10 bilimkurgu buluntu filmi

Buluntu Film Türündeki 10 Bilimkurgu Filmi

Buluntu film (found footage), sinemada hem gerçekçilik hissini güçlendiren hem de düşük bütçeli yapımlara avantaj sağlayan en radikal anlatım biçimlerinden biri. Karakterlerin kendi çektikleri ve sonradan “bulunmuş” gibi sunulan görüntüler üzerinden ilerleyen tür, izleyiciye âdeta bir belgesel ya da haber izliyormuş hissi vermesiyle ünlü. İlk örneklerden kabul edilen Ruggero Deodato’nun 1980 tarihli Cannibal Holocaust filmi öyle bir gerçekçilik yaratmıştı ki, yönetmen cinayetle suçlanmış, hatta oyuncuların hayatta olduğunu kanıtlamak zorunda kalmıştı. Türün potansiyeli, 1999’da The Blair Witch Project ile asıl patlamasını yaptı. 60 bin dolarlık bütçeyle çekilen film, 250 milyon dolardan fazla hasılat elde etti. El kamerası kullanımı ve amatör çekim estetiği, seyirciyi tamamen hikâyenin içine çekmeyi başardı.

Bu başarının ardından, özellikle 2000’li yılların ortasından itibaren düşük bütçeli fakat yoğun gerilimli filmler hızla çoğaldı. Paranormal Activity, bu furyanın yeni mihenk taşlarından biri oldu. Önceleri ağırlıkla korku türünde görülen buluntu filmler, zamanla farklı türlere de yayıldı. Elbette bilimkurgu yönetmenleri de bu tarzı denemekten geri durmadı. Türün sunduğu doğrudan ve yoğun deneyim, bilimkurguya hem farklı bir atmosfer hem de yenilikçi anlatı imkânı sağladı. Hatta bazı yapımlar bu formattan yola çıkarak kendi sinematik evrenlerini kurmayı bile başardı. İşte karşınızda buluntu film türündeki 10 bilimkurgu filmi…

Diary of the Dead (2007)

İlk örneğimiz, zombi filmlerinin ustası George A. Romero’dan geliyor. Bir grup sinema öğrencisi ve hocaları, ormanın derinliklerinde kısa bir korku filmi çekmekle meşgul. Setin ortasında, televizyondan gelen haberler sessizliği bozuyor: Ölülerin dirildiği, dünyanın bir zombi istilasına uğradığı aktarılıyor. Ekip, ailelerine ulaşmak için telefonlara sarılıyor ancak çabaları boşuna. Bunun üzerine bazıları, sevdiklerinin durumunu görmek için geri dönmeye karar veriyor.

Yolda, üç zombiyle mücadele eden yalnız bir polise rastlıyor ve ona yardım ediyorlar. Ancak ekibin bir üyesi yaşananlara daha fazla dayanamıyor; başarısız bir intihar girişimiyle ağır yaralanıyor. Arkadaşlarını hastaneye yetiştirmek için yola koyulan grup, sonunda şehre varıyor fakat şehir çoktan zombilerin istilasına uğramış durumda. Artık önlerinde iki büyük görev var: Hayatta kalmak ve yaşanan gerçek dehşeti belgeleriyle tarihe geçirecek bir “gerçek” korku filmi çekmek.

Cloverfield (2008)

Doğası gereği buluntu film türündeki yapımların düşük bütçeli olmasına alışığız. Ancak sıradaki filmimiz, 25 milyon dolarlık bütçesiyle bu algıyı kökten sarstı. Sonradan gelen devam filmleriyle de Cloververse sinematik evreninin temellerini attı. Rob, işi gereği kısa süre sonra Japonya’ya taşınacaktır. New York’ta arkadaşları tarafından düzenlenen veda partisi devam ederken şehir ansızın devasa bir uzaylı yaratığın saldırısına uğruyor.

Yaratık gökdelenleri yerle bir ededursun, ordu da hemen karşı saldırıya geçiyor, ancak çabalar sonuçsuz kalıyor. Askerlerden birinin dediği gibi: “Bu yaratık nedir bilmiyoruz, ama bizi yeniyor.” Hikâye, el kamerasıyla çekilmiş görüntüler üzerinden aktarılıyor ve izleyiciyi de bir felaketin ortasında hayatta kalmaya çalışan gençlerin çaresizliğine ortak oluyor.

