E.T. the Extra-Terrestrial Taklidi 10 Film

E.T. the Extra-Terrestrial Taklidi 10 Film

Steven Spielberg tarafından yönetilen 1982 tarihli E.T. the Extra-Terrestrial, hiç kuşku yok ki sinema tarihinde çığır açan yapımlardan. Büyük bütçelere ve yıldız oyunculara sırt çevirip çocukluk, yalnızlık, kaybolmuşluk ve dostluk gibi evrensel temaları ön plana çıkarmasıyla bambaşka bir yere sahip. Sadece 10 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film, yaklaşık 800 milyon dolar hasılat elde etti; dokuz dalda Oscar’a aday gösterildi ve dört ödül kazandı. Aynı dönemde gösterime giren Blade Runner ve The Thing, yüksek bütçeleri ve yıldız oyuncu kadrolarıyla dikkat çekiyordu. Ancak E.T., tüm bu iddialı yapımların önüne geçerek izleyicilerin kalbinde taht kurmayı başardı. Spielberg’ün en büyük başarısı ise bilimkurgunun soğuk ve mekanik atmosferini bir kenara bırakıp türü duygusal ve insani bir zemine taşımasıydı. E.T., bir uzaylının küçük bir çocukla kurduğu dostluğu konu alarak türde benzersiz bir yol açtı.

1950’ler ve 60’larda uzaylılar genellikle tehditkâr ve düşmanca varlıklar olarak resmedilirken, Spielberg bu algıyı E.T. ile tamamen tersine çevirdi. Filmden çıkan çoğu kişinin gözünde uzaylı figürü, korku kaynağından ziyade dostluk, anlayış ve empatik bir varlığa dönüştü. Aynı zamanda film, 80’ler Amerika’sındaki toplumsal dönüşümleri de yansıtıyordu. Bireyselliğin yükselişi, aile yapısının çözülmesi ve mahalle kültürünün kaybolması gibi sorunlara dokunuyordu. Elliot ile E.T.’nin dostluğu, parçalanmış bir aileyi toparlarken arkadaşlık ve dayanışmanın gücünü de yüceltiyordu. Elbette film kültürel etkisiyle de derin izler bıraktı. Dünya genelinde, özellikle düşük bütçeli sinemalarda sayısız E.T. benzeri yapım ortaya çıktı. Hatta bu etkiden Türk sineması da nasibini aldı. Şimdi gelin bu yapımlara bir göz atalım…

Badi (1983)

İlk sırada bizden bir film var. Zafer Par tarafından çekilen Badi, Dünya’ya düşen ve geri dönmenin yolunu arayan bir uzaylının hikâyesini anlatıyor. Yeryüzünde mahsur kalan bu garip ve sevimli varlık, kısa sürede küçük bir çocukla dostluk kuruyor. İkili, bir yandan da Badi’nin dünyasına dönebilmesi için çözüm arıyor.

1980’lerin Türkiye’sinde en dikkat çekici bilimkurgu girişimlerden biri olan film, dönemin düşük bütçeli sinema anlayışına rağmen kültleşmiş yapımlar arasında yerini aldı. Tıpkı çağdaşı Dünyayı Kurtaran Adam‘ın Turkish Star Wars adıyla ün salması gibi Badi de Turkish E.T. adıyla dünyaya açıldı.

Extraterrestrial Visitors (1983)

Orijinal adı Los nuevos extraterrestres olan İspanyol yapımı film, E.T.‘nin korku türünde bir taklidi. Âdeta E.T. ile Alien’ın karanlık bir birleşimi gibi. Hikâye, ormana düşen bir meteorla başlıyor. Meteor, beraberinde birtakım gizemli yumurtalar getiriyor. O sırada ormanda bulunan bir grup avcı, bu tuhaf nesneleri fark ediyor ve ne olduklarını anlamaya çalışıyor. Tam o esnada yumurtalardan biri çatlıyor ve içinden çıkan yaratık avcılardan birini öldürüyor. Şoke olan grup, uzaylıyı vuruyor ve diğer yumurtaları da imha ediyor. Ancak bir tanesi gözlerinden kaçıyor.

