bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 10 Temmuz 2018 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Bir Mağara Adamı Siborg Olursa: Stonepunk

Albert Einstein’ın meşhur bir sözü var; “Üçüncü Dünya Savaşı’nın neyle yapılacağını bilmiyorum ama Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak.” Bu söz aslında kısacık bir Stonepunk hikayesi. Biraz açayım. Üçüncü Dünya Savaşı yüzünden gezegenin mutasyona uğradığını düşünün. Taş devrine geri döndük ama bu nasıl bir taş çağı? Tamamen küreselleşmiş bir dünya, mağara şehirlerde yaşayan insanlar, bombardıman uçaklarının bu şehirler üzerinden uçup onlara alevli kayalar fırlatması, kabile-devletler, şamanlar vesaire. Estetik, sanat, spor yenibaştan yazılmış. Neandertal vücut hatları arzu edilen tek şey.

Kadınların neandertallere benzemek için mağaralara kurulmuş özel güzellik tüplerine girdiğini düşünün. Neandertal vücut ölçülerine kavuşmak için “pre-historik diyet” diye saçmalıklar uydurulmuş. Binlerce yıllık cro magnon ahlakı, güzelliği ve de onuru yerle bir olmuş, insanlar katlettikleri kuzenlerine tapıyor ve dünyada ensest devi büyüyerek hastalıklı genleri ortaya saçıyor.

Ortam hiç de fena gözükmüyor

Stonepunk için senaryolar bitmez. Mesela devasa bir gezegen düşünün. Yerçekimi o kadar güçlü ki büyük ihtimalle yüzeyinde ortaya çıkmış muhtemel akıllı bir yaşam formu asla uzaya ulaşamayacak… üstüne üstlük yerçekiminin kuvvetinden dolayı son derece hantal ve de kaba saba bir form kazanmış olacaklar. Bu medeniyet yüksek yerçekimine karşı ve bu çekime karışıp toprakta un ufak olan ‘enerjiye’ karşı savaşmak zorunda. Onlar için entropi muğlak bir yerden başlayıp mutlak bir yerde sona ermiyor. Onlar için entropi diye bir şey de yok. Onlar için sadece yerçekimi var. Dev kayalar, kulelere kurulmuş taştan düzenekler, yerçekimini kendi çıkarları için yönlendirdikleri çarklar vesaire.

Ya da bir nükleer kıyametin vuku bulduğunu düşünün. Bu felaketten Nuh’un gemisine benzer gezgin bir tesis hasar görmeden kurtulmuş. Yapay zekaya sahip robotlar tarafından yönetilen tesisin içinde insanlığı tekrardan hayata döndürecek genetik bilgiler mevcut. Gelgelelim nükleer felaketin üstünden geçen onlarca yılın ardından atmosfere çökmüş kül tabakası güneş ışığını öldürmüş, yeryüzü kapkara bir zulmetin içine gömülmüştür. Nükleer bir kış başlamıştır. Dolayısıyla robotlar böylesi bir ortamda en iyi neandertallerin hayatta kalabileceğini düşünerek neandertalleri yeniden hayata döndürüyor. Yüzlerce yıl sonra neandertaller kendilerine has bir medeniyet yaratıyor.

İnsanların hep avcı toplayıcı olarak kaldığını ve sembolik düşünce yerine daha farklı bir düşünce sistemi geliştirdiğini düşünün. Hayvanlarla ve hatta belki de bitkilerle bile iletişim kurabilen doğaya ait fakat zeki canlılar. Doğa içerisinde, doğaya entegre olarak inşa ettikleri medeniyet onları dünya üzerinde yürüyen küçük tanrılara dönüştürmüş. Birbirileriyle telepatik olarak iletişim kurabiliyorlar. Zihinleri evrimleşiyor, doğada geçirdikleri zaman boyunca algıları renkleniyor. Zamanı, renkleri, dokuları, sesleri, hisleri çok daha farklı bir biçimde algılıyorlar. En nihayetinde bir gün, içlerinden biri bir makine icat ediyor…

Bir stonepunk dünyası yaratmak için biraz yaratıcılığa, biraz antropolojiye, biraz da edebiyata ihtiyacınız var. Aslında Flintstones ayarında çizgi-film vari bir tür gibi görünebilir. Sonuçta siborglaşmış bir mağara adamının pterodaktil üzerinde uçarken martini yudumladığını ya da mağaralarda açılmış gece kulüplerinde çalan ağır elektronik müziğin gotik neandertallere bir anda Buz Devri modasından, sibergoth kültürüne doğru açılan bir evrim patikası yarattığını düşünün. Stonepunk bunlardan ibaret değil…

Şef bayağı dertli gözüküyor, zaman yolculuğu yapıp bir sigara ikram eder derdini dinlerdim

Stonepunk ile ortak atalarımızın Marslılarla olan ilişkilerini çözebilir ve kurmaca alternatif tarihler yaratabiliriz. Stonepunk ile mağara adamlarının psikolojik sorunlarına derman arayabiliriz. Stonepunk ile bir anda kadim çağlarda yaşayan bir şaman olup insanlara korkunç halüsinasyonlar yaşatabiliriz. Ya da sadece insanlar ve dinazorların aynı zaman aralığında yaşadığı hatalı bir evrende de varolabiliriz. Sıkıntı yok; zaten koca bir meteor bütün yanlışlıkları sıfırlayıp evrenimizin hatalarını temizleyecek ileride… peki ya o meteor hiç gelmezse, hatalı evren hatalarıyla birlikte sürüp sahici bir evrene dönüşürse? Narnia’nın Stonepunk versiyonunu düşünün.

Aslında stonepunk ile son derece entelektüel ya da protest bir eser de yaratabilirsiniz. Bir de “anakronistik cihazlarla dolu retrofütürist bir taş çağı alegorisi” diye tanımlayın yazdığınız şeyi ve owww sizden entelektüeli yok. Sonra bu entelektüel birikim ile ne yapıyorsunuz? Asimov’un tahtına falan oturmaya kalkmayın şimdi, sakin olun. Ya da PKD’yle uyuşturucu triplerine de girmeyin. Mekanlara akın. Siz rastalı, çılgın bir anarko-primitivistsiniz artık. “Kahrolsun siberpunk!”

Endüstriyel toplumun çöküşü (temsili)

Ya da ben sığ mı sığ bir insanım, hiçbir derinliğim yok, protestoyla falan uğraşmam, çakarım sopayı, çakarım taşı, ateşi icat eder Stonepunk yaparım derseniz anlayış gösteririm. Gerçi en sığ Stonepunk’ı yaratmak isterdim ben de. İnsan “en yaratıcı bilimkurgu hikayesini yazacağım!” diyerek gecesini gündüzüne katıp çıldırabilir ve nihayetinde sahiden de böyle bir şey yapar. Ama “en vasat bilimkurgu hikayesini” yazmak… bu çok zor. Çok hem de. Çünkü siz en vasat şeyi yazdığınızı düşünürken bir bakmışsınız adamın biri sizden daha vasat yazıyor. Vasatlık piyasasında da rekabet hız kesmeden sürüyor anlayacağınız. Siz en iyisi vasat olmayın.

Eğer ki cidden vasat olmak konusunda ısrarcıysanız bir düşünelim. Böyle sığ bir bilimkurgu hikayesi için ne gerekli? Üstelik Stonepunk bir dünyada geçecek bu hikaye. Biraz bunun üzerine düşünelim yahu. Hani zerre kadar yaratıcılık kırıntısı içermeyen, son derece vasat, çakma çıkma, toplama, yandan çarklı, kokuşmuş bir Stonepunk hayal ediyorum… bakın tam bunları yazarken hayal ediyorum. Asimov’un da dediği gibi parmak uçlarımla düşünüyorum ve cidden acayip bir kafa yaşadığımı itiraf etmeliyim.

Yazıdan ilham alan insanların bu keramet dolu satırlara attığı bakış (temsili)

Sığ mı sığ bilimkurgumuz için işe çalıp çırpmakla başlıyorum. Önce Space Odyssey 2001’in açılış müziğini koyuyorum arka plana. Kambriyen patlaması az önce yaşanmış gibi görünen egzotik ve arkaik bir düzlükte lazer tabancalı maymunlar birbiriyle kavga ediyor. Ama lazer tabancalarını ateşlemiyorlar çünkü nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Kavga bayağı uzun sürüyor. Kavganın sebebi de şu olsun; “Siz hayırdır birader? Bize niye yan bakıyorsunuz?”

Sonra gökyüzünde bir ışık beliriyor. Işık yeryüzüne inince bunun bir UFO olduğu anlaşılıyor. İçinden Nuri Alço ve Dünyayı Kurtaran Adam çıkıyor. Dünyayı Kurtaran Adam diyor ki, “Durun ulen! Kavga etmiyin! (N’ler baskılı) Sizler bu günden itibaren kardeşsiniz… sizlere medeniyeti öğreticiğim…” Daha sonra Nuri Alço’nun operasyon müziği eşliğinde medeniyeti inşa ediyorlar.

Kısacası Stonepunk ile dehşet verici dünyalar yaratmak mümkün ama yazdığım şeyin hiç de vasat olmadığı kanaatine vardım dönüp okuyunca. Siz benim gibi yapmayın.

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.