Apollo 18 (2011)

Rus sinemasına özgün fantastik yapımlar kazandıran Kazak kökenli Timur Bekmambetov imzalı bir filmle devam ediyoruz. NASA’nın gizlice yürüttüğü sözde son Ay görevinin gizli görüntüleri var karşımızda. Görüntülerde astronotların, inişlerinden kısa bir süre sonra Ay yüzeyinde yalnız olmadıkları anlaşılıyor.

Buluntu film tekniğiyle Alien tadı yakalamaya çalışan eser, “Neden bir daha Ay’a gidilmedi?” sorusuna kendince yanıt veriyor. Özellikle tüplerindeki hava bitmek üzere olan astronotların verdiği mücadele, filmin en başarılı ve gerilim dolu bölümlerini oluşturuyor.

The Dinosaur Project (2012)

Listemize yine bir Avrupa yapımı olan The Dinosaur Project (2012) ile devam ediyoruz. Film, adından da anlaşıldığı üzere bir grup bilim insanının Kongo ormanlarındaki dinozor söylentilerini araştırmak üzere yola çıkmasıyla başlıyor. Ancak bu macerada ekibimiz beklenmedik büyük tehlikelerle karşılaşıyor.

Filmin en etkileyici yanı, keşif sırasında ekip üyelerinin kameralarıyla kaydettikleri görüntüler üzerinden yaşadıkları dehşeti bizlere aktarması. Jurassic Park’ın buluntu film tarzındaki bir yorumu olarak değerlendirilebilecek yapım, yüksek temposuyla da izleyiciyi ekrana kilitliyor.

Chronicle (2012)

Chronicle (2012), buluntu film türünü süper kahraman öyküleriyle harmanlayan dikkat çekici bir yapım. Türünün diğer filmlerine kıyasla oldukça yüksek olan 12 milyon dolarlık bütçesiyle öne çıkıyor. Hikâyemiz üç lise öğrencisinin gizemli bir kristal sayesinde telekinetik güçler kazanmasıyla başlıyor. Başlangıçta bu güçler eğlenceli ve heyecan verici olsa da zamanla içlerinden birinin karanlık yönleri gün yüzüne çıkmakta gecikmiyor. Böylece gençler hem kendi aralarındaki çatışmalarla hem de peşlerindeki kolluk güçleriyle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Film, türün ve listemizin en başarılı örneklerinden. Dane DeHaan ve Michael B. Jordan gibi yetenekli oyuncuların performanslarıysa övgüye değer. Yönetmen Josh Trank, Chronicle ile yakaladığı başarı sayesinde 2015’te Fantastic Four filmini çekmiş, ancak yapım sinema tarihindeki en büyük hayal kırıklıklarından birine dönüşmüştü.

Europa Report (2013)

Sert bilimkurgu türünün mutlaka izlenmesi gereken filmlerinden Europa Report (2013) ile devam ediyoruz. Bir grup astronot, yaşam belirtisi aramak için Jüpiter’in uydusu Europa’ya doğru yola çıkıyor. Görev sırasında çeşitli arızalar yaşanmasına rağmen ekip sonunda Europa’ya inmeyi başarıyor. Ne var ki bu başarı, çok geçmeden bir ölüm kalım mücadelesine dönüşüyor.

Diğer buluntu filmlerden farklı olarak, Europa Report genellikle el kamerasıyla çekilmiş görüntüler yerine, geminin farklı noktalarına yerleştirilmiş güvenlik kameralarından alınan sabit ve çok açılı görüntüler kullanıyor. Bu da filme benzersiz bir atmosfer katıyor ve türün alışılmış tarzına yeni bir soluk getiriyor.

Alien Abduction (2014)

Alien Abduction (2014), otistik bir çocuğun el kamerasından çektiği görüntülerden oluşuyor. Ailesi, tatil için gittikleri dağlık bölgede uzaylılar tarafından kaçırılıyor. Travis Walton olayı ve Brown Mountain Lights’tan esinlenen film, paranormal olaylara belgeselvari bir yaklaşım getiriyor.

Bilimkurguyu korku ve gerilimle harmanlayan yapımın efektleri çok başarılı olmasa da, bazı sahneleri seyirciyi sürekli diken üzerinde tutmayı başarıyor.

Area 51 (2015)

Sırada, ismiyle müsemma Area 51 (2015) var. Üç arkadaş, meşhur 51. Bölge askeri üssüne gizlice girerek içeride nelerin saklandığını görüntüleyip halkla paylaşmayı amaçlıyor. Ancak karşılaştıkları sırlar, hayal ettiklerinden çok daha ölümcül ve korkutucu oluyor; çünkü üs boşuna sıkı koruma altında tutulmuyor.

Paranormal Activity’nin yapımcısından çıkan film, 51. Bölge hakkındaki tüm komplo teorilerini ustalıkla hikâyesine yediriyor. Ne var ki yapımcısının sürekli buluntu türünde filmler çekmesi nedeniyle vizyona girmeden önce ABD’deki sinema salonları tarafından boykot edildi ve bu da filmin zarar etmesine yol açtı.

The Dark Tapes (2016)

Karşımızda tek bir film değil, dört farklı kısa hikâyeden oluşan bir antoloji örneği var: The Dark Tapes (2016). Her bölüm zaman yolculuğu, uzaylılarla mücadele ve paralel evrenler gibi bilimkurgu temalarını korku unsurlarıyla harmanlıyor.

Bir nevi büyük ses getiren ve yedi devam filmiyle genişleyen V/H/S serisinin bilimkurgu türündeki uyarlaması olarak düşünülebilir. Ancak The Dark Tapes, V/H/S’nin sahip olduğu fanatik hayran kitlesini yakalayamadı.

The Gracefield Incident (2017)

Listemizin son sırasında Kanada yapımı The Gracefield Incident (2017) var. Buluntu film türünde alışık olduğumuz el kamerası yerine, bu kez deney aşamasında olan protez bir gözü kullanıyoruz; böylece olayları kelimenin tam anlamıyla karakterin “gözünden” deneyimliyoruz. Arkadaşlarıyla birlikte ormanda tatil yapan genç çiftin huzuru, gökyüzünden düşen gizemli bir nesne yüzünden kâbusa dönüşüyor. Film, klasik uzaylı istilası temasını kişisel trajediyle de harmanlayarak izleyiciye farklı bir deneyim sunuyor.

Görüldüğü gibi buluntu filmler ille de düşük bütçeli bir korku hikâyesi olmak zorunda değil, farklı türlerde ve yüksek bütçelerle çekilen örnekleri de var. Cloverfield ve Chronicle bunun iyi birer örneği. Ayrıca, Werner Herzog’un 2005 yapımı The Grizzly Man belgeseli, sinema tarihindeki tek gerçek buluntu film olarak öne çıkıyor. Film, Timothy Treadwell’in Alaska’daki ayılarla yaşadığı gerçek deneyimleri ve trajik ölümünü kendi çektiği gerçek görüntülerden derleyerek sunuyor.

Halil Alpaslan Hamevioğlu

İçsel yolculuğuna 1980'de Polatlı'da başladı. 80'ler ve 90'ların göbeğinde yetişti. O devrin her bireyi gibi bilimkurguyu video kasetlerden tanıdı. Sonra özel kanallar geldi. Hayal dünyası iyice genişledi. Eh, gerçek yaşamında da dünyanın içinden geçtiği dönüşümü gördü. Sovyetler'in bitişini, Berlin Duvarı'nın yıkılışını, popüler kültürün tüm dünyayı etkisi altına alışını... Bir gün okulu bitti ve hem gördüklerini hem de yaşadıklarını yeni nesillere aktarmak istedi. Öğretim görevlisi oldu. Gazi Üniversitesi’nde başlayan, Başkent Üniversitesi’nde devam eden öğreticiliğinde ülke sınırlarını aştı ve kendini Amsterdam Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde buldu. Yazmayı hep sevdi. Âşık olduğu bilimkurgu ile yazma hobisini ise burada birleştirdi.

İlginizi Çekebilir

Companion

Mükemmel Uyumun Ölümcül Bedeli: Companion

Drew Hancock‘un ilk filmi Companion, çok basit bir soruyla başlıyor: Ya erkekler gerçekten mükemmel arkadaşlarını …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir