genetik muhendislik insan

Genetik Tasarımın Eşiğinde: İnsanlık, Yeni Bir Türün Doğuşuna Hazır mı?

Henüz doğmamış bir çocuğun göz rengini, boyunu, bazı hastalıklara karşı direncini ya da zihinsel gelişim potansiyelini önceden belirleyebildiğiniz bir dünya düşleyin… Evet, kulağa hâlâ bilimkurgu gibi geliyor, ama emin olun sandığınız kadar da imkânsız değil. Genetik mühendislik öyle hızlı gelişiyor ki, insan embriyoları üzerinde nokta atışı diyebileceğimiz müdahaleler yapılabiliyor artık. Genetik anlamda “tasarlanmış” bebekler teknik açıdan mümkün hâle gelmiş durumda.

Ancak burada asıl mesele, teknik olanın etik olanla çelişip çelişmeyeceği. Hiç şüphesiz insanlık olarak bambaşka bir dönemin eşiğinde duruyoruz. Ancak o kapıyı aralamadan önce durup düşünmemiz gereken bazı şeyler var. Zira konu bir canlıyı genetik olarak değiştirmekten ibaret değil. İnsanın kendi evrim sürecine doğrudan müdahale etmeye başladığı sonu belirsiz bir yolculuğa yelken açmış olabiliriz. Doğanın gelişigüzel ilerleyen düzenine el atabildiğimiz ve belki de kim olduğumuzu, neye dönüştüğümüzü baştan tanımlayabildiğimiz bir çağın arifesinde gibiyiz.

genetik

Genetik müdahaleyi savunanlar, bu alandaki ilerlemeleri yaşamı iyileştirme fırsatı olarak görüyor. Onlara göre kalıtsal hastalıkları bertaraf edebilmek, uzun ve sağlıklı bir hayatın kapılarını aralayabilir. Özellikle genetik bozukluklarla doğan çocukların yaşadığı zorluklar düşünüldüğünde, birçok anne baba için bu teknoloji acıdan uzak, daha güvenli bir gelecek demek. Ne var ki söz konusu müdahaleler, bir noktadan sonra estetik ve performans temelli tercihlere evrilme riski de taşıyor: daha uzun boylu, daha kaslı, daha zeki ya da daha güzel çocuklar… Dolayısıyla genetik mühendislik, bir sağlık aracı olmaktan çıkıp normları şekillendiren bir güç hâline de gelebilir. Bugün ideal beden, ideal zekâ, ideal kişilik gibi kavramlar toplumun değer yargılarına göre belirleniyor. Eğer bireylerin genetik yapıları da bu değerlere göre ayarlanırsa çeşitlilik değil, tek tipleşme ufukta demektir. Genetik tasarım, insanın potansiyelini genişletmek yerine onu daraltan bir kalıba da dönüşebilir yani.

Genetik müdahaleyle birlikte ebeveynliğin anlamı da değişime uğrayabilir. Bir nevi çocuklar, doğmadan önce “tercih edilmiş” projelere dönüşebilir. Mükemmeliyetçi beklentilerle şekillenen bir çocuk, ebeveynlerinin seçimlerinin gölgesinde yaşayabilir. Çünkü, “Senin böyle olmanı biz istedik,” cümlesi özgürlükten ziyade bir tür tasarlanmış kader demek. Ayrıca bu tür genetik müdahaleler, çocukların daha hayata bile adım atmadan başkalarının seçtiği bir yaşam rotasına itilmesine neden olabilir. Zira genlerde yapılan her değişiklik, bireylerin geleceğine dair bir yön tayini anlamına da geliyor. Hâl böyleyken şu soruyu sormamak olmaz: Bir insanın kendi potansiyelini keşfetme özgürlüğü, daha dünyaya gelmeden önce başkalarının kararları doğrultusunda şekillendirilebilir mi?

Genetik tasarımın yaygınlaşması durumunda oluşacak bir başka sorun da bu teknolojinin kime erişilebilir olacağı. Bugün bile sağlık hizmetleri toplumun her kesimine eşit dağılmıyor. Genetik mühendislik pahalı bir hizmet olarak yalnızca ekonomik gücü olanlara sunulursa mevcut eşitsizlikler daha da derinleşebilir. Böylece genetik olarak “üstünleştirilmiş” bir sınıf oluşabilir ve bu sınıf zamanla hem biyolojik hem toplumsal olarak ayrışabilir. Söz konusu distopik tablo, geçmişte ırkçılık ve öjeni gibi ideolojilerin nasıl bilimsel kılıflarla meşrulaştırıldığını hatırlatıyor. Genetik üstünlük söylemleri, tarihin karanlık sayfalarında felaketlere yol açmışken, bugün daha sofistike araçlarla benzer bir ayrıcalık sistemine mi kapı aralıyoruz?

Bir diğer derin tartışma ise “doğal olanın” ne kadar önemli olduğu üzerine. İnsan, tarih boyunca kendini doğadan ayrı bir varlık olarak tanımladı. Tarım, şehirleşme, ilaçlar, makineler… Hepsi insanın doğayı dönüştürme arzusu üzerine kurulu. Genetik mühendislik de bu zincirin son halkası olabilir. Fakat burada fark şu: Bu kez doğayı değil, insan doğasını dönüştürüyoruz. Gattaca filminde olduğu gibi, bir noktada genetik açıdan “iyileştirilmiş” bireyler ile “doğallar” arasında temel bir ayrım ortaya çıkabilir. O zaman “insan nedir?” sorusu, felsefeyi de aşarak politik ve hukuki bir soru hâline gelebilir. Evrimsel sürecin dışına çıkıp kendi tasarımımıza yön vermeye başladığımızda kuşkusuz insan tanımı da yeniden yazılacaktır.

Bilim hızla ilerliyor ve bu ilerleme topluma yeni sorumluluklar getiriyor. Tartışılması gereken “yapabilir miyiz?” sorusundan ziyade, “yapmalı mıyız?” sorusu. Evet, genetik müdahale mümkün hâle gelmiş olabilir, ama her mümkün olan eylem etik değildir. Hatta bazıları geri dönülmez kırılmalara bile yol açabilir. Dolayısıyla, teknolojinin hızına yetişemeyen etik reflekslerin güçlendirilmesi gerekiyor. Biyoetik alanı, hukuk, felsefe, sosyoloji ve psikolojiyi de içeren çok katmanlı bir diyalog zemini sunmalı.

Genetik mühendislik, insanın kendi evrim sürecine ilk kez bilinçli şekilde müdahale edebilmesini mümkün kılıyor. Bu büyük bir güç ve aynı zamanda derin bir sorumluluk demek. Ve bu sorumluluk tüm topluma ait. Tarih boyunca insan doğayı dizginlemeyi hedefledi. Öyle görünüyor ki sırada kendi doğası var. Peki bu durum bizi daha özgür mü kılacak, yoksa içimizdeki çeşitliliği ve bilinmezliği yitirdiğimiz bir tutsaklığa mı sürükleyecek?

İsmail Yamanol

Amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu ve black metal hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

dunya kita hareket

Gelecekte Dünya Nasıl Görünecek?

Dünya’nın dış katmanı (üzerinde yürüdüğümüz katı kabuk), tıpkı kırılmış bir yumurta kabuğu gibi parçalardan oluşur. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir