Anna Bowman Dodd

Feminist Bilimkurgunun Öncülerinden: Anna Bowman Dodd

Amerikalı yazar, denemeci ve seyahat yazarı Anna Bowman Dodd, 21 Ocak 1858’de doğdu. Edebî kariyeri; gazetecilik, kültür eleştirisi ve spekülatif kurgu alanlarını kapsıyordu. En çok hicivsel ütopik romanı The Republic of the Future (Geleceğin Cumhuriyeti, 1887) ile tanındı, feminist ve distopik bilimkurgunun öncü isimleri arasında yer aldı. Eserlerinde mekanize eşitliğin toplumsal sonuçlarını ve modern toplumda kadınların değişen rolünü inceledi. Cinsiyet, emek ve teknoloji temalarına yönelik incelikli yaklaşımı, onu Mary Bradley Lane gibi çağdaşlarıyla aynı çizgiye yerleştirdi.

New York, Brooklyn’de doğan Anna Bowman Blake, İngiliz asıllı tüccar Stephen M. Blake’in kızıydı. Kültürlü ve varlıklı bir ailede büyüyen Anna, küçük yaşlardan itibaren edebiyat, sanat ve seyahatle tanıştı. Kozmopolit bir eğitim aldı. Ailesiyle birlikte Avrupa’nın her yerini gezdi ve Fransızca ile İtalyancayı akıcı şekilde konuşmayı öğrendi. Erken yaşta Avrupa kültürüne maruz kalması, ilerleyen yıllarda karşılaştırmalı kültür çalışmaları ve toplumsal analizlere duyduğu ilgiyi besledi. Bu ilgi, hem seyahat yazılarına hem de kurgusal eserlerine yansıdı. New York’a döndükten sonra yazarlığa teşvik eden edebî ve entelektüel çevrelerin içine girdi.

Dodd, profesyonel yazarlık kariyerine New York Evening Post, Harper’s Magazine, Appleton’s ve Lippincott’s gibi önde gelen dergilere yazılar yazarak başladı. İlk yayımlanan eseri, Théophile Gautier’in bir çevirisiydi ve bu çalışma hem dil becerisini hem de estetik duyarlılığını göstererek ona edebiyatta iyi bir konum kazandırdı. Daha sonra, George Eliot’un ilk Amerikan biyografik tanıtımını da içeren denemeler ve kilise müziğinden felsefeye kadar uzanan geniş bir yelpazede eleştirel yazılar kaleme aldı. 1881 yılında Harper’s Magazine tarafından Fransız siyasi liderler hakkında bir makale yazmakla görevlendirilen Dodd, bu süreçte ciddi bir gazeteci olarak öne çıktı. Araştırma yapmak üzere Paris’e gitti, erkeklerin egemen olduğu siyasi ve entelektüel çevrelerdeki bilgi birikimi, keskin zekâsı ve gözlem yeteneğiyle hem editörleri hem de okuyucuları etkiledi.

Harper’s dergisinin editörü Henry Mills Alden, Dodd’un makalesini “on yıldır gördüğümüz en parlak çalışma” olarak nitelendirdi. Bu erken dönem deneyimler, Dodd’un analitik düşünme ve gözlem becerilerini geliştirerek onu karmaşık toplumsal sistemleri ele almaya hazırladı. Bu beceriler, daha sonra spekülatif kurgu alanındaki eserlerinin de temelini oluşturdu. Dodd’un The Republic of the Future: or, Socialism a Reality (New York: Cassell & Co., 1887) adlı eseri, feminist bilimkurgu ve erken dönem distopik edebiyatın tarihsel gelişiminde önemli, ancak yeterince tanınmamış bir konuma yükseldi. Edward Bellamy’nin Looking Backward (1888) adlı eserinden bir yıl önce kaleme aldığı roman, 2050 yılında zorunlu eşitliğin entelektüel durgunluğa, aile yaşamının çöküşüne ve bireyselliğin kaybına yol açtığı bir sosyalist toplumu tasvir ediyordu.

New York sosyalist şehrini ziyaret eden İsveçli bir gezginin mektuplarından oluşan anlatı, radikal eşitlikçiliği ve gündelik yaşamın mekanizasyonunu hicivsel bir dille eleştiriyordu. Bu hayalî toplumda yaşamın her yönü standartlaştırılmıştı. Her yerde aynı evler, herkeste aynı giysiler, devlet kanalları aracılığıyla dağıtılan tek tip gıda ürünleri ve ebeveynsiz çocukları yetiştiren bürokratik bir eğitim sistemi vardı. Eşitlik adına din, sanat ve kişisel hırs ortadan kaldırılmıştı. Dodd’un bu dünyadaki kadınlara bakışı, erken dönem feminist bilimkurgunun temel paradoksunu yansıtıyordu. Toplumda tam cinsiyet eşitliği sağlanmış olsa da bunun bedeli duygusal ve ev içi zenginliğin kaybolmasıydı. Ev işlerinin mekanizasyonu ve anneliğin ortadan kalkması, hem özgürleşme hem de kayıp olarak sunuluyordu.

Bu yönüyle The Republic of the Future, Charlotte Perkins Gilman’ın Herland (1915) ve Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale (Damızlık Kızın Öyküsü 1985) gibi daha sonraki feminist distopyaların öncüsü oldu. Söz konusu eserler de benzer biçimde, cinsiyet rollerinin ve üreme sistemlerinin yeniden düzenlenmesinin beklenmedik sonuçlarını sorgulamalarıyla dikkat çekti. Dodd’un vizyonu, Mary E. Bradley Lane’in Mizora (1880–81) ve Elizabeth Corbett’in New Amazonia (Yeni Amazonia, 1889) gibi kadın yazarların kaleme aldığı ütopik reform kurgularıyla aynı söylemsel çizgide yer alıyordu. Bu bağlamda The Republic of the Future, tam rasyonalizm ve mekanize ev yaşamının insanlık dışı etkilerine karşı bir uyarıydı.

The Republic of the Future en çok incelenen eseri olmasına rağmen, Dodd seyahat yazılarıyla da büyük bir popülerlik kazandı. İlk kitabı Cathedral Days (1887), İngiltere’nin katedral şehirlerinde geçirdiği bir mevsimi anlatıyordu ve ona geniş bir okur kitlesi kazandırdı. 1892 tarihli In and Out of Three Normandy Inns adlı kitabı, gözlem gücünü bir kez daha kanıtladı. Charles Stanley Reinhart tarafından resimlenen eser, Dodd’un Normandiya’daki gezilerini anlatıyordu; köy yaşamını, mimariyi ve yerel gelenekleri betimliyordu. Dodd’un yazıları, meraklı ve empatik bir bakış açısını yansıtarak dönemin erkek seyahat yazarlarının sıklıkla göz ardı ettiği ev içi ve toplumsal alanlara duyarlılık gösteriyordu.

Yirminci yüzyılın başlarına kadar üretken bir şekilde yazmayı sürdüren Dodd; Glorinda (1888), On the Broads (Broads’ta 1896), In the Palaces of the Sultan (Sultanın Saraylarında 1903), On the Knees of the Gods (1908), Heroic France (1915) ve Talleyrand: The Training of a Statesman, 1754–1838 (1927) gibi birçok eser kaleme aldı. Bu çalışmalarda tarihsel içgörülerini kültürel gözlemlerle harmanlayarak kendisini Amerikalı okurlar ile Avrupa kültürü arasında bir köprü konumuna getirdi. Dodd’un üslubu çoğu zaman muhafazakâr görünse de, kurgusal metinleri feminist spekülatif düşüncenin erken biçimlerinden biri olarak değerlendirildi. The Republic of the Future, endüstriyel modernitenin gündelik yaşamı dönüştürdüğü bir dönemde cinsiyet, teknoloji ve toplumsal düzenin kesişim noktalarını araştırdı. Ev içi mekanizasyonun tasviri, ev işleri, otomasyon ve bakım emeği üzerine daha sonra gelişecek feminist tartışmaların öncüsü niteliğindeydi.

Bostonlı Edward Williams Dodd ile evlendikten sonra yazarlık kariyerine devam etti. The Art Journal dergisine sanat eleştirileri yazdı ve birçok eser yayımladı. Hayatının büyük bölümünü New York’ta geçirdi ancak uzun süre Avrupa’da da yaşadı. Dodd, Ocak 1929’da Paris’te yaşamını yitirdi. Yirminci yüzyılda büyük ölçüde unutulmuş olsa da, eserleri erken dönem feminist ve distopik geleneklere yaptığı katkılar nedeniyle günümüzde yeniden ilgi görüyor. Özellikle The Republic of the Future, devlet kontrolü altında mekanize edilmiş eşitlikçi bir toplumu betimleyen en eski Amerikan romanlarından biri olarak öne çıkıyor ve Brave New World (1932) ile 1984 (1949) gibi daha sonraki distopik klasiklerin öncüsü kabul ediliyor.

Dodd’un toplumsal hiciv, feminist bilinç ve spekülatif vizyonu bir araya getiren yaklaşımı, onu kadın bilimkurgu yazarlarının öncüleri arasında sağlam bir konuma yerleştiriyor. Eserleri, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kadın yazarların spekülatif kurgunun hayal gücü olanaklarını yalnızca dönemlerinin ideolojilerini eleştirmek için değil, aynı zamanda yaratabilecekleri geleceği sorgulamak için de kullandıklarını gösteriyor.

Kaynaklar:

Şevval Tufan

2000 yılında Ankara'da doğdu. 2022'de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Yine aynı üniversitede, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde yüksek lisans eğitimine başladı. Bilimkurgudan video oyunlarına, tarihten dil öğrenimine kadar pek çok farklı alanla ilgileniyor. Yeni fikirler edinmeyi, üzerine düşünmeyi seviyor.

İlginizi Çekebilir

bitki zeka

Bitkilerin Zekâsı Var mı? Ekolojik Bilimkurguda Bitki Zekâsı

“Bir ekosistem hakkında ekolojik açıdan cahil olanların anlamadıkları şey, bunun bir sistem olduğudur. Bir sistem! …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir