nazi pervitin asker

Pervitin ve Nazi’lerin Süper Asker Denemesi

Tarih boyunca tüm devletler, ordularındaki askerlerin daha güçlü, daha dayanıklı ve daha dirençli olması için dönemin koşullarına uygun makul veya fantastik sayılabilecek denemelere girişmiştir. Bu denemelerin en eski ve en yaygını, askerlere sefere gidilirken belirli sıklıkta bal yedirilmesidir. Osmanlı’da da sıklıkla gördüğümüz adet, özellikle de savaş sabahı askerlerin daha güçlü, enerjik ve dayanıklı olması için yapılırdı. Bunun dışında askerlere, sarımsak ve türlü baharatlar ve macunlar gibi doğal dopingler de verilirdi. Özellikle Kanuni döneminde seferde askerlerin günlük menüsünde mutlaka küflü peynir de bulunurdu. Böylece uzun seferler sırasında yolda hastalıktan ölen asker sayısı asgariye düşürülürdü.

Bunlar doğal yöntemlerdir. Bunun dışında bazı topluluklarda askerler için sözde büyülü iksirler yapılır ve onları güçlendirecek ayinler düzenlenirdi. Mitolojide ise İlyada Destanı’nda gördüğümüz Aşil, tanrıça Tetis ile insan kral Peleus’un oğludur ve annesi tarafından yeraltı dünyasındaki Styks Irmağına batırılarak vücudu kılıç, mızrak ve ok işlemez hâle getirilir. Mitolojide gördüğümüz belki de ilk süper insan Aşil’dir. Gerek mitolojideki anlatımların, gerek askerlerin menülerinde yapılan düzenlemelerin, gerekse ayin ve iksir gibi fantastik uygulamaların tek bir ortak noktası göze çarpar: Süper Asker Yaratmak…

Daha güçlü, daha hızlı, daha dayanıklı, daha zeki ve taktiksel olarak daha üstün askerlere sahip olmayı tüm devletler istemiş ve en iyi askeri eğitim modellerinin üzerine bu gibi deneylere de girişmişlerdi. Nazi’lerin 2. Dünya Savaşı sırasında, özellikle de savaşın ibresi artık aleyhlerine dönmeye başladıktan sonra bazı ilginç teknolojik denemelere girdiği bilinmektedir. İddia edilen deneylerin çoğu şehir efsanesi olsa da, süper asker yetiştirme konusunda yaptıkları bir işlem gerçektir. Savaşın ilk yılından sonra askerlere, etken maddesi metamfetamin olan Pervitin adlı bir ilaç verilmiştir. Özellikle de ‘Blitzkrieg‘ denen yıldırım harekatlarından önce tankçılar, makineli tüfekliler ve baskın yapan piyadeler tarafından kullanılmıştır.

Madde, kullanıcıda yorgunluğu azaltma, uyku ve gıda ihtiyacını bastırma, özgüveni artırma ve acı hissini düşürme gibi etkiler yaratıyordu. Bu sayede askerler, saatlerce durmaksızın hareket edebiliyordu. Aslında ilaç, ilk olarak savaştan önce sivil sektörlerde kullanılıyordu. Almanya’da satışı serbest olan bir tür uyarıcıydı. Berlin merkezli Temmler Pharma tarafından geliştirilmişti. 1938 yılında sivil pazara sunulduktan sonra Almanya’da hızla yaygınlık kazanmıştı. Gece vardiyasında çalışan işçiler ve öğrenciler arasında özellikle popülerdi. Çünkü Pervitin, yukarıda anlatılan özellikleri dolayısıyla özgüveni ve risk alma davranışını yükseltiyor, konsantrasyonu güçlendiriyordu. Bu etkileri nedeniyle Nazi ordusu da Pervitin’e büyük ilgi gösterdi.

Nazi askeri doktoru Otto Friedrich Ranke, ilacın potansiyelini anlamak için 90 üniversite öğrencisi üzerinde deneyler yaptı. Gözlemleri sonucunda, Pervitin’in askeri başarıya katkı sağlayabileceğini düşündü. İlacın kullanımı, özellikle savaşın başında Alman askeri birliklerinin inanılmaz bir hızla ilerlemesine katkıda bulundu. Yalnızca 1940 yılında, Wehrmacht’a 35 milyon adet Pervitin hapı dağıtıldığı bilinmektedir. Ayrıca Hitler’in doktoru Theodor Morell, ona düzenli olarak başka amfetamin ve morfin karışımları da veriyordu. Başlangıçta bu uygulama büyük bir başarı gibi görünse de zamanla ciddi yan etkiler ortaya çıktı. Askerler halüsinasyonlar görmeye başladı; kalp krizi, felç ve panik atak gibi sağlık sorunlarında artış yaşandı. Aynı zamanda yüksek düzeyde bağımlılık gelişti ve özellikle Doğu Cephesi’nde psikolojik çöküş vakaları gözlemlendi. Bazı askerlerin silahlarını bırakıp Pervitin bulmak için üsse veya siperlere geri döndüğü olaylar rapor edildi.

Kısacası bu olay, tarihte ilk kez bir ülkenin askerlerini biyolojik olarak geliştirme girişimidir. Ancak savaş makinesine dönüşmüş, diğer yandan da ruhsal olarak yıkılmış bir ordu ortaya çıktı. Askerlerin hem fiziksel hem de zihinsel sınırlarını zorlamak amacıyla yapılan uygulamanın yan etkileri, cepheden dönen askerlerin üzerinde yıllarca devam etti. Savaş yıkımının açtığı yaraların yanı sıra, Almanya’nın uzun yıllar uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele etmesine yol açtı. Hitler’in kendisi bile aldığı bu tür ilaçlar yüzünden erken yaşta Parkinson’a yakalandı. Zaten bugün pek çok tarihçi, intihar etmeseydi dahi en fazla bir yıl daha yaşayabileceği görüşünde.

Halil Alpaslan Hamevioğlu

İçsel yolculuğuna 1980'de Polatlı'da başladı. 80'ler ve 90'ların göbeğinde yetişti. O devrin her bireyi gibi bilimkurguyu video kasetlerden tanıdı. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyası iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamında da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördü. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulu bitti ve hem gördüklerini hem de yaşadıklarını yeni nesillere aktarmak istedi. Öğretim görevlisi oldu. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğinde ülke sınırlarını aştı ve kendini Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldu. Yazmayı hep sevdi. Âşık olduğu bilimkurgu ile yazma hobisini ise burada birleştirdi.

İlginizi Çekebilir

terminator ve yapay zeka

The Terminator, 40 Yıldır Yapay Zekâya Bakış Açımızı Şekillendiriyor

26 Ekim 2024 tarihi, James Cameron‘ın kült bilimkurgu filmi The Terminator‘ın 40. yıl dönümüydü. İnsanlığın …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir