Adam Seaborn, 1820’de yayımlanan Symzonia: A Voyage of Discovery (Symzonia: Bir Keşifin Yolculuğu) adlı eserin ardındaki takma ad olarak karşımıza çıkıyor. Eser, Amerikan bilimkurgusunun en erken örneklerinden biri ve kurgusal seyahat edebiyatında da önemli bir yere sahip. Buna rağmen “Adam Seaborn” isminin ardında kimin gizlendiği, hâlâ çözülemeyen bir sır olarak karşımızda durmayı sürdürüyor. Ancak günümüzde yapılan araştırmalar, Nathaniel Ames’in (1796-1835) en güçlü aday olduğunu gösteriyor.
Seaborn’un kimliği etrafındaki sis perdesi, edebiyat tarihçilerini uzun yıllardır meşgul ediyor. Ames’in A Mariner’s Sketches (Denizci’nin Eskizleri, 1830) adlı kitabındaki üslup ve tema tercihleri, Symzonia ile büyük benzerlik gösteriyor. Swift’in eserlerine duyduğu hâkimiyet ve ironiyi keskin bir biçimde kullanması da bir diğer önemli örtüşme noktası. Öte yandan, Oyuk Dünya teorisinin öncüsü John Cleves Symmes de zaman zaman olası yazar olarak anılıyor, fakat romandaki alaycı göndermeler bu ihtimali azaltıyor. Hatta bu tartışmalarda Washington Irving’in de adı geçiyor; ne var ki söz konusu görüşü destekleyecek sağlam bir delil bulunabilmiş değil.

1820’de New York’ta yayımlanan Symzonia: A Voyage of Discovery, macera, spekülatif düşünce ve toplumsal eleştiriyi harmanlayan özgün bir anlatı. Hikâye, Amerikalı denizci Kaptan Adam Seaborn’un gözünden anlatılıyor. Seaborn, 1817’de görünürde fok avı için yola çıkıyor; ama asıl amacı çok daha gizli: Güney Kutbu’nda oyuk Dünya’ya açılan efsanevi girişi bulmak. John Cleves Symmes’in cesur teorilerinden beslenen bu yolculuk, kısa sürede olağanüstü bir keşif serüvenine dönüşüyor. Mürettebatın isyanını bastırıyor, Antarktika buzullarını aşıyor ve sonunda gökyüzünün tersine döndüğü, yıldızların değiştiği bambaşka bir coğrafyaya, yani Dünya’nın iç kısmına ulaşıyor.
Bu yeni dünyanın kalbinde ise karşımıza Symzonia toplumu çıkıyor. Barışçıl, iffetli ve bilimde ileriler. Açık tenli, ahlaken üstün ve yüksek bilgiyle donanmış bu insanlar, insanlığın yozlaşmış yönlerine sert bir ayna tutuyor. Symzonialılar, Seaborn’un dua edişini bir inanç göstergesi olarak yorumluyor ve kısa sürede İngilizceyi inanılmaz bir hızla öğreniyor. Ancak zaman ilerledikçe, Seaborn ve ekibinin silaha sarılan tavırları, çatışmaya yatkın hâlleri ve ahlaki zaafları, Symzonialıların gözünde bir hastalık ve yozlaşma işareti hâline geliyor. Sonunda sabır tükeniyor. Seaborn ve mürettebatı, Symzonia’dan kovuluyor. Ellerindeki tüm kanıtlara el konuluyor ve geri dönüşleri kesin olarak yasaklanıyor. Yine de Seaborn pes etmiyor. 1818’de Çin’e varıyor, ikinci bir sefer için kaynak ve gönüllü toplamaya başlıyor ve yaşadıklarını kaleme alarak bu inanılmaz yolculuğu dünyayla paylaşmaya karar veriyor.

Eser, ele aldığı temalar bakımından dikkat çekici. Öncelikle Symmes’in oyuk Dünya teorisini kurgusal biçimde işleyen en erken örneklerden biri. Symzonia toplumu, dönemin ahlaki ve sosyal sorunlarını tartışmaya açan bir ütopya niteliği taşıyor. Bunun yanı sıra romanda kolonileşme, savaş ve açgözlülük gibi olgular keskin bir hicivle aktarılıyor. Güvenilmez bir anlatıcı olan Seaborn, bu eleştirinin tam merkezine yerleşiyor ve insanlığın sömürgeci iştahının vücut bulmuş hâlini andırıyor. Tüm bunların yanında eser, deniz yolculuğunun ve keşfedilmemiş toprakların cazibesini işleyen klasik bir macera anlatısı özelliğine de sahip.
Symzonia’nın etkisini, özellikle Edgar Allan Poe’nun 1838 tarihli Arthur Gordon Pym’in Hikâyesi‘nde görmek mümkün. Poe da Güney Kutbu yolculuğunu ve gizemli uygarlıklarla karşılaşma temasını işliyor. Günümüzde daha çok tartışmalar aracılığıyla hatırlansa da, Symzonia bilimkurgu edebiyatının temellerini atan ve sonraki kuşak eserler üzerinde kalıcı etkiler bırakan önemli bir eser olmayı sürdürüyor.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
