıra çok sayıda kısa öyküyle de bilimkurgu edebiyatında unutulmaz izler bıraktı. “Davidson’ın Gözleri”, bu öyküler arasında özellikle en akılda kalıcı olanlardan.

Dördüncü boyut ve madde transferi gibi temalar etrafında şekillenen öykü, Davidson adlı karakterin yaşadığı sıra dışı bir olayı anlatıyor. Bir laboratuvar kazası sonucunda Davidson’ın görme algısı değişiyor. Bedeni bulunduğu yerde kalırken gözleri bambaşka bir gerçekliği algılamaya başlıyor. Algı ile gerçeklik arasındaki sınırların belirsizleştiği öyküde modern bilimin açıklamakta zorlandığı bir durum ele alınıyor ve okur da uzayda bir bükülme olup olmadığı sorusuyla baş başa bırakılıyor.

Çiçek Dürbünü – Ray Bradbury

Ray Bradbury, bilimkurgu başta olmak üzere pek çok türde eser vermiş üretken bir yazar. Özellikle kısa öykü konusunda da bir uzman. O öyküler arasında atmosferiyle parlayan metinlerden biri de “Çiçek Dürbünü”.

Uzay aracındaki patlamadan kurtulan bir grup bilim insanı, uzay boşluğunda salınmaya başlıyor. Astronotlar, yavaş yavaş ölüme sürüklendiklerinin farkında; buna rağmen birbirleriyle iletişim kurmayı sürdürüyor. Bradbury, bu hüzünlü ve dingin anlatıda insanın kaçınılmaz son karşısındaki tutumunu ele alıyor. Öykü, yakın dönem bilimkurgu sinemasında karşımıza çıkan bazı yapımların da ilham kaynağı konumunda.

Yoğun Bakım Birimi – J.G. Ballard

Günümüzde Black Mirror’ı ayıla bayıla izleyen distopyaseverlerin Ballard’ın öyküleri ve romanlarıyla bir an önce tanışmaları gerekiyor zira kendisi bu alanda kalem oynatan en başarılı yazarların başında geliyor. J. G. Ballard, öykülerinde de aynı rahatsız edici dünyaları kuruyor. “Yoğun Bakım Birimi”, Yakın Geleceğin Mitosları adlı derlemenin belki de en dikkat çekici çalışması.

Öyküde yazar, insanların fiziksel temastan uzaklaştığı, ekranlar ve sanal ağlar üzerinden iletişim kurduğu bir dünya tasvir ediyor. Isaac Asimov’un Solaria’sındaki gibi yüz yüze temas hastalıklı bir davranış olarak algılanıyor; yeni düzen sıradanlaşıyor. Teknolojinin insan ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü gösteren eser, ürkütücü bir yakın gelecek hissi yaratıyor.

 Çölkralları – George R.R. Martin

Game of Thrones evreninin yaratıcısı George R. R. Martin’in aslında bilimkurgu öyküleri ve romanları da bulunuyor. Türkiye’de yayımlanan kısa öykülerinden birine Yüzyılın En İyi Bilimkurgu Öyküleri adlı kitaptan ulaşmak mümkün, ancak ne yazık ki kitabın güncel baskısı yok.

Çölkralları” adlı öyküde Martin, oldukça sıra dışı bir kurguya imza atıyor. Hugo ve Nebula ödüllerine sahip öykü, Simon Kress adlı alışılmışın dışında bir karakteri merkezine alıyor. Zengin olduğu kadar kibirli biri de olan Kress, farklı gezegenlerdeki tuhaf canlıları gözlemlemeyi ve beslemeyi bir hobi hâline getiriyor. Evindeki akvaryumda bulunan bir grup canlıya “Çölkralları” adını veriyor. Ancak zamanla bu canlılara karşı sergilediği acımasız tavır, onların örgütlenmesine yol açıyor ve bu süreç de giderek ürkütücü sonuçlar doğuruyor.

Savaş Oyunu – Philip K. Dick

Bilimkurgunun usta kalemlerinden biri olan, öyküleri ve romanlarıyla türün en önemli yazarları arasında sayılan Philip K. Dick’in okunması gereken pek çok öyküsü var. Aralarından seçim yapmak zor olsa da “Savaş Oyunu”, yazarla yeni tanışan okurlar açısından kesinlikle iyi bir başlangıç noktası. Öykü, Karizma Yayınları tarafından 1997’de yayımlanan Gizli Göz adlı derlemede ve PKD’nin Alfa Yayınları’ndan çıkan toplu öykülerinde yer alıyor.

Philip K. Dick’in kendine özgü mizah anlayışını da barındıran öyküde, Ganymede’den gelen bir oyuncağın Dünya’da test edilme süreci anlatılıyor. Uzayın farklı noktalarından gelen oyuncakları denetleyen Leon Wiesman, Terran İthal Standartları Bürosu’nda çalışıyor. Leon, savaş askerlerinden oluşan bir oyuncağı incelemeye başladığında ise beklemediği bir durumla karşılaşıyor. Peki ama çocukları hedef alan bu oyuncağın asıl amacı nedir?

Bir İnsanın Yerini Kim Alabilir ki? – Brian W. Aldiss

robot

Ülkemizde fazla eserine rastlayamadığımız, yıllar önce Metis Bilimkurgu Dizisi içinde yayımlanan “Yıldız Gemisi” adlı romanıyla tanıdığımız Brian W. Aldiss, kuşkusuz türün önemli isimlerinden. “Bir İnsanın Yerini Kim Alabilir ki?” adlı bu başarılı öyküsünü ise Yüzyılın En İyi Bilimkurgu Öyküleri ve Bilimkurgu Öyküleri Seçkisi adlı kitaplarda bulup okumak mümkün.

Makinelerin bakış açısından okunan öykü, onların gündelik hayatın doğal bir parçası hâline geldiği ve neredeyse her alanda söz sahibi olduğu bir gelecek tasviri sunuyor. İnsanlığın kendi sonunu hazırladığı, büyük çoğunluğun ortadan kaybolduğu bu zaman diliminde artık söz hakkı mekanik varlıklara geçiyor. Hiyerarşi, şiddet ve iktidar kavramlarını merkeze alan Aldiss, insanın yerini doldurabilecek olan şeyin ne olabileceğini sorguluyor. Aynı anda medeniyet ve insanlık kavramlarını da tartışmaya açan yazar, okurun zihninde uzun süre yer eden distopik bir anlatı kuruyor.

Memnuniyetiniz Garantilidir – Isaac Asimov

Memnuniyetiniz Garantilidir

Bilimkurgu öyküsü dendiğinde şüphesiz akla gelen ilk isimlerden biri Isaac Asimov. Yazı dizimizin ilkinde “Son Soru” adlı öyküsüne yer verdiğimiz Asimov’un bu kez seçtiğimiz öyküsü ise “Memnuniyetiniz Garantilidir”. Asimov’un klasikleşmiş karakterlerinden Susan Calvin’in başrolde yer aldığı ve ilk kez Amazing Stories dergisinin Nisan 1951 tarihli sayısında yayımlanan öykü, merkezine robotları alsa da kadın psikolojisine de kayda değer bir alan açıyor. Öyküyü, 1999 yılında Us Yayıncılık tarafından yayımlanan Robot Öyküleri Antolojisi adlı kitapta okumak mümkün.

Asimov bu öyküde robot–insan ilişkisini etik bir çerçevede ele alıyor. Tony, US Robots tarafından üretilen bir ev robotu olarak karşımıza çıkıyor. Şirket, bu yeni modeli test etmeye karar veriyor. Lawrence Belmont’un karısı Claire, kocasının kısa süreli bir seyahate çıkmasının ardından evde Tony ile baş başa kalıyor. Sevgi, mutluluk ve tatmin gibi kavramları yapay zekâ üzerinden sorgulayan Asimov, yine okurun zihninde yer eden, düşündürücü bir öykü ortaya koyuyor.

Zamanlamalı Pozlar – Wilson Tucker

Listenin son sırasında, yine ülkemiz sınırları içinde pek tanınmayan bir yazar yer alıyor: Wilson Tucker. Amerikan bilimkurgu yazarları arasında kendine özgü bir konum edinen Tucker’ın “Zamanlamalı Pozlar” adlı öyküsü, bilimkurgu sinemasına ve Black Mirror gibi yapımlara esin kaynağı olmuş unutulmaz bir anlatı. Öykü, günümüzde güncel baskısı bulunmayan ve daha önce de adını andığımız Gizli Göz adlı derlemede okurla buluştu.

Geçmişe doğrudan müdahale edemeyen bilim insanları, bazı anları yeniden canlandıran bir teknoloji geliştiriyor. Bu teknoloji sayesinde suçluları tespit etmek çok daha kolaylaşıyor. Çavuş Tabbot, bir otelde işlenen cinayeti aydınlatmak için olay yerine gidiyor ve kamerasını ayarlayarak “zamanlamalı pozlar”ını çekmeye başlıyor. Tucker, geçmişte yaşanmış belirli anları izlemenin ahlaki yükünü sorgularken, bu eylemin gerçekten masum olup olmadığını da okura bırakıyor.

Bahri Doğukan Şahin

1995, Erzurum. Kitap okur, belgesel izler, sinema, felsefe ve bilimkurguyla ilgilenir, öykü yazar. Kayıp Rıhtım'da başladığı yazarlık serüvenine, Fantastik Canavarlar ve Bilimkurgu Kulübü gibi internet sitelerinde ve çeşitli dergilerde devam etmekte. bahridogukan@gmail.com

İlginizi Çekebilir

bitki zeka

Bitkilerin Zekâsı Var mı? Ekolojik Bilimkurguda Bitki Zekâsı

“Bir ekosistem hakkında ekolojik açıdan cahil olanların anlamadıkları şey, bunun bir sistem olduğudur. Bir sistem! …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir