Matthew Phipps Shiel ya da kısa adıyla M. P. Shiel, 1865 yılında Batı Hint Adaları’ndan Montserrat’ta doğdu. Annesinin melez kökenli olduğu tahmin ediliyor. Doğduğu ada, geçmişte köle emeğiyle işleyen ve İrlandalılar tarafından yönetilen şeker plantasyonlarıyla tanınıyordu. Bu sosyoekonomik arka plan, ileride kaleme alacağı bazı eserlerde dolaylı biçimde etkisini gösterdi. Eğitimine Barbados’ta başladı; daha sonra İngiltere’nin Devon bölgesinde birkaç yıl öğrenim gördüğünü belirtti, ancak bu iddiayı doğrulayan herhangi bir resmi kayıt bulunamadı. Gerçekliği tartışmalı bu tür anlatılar, yaşamı boyunca zaman zaman başvurduğu kurgusal özgeçmişlerinin ilk örnekleri arasında yer aldı. En dikkat çekici iddiası ise henüz 15 yaşındayken Redonda adlı küçük bir adanın kralı ilan edildiği yönündeydi. İddia, yıllar içinde yarı-mitolojik bir anlatıya dönüşerek hem hayranlarının hem de edebiyat tarihçilerinin ilgisini çekti.
1885 yılında edebiyat dünyasına adım atmak üzere İngiltere’ye gitti. Londra’daki yaşamın pahalı oluşu nedeniyle çeşitli işlerde çalıştı. Erkek liselerinde öğretmenlik yaptı, The Messenger dergisinde editörlük görevi üstlendi, The Strand dergisi için biyografik yazılar kaleme aldı ve çeviri öyküler yayımladı. Edgar Allan Poe’ya duyduğu hayranlık, Villiers de l’Isle-Adam gibi yazarların eserlerini çevirmesinde etkili oldu. Söz konusu çeviriler, hem gotik hem de simgesel anlatılara olan ilgisini derinleştirdi ve kendi anlatı yapısını kurarken beslendiği kaynaklar arasında yer aldı.

Edebi kariyerindeki ilk önemli çıkışı, 1895 yılında John Lane’in Bodley Head yayınevine ait Keynotes dizisinde çıkan Prince Zaleski adlı öykü derlemesiyle gerçekleşti. Kitabın kapağı, dönemin önemli sanatçılarından Aubrey Beardsley tarafından hazırlandı. Bir yıl sonra Shapes in the Fire adlı eseri yayımlandı. Bu iki kitap, İngiliz dekadan edebiyatının stilize örnekleri arasında sayıldı. Karakter merkezli, psikolojik çözümlemelere dayalı ve stilistik açıdan özenli öyküler, dönemin eleştirmenleri tarafından hem hayranlık hem de mesafeyle karşılandı. 1890’ların sonunda John Lane, Henry Harland ve Ella D’Arcy gibi isimlerle yakınlaştı. Ancak dekadan hareketin çekirdek kadrosuna hiçbir zaman tam anlamıyla dâhil olamadı; bu durumu zaman zaman eleştirdi. The Yellow Book gibi prestijli yayınlarda yer bulamaması, onu daha bağımsız bir yazar hâline getirdi. Bu durum Shiel’in edebi tavrına da yansıdı: Ana akım estetik beklentilere uymaktan ziyade, sınırda ve deneysel anlatım biçimlerini tercih etti.
Geniş kitlelerce tanınması, 1898’de yayımlanan The Yellow Danger adlı romanıyla gerçekleşti. Çin’deki siyasi çalkantıları konu alan roman, dönemin basınında yakından izlenen gelişmeleri kurgusal biçimde ele aldı ve ciddi bir ticarî başarı yakaladı. Dönemin Batılı okurunda Doğu’ya dair var olan oryantalist korkuları körüklemesiyle hem eleştirildi hem de çok sattı. Onu, İspanyol-Amerikan Savaşı’nı konu alan Contraband of War izledi. Ancak Shiel, bu popüler eserlerini sanatsal değeri düşük “sipariş işler” olarak gördü ve edebi anlamda daha özgün metinlere yöneldi. Asıl ilgisi, insan doğasının derinliklerine, medeniyetin çöküşüne ve metafizik olasılıklara yönelikti.

1901 yılında yayımlanan Lord of the Sea ve The Purple Cloud, 1906’da çıkan The Last Miracle ile birlikte bir üçleme oluşturdu. Üçlemede insanlığın karşı karşıya kaldığı küresel felaket senaryolarını işledi. Özellikle Mor Bulut, kıyamet sonrası kurgu türünün öncüllerinden biri olarak kabul edildi. Roman, dünyada kalan son insanın yalnızlık, delilik ve Tanrısal güçle olan ilişkisi üzerinden ilerledi. Bilimkurgunun yanı sıra felsefi metinlerle de bağlantı kurulabilecek yoğunlukta bir yapıttı. Öte yandan The Weird o’ It (1902) ve This Above All (1933) gibi eserlerinde Hristiyanlık öğretisini bireysel ve sıra dışı bakış açılarıyla ele aldı. Spiritüel sorgulamalar ile gotik anlatı öğelerini birleştirdi.
Ancak Shiel’in hayatı, 1914 yılında büyük bir skandalla sarsıldı. 1885 tarihli Ceza Hukuku Değişiklik Yasası kapsamında, 12 yaşındaki üvey kızı sayılabilecek bir çocuğa yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılandı ve 16 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aynı yasa, daha önce Oscar Wilde’ın da mahkûm edilmesine neden olmuştu. Shiel ise cezasını adaletsiz buldu ve affedilmek için İçişleri Bakanlığı’na dilekçe yazdı. Olay, yazarın kariyerinde derin yara bıraktı ve bir süreliğine edebiyat çevrelerinden uzaklaşmasına yol açtı. Suçun içeriği ve sonuçları, hem dönemin ahlaki normları hem de Shiel’in itibarı üzerindeki etkileri açısından hâlâ tartışılıyor.

Yaşamının son yıllarında, yazar ve editör John Gawsworth’un desteğiyle devlet tarafından emeklilik yardımı aldı; böylece maddi anlamda güvenceye kavuştu. Gawsworth, Shiel’in tamamlanmamış metinlerini yayıma hazırladı ve onun ölümünden sonra hem edebi mirasını hem de Redonda Krallığı‘nı devraldı. Sembolik krallık, ilerleyen yıllarda birçok yazarın ilgisini çekti ve edebiyat tarihinin tuhaflıklarından biri hâline geldi.
1947 yılında hayatını kaybetti. Gotik, fantezi, dekadan ve apokaliptik türlerde kaleme aldığı eserleri ile Viktoryen dönemden erken modernizme uzanan çizgide özgün bir konum edindi. Etik ve estetik sınırları zorlayan anlatıları günümüzde yeniden keşfediliyor ve farklı açılardan değerlendiriliyor. Özellikle Mor Bulut, erken dönem kıyamet anlatılarının kült örneklerinden biri olarak görülüyor.
Kaynak: 1890’s
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
