Geleceği bilmek ya da görebilmek denince çoğumuzun aklına önce para kazanabileceğimiz yollar gelir. Piyangonun hangi sayıya isabet edeceği, at yarışında hangi jokeyin ipi göğüsleyeceği ya da bir futbol karşılaşmasında kimin galip çıkacağı en çok merak edilenler arasındadır. Bunun yanında ölüp ölmeyeceğimiz, ekonominin nasıl değişeceği, siyasi atmosferin ve insan hayatının ne yönde ilerleyeceği de kafamızı kurcalayan sorulardır. Ancak genellikle gözden kaçırdığımız bir şey daha vardır: Zamanın kendisi. Beş yıl sonrasını görmek mi, yoksa yalnızca otuz saniye sonrasına bakmak mı isterdik? Zaman, bize bu rastlantısal gücü hangi sınırlarla verirdi, hiç düşündük mü? Diyelim ki bir dakika sonrasını görebildiğimizi keşfettik. Bunu heyecanla kullanır mıydık, yoksa burun mu kıvırırdık? İşte Beyond the Infinite Two Minutes, tam da bu soruların üzerine eğiliyor ve bizi yanıt aramaya davet ediyor.
2020 yapımı filmi Türkçeye Sonsuz İki Dakikanın Ötesinde olarak çevirebiliriz. Komedi ve bilimkurgu öğelerini harmanlayan yapımın yönetmen koltuğunda Junta Yamaguchi oturuyor. Bu çetrefilli senaryonun arkasındaki isim ise Makoto Ueda. Tıpkı yönetmen ve senarist gibi oyuncu kadrosu da pek tanıdık değil; ancak bu durumun çok uzun sürmeyeceği belli. Zira aynı ekibin 2023’te çıkan yeni filmleri de olumlu yorumlar aldı. Bilimkurgunun sevilen temalarından zaman yolculuğunu işleyen Sonsuz İki Dakikanın Ötesinde, teknik anlamda hayranlık uyandıran bir başarıya imza atıyor. Bütçe, ekipman ve mekân kısıtlamalarına karşın yönetmen ve ekibi, milyon dolarlık yapımların yaratamadığı bir enerjiyi yakalamayı başarıyor.

Hikâye, Kato ve Aya’nın işlettiği küçük bir kafede başlıyor. Mekânın sahibi olan Kato, kafenin üst katındaki odada yaşıyor. Bir akşam işi bitirip yukarı çıktığında her şey ansızın değişiyor. Odasındaki küçük televizyon ekranında kendisini görüyor; ancak bu, iki dakika gelecekteki Kato. Ne olduğunu anlamaya çalışırken gelecekteki versiyonunun söylediklerini dinliyor ve aşağı inmesi gerektiğini öğreniyor. Kafenin bir köşesindeki diğer televizyon ekranında bu kez geçmişteki kendisiyle karşılaşıyor ve biraz önce yaşadığı konuşmayı birebir tekrar ediyor. İşte tam bu noktadan sonra film, zaman yolculuğunu döngüsel bir düzlemde işlemeye başlıyor. İki dakika ileri, iki dakika geri derken zihinlerimiz Kato’nunkiyle birlikte gidip geliyor. Arkadaşların olaya dâhil olmasıyla tempo da giderek yükseliyor.
Ozawa’nın televizyonları karşılıklı yerleştirme fikri, “paralel iki ayna sonsuz görüntü oluşturur mu?” sorusunu gündeme getiriyor. Teoride mümkün görünse de aynaların kusurları ve ışığın her yansımada azalması nedeniyle bunun teknik olarak imkânsız olduğu biliniyor. Film de bu detayı doğru şekilde kullanarak keyifli bir bilimsel gönderme yapıyor. Yaklaşık on dakikalık bir geçmiş ve gelecek görüntüsü elde eden ekip, fırsatı kaçırmak istemiyor ve kısa yoldan para kazanmanın yollarını aramaya başlıyor.

Sonsuz İki Dakikanın Ötesinde, bilimkurgu ile mizahi küçük ama etkili mesajlarla bir araya getiriyor. İnsanların çıkarları uğruna neleri göze alabileceğini, geleceği bilmenin bizi yönlendirip yönlendirmediğini ve en önemlisi şimdiki zamanın kıymetini hissettiren detaylar film boyunca kendini belli ediyor. Tek mekânda geçmesi ve zaman yolculuğunu döngü mantığıyla işlemesi ilk bakışta hikâyenin riskli görünmesine yol açıyor. Fakat toplumsal mesajlar ve anlatının ritmi filmi ayakta tutmayı başarıyor. Ayrıca, ilerleyen bölümlerdeki gerilimli ve hareketli sahneler, bu yöntemin ne kadar doğru işlendiğini kanıtlıyor.
Bilimkurgu filmlerinde sürenin içerikle uyumu önemlidir. İki saate yaklaşan filmlerden beklenti daha yüksek olur; senaryodan oyunculuğa, efektlerden atmosfer kurulumuna kadar izleyiciyi tatmin etmesi beklenir. Süre daha kısa olduğunda ise beklentiyi düşürmek olasıdır. Ancak bu, yapım kalitesinin düşmesine bahane olmamalıdır. Sonsuz İki Dakikanın Ötesinde, yalnızca bir saatlik süresine rağmen ciddiyet ve ustalıkla ilerliyor. Junta Yamaguchi ve Makoto Ueda, kısa sürede etkili bir anlatı kurmayı başararak alkışı hak ediyor.

Emekten söz açılmışken, filmdeki zaman çizelgesinin kusursuz biçimde işlemesi takdire şayan. Filmi izlerken iki olay arasındaki farkın gerçekten iki dakika olup olmadığını merak etmemek elde değil; üstelik kontrol edildiğinde bu zaman farkının her sahnede büyük bir titizlikle korunduğu görülüyor. Dört ve altı dakikalık geçişlerin bile kendi içinde tutarlı ilerlemesi, zaman kullanımı açısından filmin ne kadar ustaca kurgulandığını gösteriyor.
İncelemeyi tamamlarken bir takdiri de filmin cep telefonuyla çekilmiş olmasına verelim. Hikâyenin tek nefeste aksamadan akması; düşük bütçe, kısıtlı mekân ve dar kadroya rağmen nitelikli bir iş ortaya koyulması filmi daha da değerli kılıyor. Sonuç olarak, “Efektsiz, düşük bütçeyle, küçük bir ekiple nasıl bilimkurgu yapılır?” diye sorulacak olursa, Junta Yamaguchi’nin bu sevimli ve yaratıcı yapımını gönül rahatlığıyla örnek gösterebilirsiniz.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