Fark edilmeyen bu son yumurta, ileride hikâyeyi tamamen değiştirecek olayların fitilini ateşliyor. Yumurtadan çıkan yeni uzaylı, Tommy adında küçük bir çocukla karşılaşıyor ve aralarında tuhaf bir bağ oluşuyor. Ancak bu bağ, Spielberg’ün filmindeki masum dostluk atmosferinden oldukça uzak. Uzaylı, sahip olduğu telekinetik güçlerle Tommy’yi etkisi altına alıyor ve onu karanlık, kontrolcü planları için kullanmaya başlıyor. Film, tanıdık bir hikâyeyi alıp ürpertici bir yöne çeviriyor; sevimli bir dostluğu tehditkâr bir iş birliğine dönüştürüyor.

El E.T.E. y el Oto (1983)

Bir uzay gemisi Dünya’ya iniş yapıyor ve içindeki uzaylı gezegende tek başına kalıyor. Kafası karışık, ne yapacağını bilemez hâlde dolaşırken küçük bir çocukla karşılaşıyor. Aralarında garip ama sevimli bir dostluk başlıyor. İlk bakışta tanıdık bir hikâye gibi görünüyor: yabancı bir varlık, masum bir çocuk ve aralarındaki bağ… Ama bu hikâyenin arka planı pek de öyle değil. Gerçekte uzaylının, kendi türü tarafından özellikle terk edildiğini öğreniyoruz. Sakar, beceriksiz ve tam bir baş belası olduğu için uzaylıların ondan kurtulmak istediğini anlıyoruz. “Bari insanlıkla uğraşsın,” diye düşünerek onu bilinçli şekilde Dünya’ya bırakıyorlar. Yani bu yalnızlık şefkat değil; düpedüz bir sürgün.

Film, tüm bu absürtlüğü uçuk bir mizahla sunuyor. Makyajlar kasıtlı olarak özensiz, efektler komik derecede yapay, sahneler ise bilerek abartılı. Tam anlamıyla bir çöp film havası taşıyor. Ama bu yönüyle de eğlendiriyor. E.T. başta olmak üzere dönemin popüler bilimkurgu filmlerine açık göndermeler yapıyor; türle alay ederken izleyicisini gülümsetmeyi ihmal etmiyor. Ortaya çıkan sonuç ise kaotik, komik ve kesinlikle unutulmaz bir parodi.

Babula (1985)

Sıradaki film, Hint sinemasından gelen bir E.T. uyarlaması. Ancak listemizdeki diğer örneklerden farklı olarak kendini fazlasıyla ciddiye alıyor. Belki de bu yüzden en derli toplu ve izlenebilir olanı. Bollywood standartlarına göre oldukça düzgün bir iş ve ülkemizde Dost adıyla vizyona da girdi. Hikâye, küçük Babula’nın kayıp köpeğini ararken ormanda karşılaştığı garip bir yaratıkla başlıyor. Bu yaratığın aslında başka gezegenden gelen bir uzaylı olduğunu fark eden Babula, onu evine götürüyor ve gizlice odasında saklıyor. Aralarında kısa sürede sıcak, samimi bir dostluk gelişiyor. Ancak işler, ebeveynlerinin uzaylıyı fark etmesiyle karışıyor.

Ailesi, onun bir tehdit olduğunu düşünüyor ve yok etmeye kalkışıyor. Şiddet dolu tepkiler karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşayan Babula, dostuna bu dünyadaki korku ve önyargılardan uzak durmasını, kendi gezegenine dönmesini söylüyor. Film, çocukların içgüdüsel güveni ve saf sevgisiyle yetişkinlerin korkulara dayalı önyargıları arasındaki çatışmayı anlatıyor.

Nukie (1987)

Sırada, Michael Pakleppa ve Sias Odendal imzasını taşıyan bir Güney Afrika yapımı var. Bu kez karşımıza, kaybolan kardeşini bulmak için Dünya’ya gelen uzaylı Nukie çıkıyor. Film, Nukie’nin yeryüzündeki yolculuğunu ve bu süreçte tanıştığı çocuklarla kurduğu dostluğu konu alıyor. Hikâye, hem sıcak hem de absürt anlarla dolu renkli bir maceraya dönüşüyor. Nukie, Dünya’da kendisini bekleyen tehlikelerden habersiz. Neyse ki yeni arkadaşları yardımına koşuyor. Birlikte kayıp uzaylı kardeşi aramaya başlıyorlar.

Ancak bu sıradan bir arayış değil. Macera ilerledikçe Nukie’nin şaşırtıcı bir yeteneği ortaya çıkıyor: hayvanlarla konuşabiliyor. Hem de yalnızca anlamakla kalmıyor, onların da konuşmasını sağlıyor. Aslanlar, sırtlanlar, şempanzeler ve hatta timsahlar, ormanın derinliklerinde sırasıyla dile geliyor. Filmin en akılda kalan sahnesi de tam burada yaşanıyor. Görsel efektlerin düşük bütçesi, anlatımdaki naiflik ve tuhaf diyaloglar filme istemsiz bir komedi tonu kazandırıyor. Ancak tam da bu yönüyle Nukie, zamanla bir B-filmi klasiğine dönüştü. Gariplikleriyle büyüleyen, kötülüğü olmayan ama absürtlüğü bol bir uzaylı hikâyesi.

Homoti (1987)

Sıradaki film yine bizden, ama bu kez işler biraz daha çığırından çıkıyor. Müjdat Gezen’in yazıp yönettiği ve başrolünde yer aldığı filmde, habercilik etiğine pek de takılmayan Ali adlı bir muhabirle tanışıyoruz. Doğruluğu şüpheli röportajlar yapan, sansasyon peşinde koşan Ali, bir gün uzaylılarla ilgili haber hazırlarken gerçekten de bir uçan daireyle karşılaşıyor. Gemiden inen varlık, Homon gezegeninden gelen uzaylı Homoti. Homoti, tanınmak istemediği için Ali’den haberi gizli tutmasını istiyor. Ancak işler hızla kontrolden çıkıyor. Diğer gazeteciler de Homoti’nin varlığını öğrenince büyük bir haber savaşı başlıyor. Bunun üzerine Homoti, dikkat çekmemek ve kendini korumak için bazı özel güçlerini kullanmaya başlıyor.

Film, mizah ile bilimkurguyu harmanlamaya çalışıyor ama ortaya çıkan sonuç tam bir fiyasko. Efektler son derece başarısız, oyunculuklar yer yer parodi düzeyinde. B-film ya da çöp film değil, doğrudan kötü film kategorisine giriyor. Öyle ki film vizyon yüzü bile göremiyor, hatta televizyonlarda bile gösterilmiyor. Yıllar sonra, Almanya’daki bir Türk’ün VHS arşivinden çıkıyor ve internet aracılığıyla da gün ışığına kavuşuyor.

Mac and Me (1988)

Sıradaki yapımın ilginç bir öyküsü var. Yönetmen Stewart Raffill, film için gerekli bütçeyi bir türlü toparlayamayınca çareyi yoğun ürün yerleştirmede buluyor. Neredeyse her sahnede karşımıza McDonald’s’tan gazlı içeceklere, market raflarından mahalle esnafının tabelasına kadar çeşitli markalar çıkıyor. Buna rağmen Mac and Me, ticari kaygılarla yoğrulmuş ama yine de izlenebilir bir B-film örneği. Hikâye, tekerlekli sandalyeye mahkûm genç Eric’in yeni bir mahalleye taşınmasıyla başlıyor. O sıralarda Dünya’ya gelen bir uzaylı, NASA tarafından yakalanıyor ve ailesinden ayrı düşüyor. Bu küçük yaratık, kısa sürede “MAC” (Mysterious Alien Creature) adıyla anılmaya başlıyor.

Tahmin edilebileceği gibi Eric ile MAC’in yolları kesişiyor ve aralarında sıcak, samimi bir dostluk gelişiyor. Ama bu sadece bir başlangıç. Şimdi amaç, MAC’in ailesini bulmak ve onları yeniden bir araya getirmek. Ne var ki MAC hâlâ peşindeki devlet görevlilerinden kaçmak zorunda. Film, E.T.’nin izinden giderek çocuk ve uzaylı dostluğu temasını yeniden işliyor, ama bu kez bolca reklam eşliğinde. Her ne kadar senaryosu klişe olsa da, bazı duygusal anları ve ilginç sahne seçimleriyle dikkat çekmeyi başarıyor. Mac and Me, hem bir dönem Hollywood’un nasıl fon yarattığını gösteriyor hem de absürtlüğüyle kült meraklılarının radarına giriyor.

Little Boy Blue: Tiny Terrestrial (1991)

Bu kez rotamız Filipinler ve karşımıza çıkan film, E.T.’nin açık bir parodisi. Hikâyenin merkezinde, uzaydan gelen devasa mavi bir yaratıkla tanışan küçük bir çocuk yer alıyor. Bu sıra dışı varlığa, sevimli E.T.’nin aksine “T.T.” yani Tiny Terrestrial (Küçük Dünya Dışı) adı veriliyor. Gerçi ironiye bakılırsa pek de “tiny” sayılmaz! Çocuk ve uzaylı arasında zamanla sıcak bir dostluk kuruluyor. Bu ilişki hem eğlenceli hem de duygusal anlarla ilerliyor. Film boyunca E.T.’ye gönderilen selamlar bir hayli belirgin; öyle ki bazı sahneler neredeyse bire bir kopyalanarak çekilmiş. Ancak bu benzerlikler, filmi sıradan bir taklitten çıkarıp kült bir eğlenceye dönüştürüyor.

Filmin en ayırt edici özelliklerinden biri de Filipinler’e özgü yerel mizah anlayışı. Diyaloglar, karakter davranışları ve durum komedisi bölgesel bir tat katıyor. Düşük bütçeli ve sınırlı efektlere rağmen film, kendini ciddiye almadan, izleyicisini güldürmeyi başarıyor. T.T., ne kadar garip görünse de kalpleri kazanan bir karaktere dönüşüyor. Kısacası yapım, hem bir parodi hem de sevgiyle yapılmış bir E.T. yorumu olarak ilgi çekici.

Munchie (1992)

Munchie, listedeki en uçuk senaryolardan birine sahip. Bu kez uzaylımız, galaksiler arası bir pizza kuryesi! Göreviyse sipariş edilen pizzayı başka bir gezegene zamanında ulaştırmak. Ancak bir aksilik oluyor ve rotayı şaşırarak kendini Dünya’da buluyor. Tam da bu sırada, on iki yaşındaki Gage’le yolu kesişiyor. Gage’in hayatındaki zorlukları gören Munchie, ona yardım etmeye karar veriyor ve bir süreliğine Dünya’da kalıyor. Evet, bu kez pizza biraz gecikecek çünkü Munchie’nin yeni dostu daha öncelikli.

Film, absürt senaryosu ve komik karakter tasarımıyla tam anlamıyla bir B-filmi örneği. Yine de içinde sıcaklık ve dostluk temalarını barındırmayı ihmal etmiyor. Çocuklarla uzaylılar arasındaki bağ, bu filmde de temel duygu.

Kokey (1997)

Son filmimiz olan Kokey, Filipinli yönetmen Romy Suzara’nın imzasını taşıyor. Yapım, küçük Bong ve Anna’nın ormanda buldukları uzaylı Kokey ile kurduğu dostluğu anlatıyor. Bir UFO kazasından sonra Dünya’ya düşen Kokey, çocuklar tarafından gizlice eve götürülüyor. Kendisi sevimli olduğu kadar duygusal da bir varlık ve zamanla ailenin bir parçası hâline gelmesi gecikmiyor. Güçlerini kullanarak çocuklara yardım ediyor, onların hayatındaki sorunları hafifletmeye çalışıyor.

Ancak Kokey, kendi gezegenine dönmeyi de istiyor. Geceleri gökyüzüne bakıp ailesine ulaşmaya çalışıyor, gözyaşlarıyla özlemini dile getiriyor. Çocuklar, onu ne kadar süre saklayabileceklerini bilemiyor. Film, E.T.’nin izinden giden ama Filipin kültürüne özgü sıcaklıkla şekillenen bir hikâye sunuyor. Düşük bütçesine rağmen izleyiciye duygusal anlar yaşatmayı başarıyor.

Halil Alpaslan Hamevioğlu

İçsel yolculuğuna 1980'de Polatlı'da başladı. 80'ler ve 90'ların göbeğinde yetişti. O devrin her bireyi gibi bilimkurguyu video kasetlerden tanıdı. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyası iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamında da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördü. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulu bitti ve hem gördüklerini hem de yaşadıklarını yeni nesillere aktarmak istedi. Öğretim görevlisi oldu. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğinde ülke sınırlarını aştı ve kendini Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldu. Yazmayı hep sevdi. Âşık olduğu bilimkurgu ile yazma hobisini ise burada birleştirdi.

İlginizi Çekebilir

Companion

Mükemmel Uyumun Ölümcül Bedeli: Companion

Drew Hancock‘un ilk filmi Companion, çok basit bir soruyla başlıyor: Ya erkekler gerçekten mükemmel arkadaşlarını …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir