goklerdeki yazgi kapak

Astronot Kadın Dizisi #2: Göklerdeki Yazgı

Amerikalı yazar Mary Robinette Kowal’ın alternatif tarih anlatısı Astronot Kadın Serisi, bilimkurgu literatürünün en prestijli ödüllerini toplayarak dikkat çekici bir başarıya imza attı. Serinin açılış romanı Yıldızları Hesaplamak 2019 yılında Hugo, Nebula ve Locus ödüllerinin üçüne birden layık görüldü ve bunu elde eden az sayıdaki eserden biri oldu. Yirminci yüzyılın tam ortasında başlayan öykü, odağını sadece roketlere, uzay çalışmalarına veya teknolojik atılımlara sabitlemekle yetinmiyor; cinsiyet eşitsizliği ve ırkçılık gibi yapısal sorunları da merkeze alarak dönemin toplumsal dokusunu tüm çarpıklığıyla resmediyor. Yazar, feminist bilimkurgunun sınırlarını genişleten bu cesur, eğlenceli ve güçlü kurguda geçmişin dinamiklerini eleştirel bir bakışla yeniden kurarken, okuru kaçınılmaz olarak bugüne dair sorularla da baş başa bırakıyor.

1952’de bir meteoritin gezegenimize çarpmasıyla başlayan seri, bu hızlı girişle yepyeni ancak artık yok oluşa doğru ilerleyen bir dünya tasviri üzerinde yoğunlaşıyor. Kırılgan, yaşamın aslında çoğunlukla insan kontrolünün dışında ilerlediği, kitlesel bir felaketle sarsılan ve o andan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı Dünya’nın durumunu başkarakterimiz Elma York’un şoktan korkuya tüm duyguların iç içe geçtiği anlatımıyla hissediyoruz. NACA’da bir matematik profesörü olarak çalışan, uzay araçları ve roketlerin hareketlerini hesaplayan Elma, ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nda Hava Kuvvetlerinin kadın hizmet pilotlarından biri olarak görev yapmış bir pilot. Eşi de aynı kurumda bir roket bilimci. Göktaşının yeryüzüne, ABD’nin başkentinin yakınlarına çarpıp milyonlarca insanın ölümüne sebep olmasının ardından ekolojik denge bozuluyor. Atmosferde biriken duman ve çeşitli gazlar sera etkisi yaratarak gezegenin ısısını artırıyor. Bilim insanlarının yaptığı hesaplamalara göre uzun olmayan bir gelecekte, sera etkisi yüzünden dünyanın kavrulması kaçınılmaz görülüyor. Böylece, Birleşmiş Milletler tarafından Güneş Sistemi’nin farklı noktalarında yaşam alanları oluşturma fikri hayata geçiriliyor.

Yetenekli bir matematikçi olan Elma York dünya dışında koloni kurma çalışmalarına ekipteki diğer kadın arkadaşları gibi hesaplamalarla katkı sağlasa da daha fazlasını yapabileceklerine inanıyor. Bu noktada sadece NACA’da değil, ülke ve dünyadaki hemen hemen tüm kurumlarda kadınlara verilen görevlerin hiyerarşinin bir noktasında tıkandığını, daha fazla ilerlemek isteseler de bunun mümkün olmadığını fark ediyor. İnsanlık yeni bir yuva kurabilme ümidiyle uzayda keşfe çıkacaksa eğer o zorlu görevi yerine getirecek astronotların içinde neden kadınlar da yer almasın ki diye düşünüyor. Kadınların uzay programında astronot olarak yer almaları bir seçenek olarak değerlendirilmez ve hiçbir şekilde ciddiye alınmazken, Elma ve arkadaşlarının macerası işte bu eşitsizlik üzerine artık yeni bir anlam kazanıyor. Kadınların astronot, doktor ve bilim insanı olmalarının neden yadırgandığını ve neden kendi isimleriyle değil de birilerinin eşi olarak tanıtıldıklarını sorguluyor. Meteoritin düşüşünden Ay’a ayak basılmasına kadar geçen altı yıllık süreç boyunca Elma ve ekibin diğer üyeleri, bu sorular etrafında büyük bir mücadeleye girişerek kendi kimliklerini kazanıyor ve uzay görevinin önemli bir unsuru olmayı başarıyor. Sadece cinsiyet ayrımı değil, siyahilere karşı takınılan tavır, onların hem iş hayatında hem de toplumsal yapı içinde uğradıkları adaletsizlik de Elma’nın mücadelesinin önemli bir parçası hâline geliyor.

Serinin ikinci romanı Göklerdeki Yazgı, başarıyla yürütülen uzay görevinin üçüncü yılıyla okuru karşılıyor. 1961’de insanlık artık Ay’daki kolonileşme çalışmalarında hız kazanmış durumda. Elma York ve beraberindeki üç yüz kişilik bilim ekibi, Artemis adı verilen Ay üssünde yaşama elverişli koşulları hazırlayabilmek için yoğun bir çaba içinde. Elma buradaki görevinde Ay ile Dünya arasındaki bir istasyon olan Lunetta’ya gezegenden uyduya veya uydudan gezegene yolcu taşıyor. Kendi de genellikle üç aylık periyotlarla Ay ile Dünya arasında gidip gelen Elma, gezegene dönmek üzere yola çıkmışken uzay aracında meydana gelen bir arıza yüzünden ana üssün yer aldığı Kansas yerine farklı bir noktaya iniş yapıyor. Cygnus 14 isimli araç ana üsten dört yüz kilometre uzağa iniş yaptığında Astronot Hanım ve onun taşıdığı otuz kişiyi bir sürpriz bekliyor. Göktaşının yeryüzüne çarpmasından bu yana geçen sürede bilim insanlarının buluştuğu ortak nokta uzayda kolonizasyon faaliyetlerinin hızlanması yönünde. Ancak uluslararası iş birliği gerektiren bu pahalı çalışmanın nasıl yürütüleceği konusunda herkes hemfikir değil. Özellikle meteoritin düşüşünün ardından yaşam koşulları iyice kötüleşen ve geçen on yıllık süre boyunca hiçbir iyileşme göremeyen göçmenler uzaya çıkmak yerine gezegenimizin kurtarılmasını talep ediyor. Onların düşüncesine göre tarihin başlangıcından beri zaten ayrımcılığın hüküm sürdüğü dünyada, uzaya çıkacak insanlar da dar, seçkin bir gruptan oluşacak, geri kalanlarsa cehennemi yaşamaya devam edecek.

Kendilerine Önce Dünyacılar diyen bu grup, uzay çalışmalarının fonlanmasının önüne geçmek için her türlü eyleme girişiyor. Elma’nın Cygnus 14 aracının farklı bir koordinata inmesi sonucu tüm ekibin rehin alınması da aynı grubun dünya kamuoyunda dikkat çekme çabalarından biri. Böyle bir gerilimle açılış yapan roman, okuru kendine çektiği gibi hem Önce Dünyacılar ile hem de bilime duyduğu saf inançtan yola çıkarak onları ikna etmeye çalışan Elma ile empati yapabilmemizi sağlıyor.

Ay’daki Artemis üssü aktif olarak çalışmaya devam ederken sıradaki hedef Mars, romanın ilk satırlarında kızıl gezegene bir sondanın indirildiği bilgisi haber kupürü biçiminde paylaşılıyor. İnsanlı bir görevin hazırlık aşamaları bir yıldır devam ederken medyada Astronot Hanım olarak bilinen, kadın hakları konusunda yaptıklarıyla büyük bir sempati toplayan Elma York’un bu operasyonda yer almasının özellikle fon desteğinin sürmesi için gerekli olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla Elma bir yıl gecikmeli de olsa Ay’dan sonra Mars’a ayak basacak ilk ekibin içinde kendine yer buluyor. Toplamda üç yüz yirmi gün sürecek Mars keşif yolculuğunun amacı, komşu gezegeni medeniyetimiz için incelemek, eğer mümkünse kolonizasyonun ilk aşamalarını başlatmak. Dahi seviyesinde bir matematikçi olan Elma için işin teknik kısmını kavramak zor olmasa da ailesinden üç yıl ayrı kalacak olması onu zorluyor.

Pinta ve Nina isimli gemilerle altışar kişilik iki grupla gerçekleştirilen Mars yolculuğu romanın büyük bir kısmını kapsıyor. Nina’da yer alan Elma’nın farklı ülke ve dinlerden ekip arkadaşlarıyla gemide geçireceği yaklaşık bir yıllık zamanı bulunuyor, bu süre içinde çeşitli sorunlar, krizler, kişisel çatışmalar ve kırılmalar yaşamaları olası duruyor. Altı kişinin, hatta yolculuğun ilerleyen aşamalarında diğer gemiyle birleşmek zorunda kaldıklarında oluşan on kişilik grubun, her şeye rağmen profesyonelliğini korumaları, dünyadaki kontrol merkezinden gelen emirlere harfiyen uymaları hissettikleri sorumluluk bilincini ortaya koyuyor. Yazar, karakterlerin psikolojik gelgitlerini özellikle gemideki kriz anlarında gerçekçi diyaloglarla açmayı başarıyor. Yalıtılmış bir varoluşta, uzayın derinliklerinde, sadece karanlık içinde ilerleyip kontrol merkeziyle iletişim sorunları yaşarken açığa çıkan tüm o tepkiler hasarsız bir biçimde söndürülüyor.

Ne var ki yaklaşık bir yıl süren Mars yolculuğunda çeşitli ölümcül aksiliklerin ortaya çıkması kaçınılmaz. Yazar, bu anlarda gemiyi, onun mekaniğini ve matematiğini bilimkurgunun büyülü atmosferi içinde okura veriyor. Yörüngeye giriş-çıkışlarda, tırmanış ve inişlerde ifade edilen teknik terimler, rakamlar, açılar ve türlü türlü sapma, yanaşma, yaklaşma parametreleri metnin akıcılığını ister istemez sekteye uğratıyor. Yine de meraklıları için tüm bu değerlerin gerçekleşmiş uzay görevlerinden alınmış olduğunu söylemekte fayda var. Yazar, romanın hiçbir yerinde hayal gücünü uçuk kaçık fikirlerle desteklemiyor, her satırda bilime sadık kalıyor ve bu durum romanı güçlü kılıyor.

Bundan elli altmış yıl öncesini bir bilimkurgu öyküsü şeklinde anlatmak, günümüz teknolojisiyle bir uzaya çıkma öyküsü anlatmaktan daha zor. Şimdi sahip olduğumuz birçok ilerlemeden yoksun olunan yıllarda öyküde yaratılacak krizler ve onların çözümleri yazarın zihnini daha çok meşgul edecektir. Çünkü cevap almak için önüne bakmaktan ziyade arkaya dönmek, hem de epey bir geriye dönmek gerekiyor. İnternetin, on dört çekirdekli işlemcilerin olmadığı bir çağda teknolojiyi ve iletişim aygıtlarını tasarlamak günümüz açısından kolay olmasa gerek. Böyle bir kurgu tercih etmenin tek avantajı, geçmişteki deneyimleri olduğu gibi aktarabilme imkânı vermesi.

Göklerdeki Yazgı, insanın en büyük ideallerinden biri olan komşu gezegen keşfini 1960’lı yıllarda mümkün kılması açısından günümüz dünyasına belki de motivasyon sağlıyor. Mary Robinette Kowal, bu keşfi bir zorunluluk olarak kurguluyor. Biz ise medeniyetimizin gerçekleştireceği ilk Mars yolculuğunun benzer bir yazgıyla gerçekleşmemesini diliyoruz.

Eksik Parça Yayınları etiketi taşıyan romanın çevirisi Sinan Güldal’a ait.

Serdar Yıldız

İllet (roman), Karanlık Gökkuşağı (öykü), Yüksek Doz Gelecek (beş yazar beş bilimkurgu kısa romanı), Silsile (Ödüllü Bilimkurgu Öyküleri), Arz Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Bilimkurgu Öykü Antolojisi).

İlginizi Çekebilir

Kırmızı Paltolular

Aile ve Kimlik Kavramları Üzerine: Kırmızı Paltolular

“Nefret hiçbir şey inşa etmez, aksine uzun vadede yıkım getirir.” İtalyan yazar Luigi Ballerini, 1982 …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir