bilim insani bilimkurgu roman

Yazarları Bilim İnsanı da Olan 5 Bilimkurgu Romanı

Bildiğini yaz” tavsiyesi yazarlar için iyi, bilimsel geçmişi olan yazarlar içinse daha da iyi bir öneridir. Bazı iyi ve düşündürücü bilimkurgu hikâyeleri, konunun uzmanları tarafından kaleme alınmıştır. Bu yazıda vereceğimiz beş örnek, okyanusun derinliklerinden uzayın ve zamanın en uç noktalarına kadar uzanıyor. Yazarları ise ya üniversitelerde akademik görevler üstlenmiş ya bilimsel alanda yoğun yayınlar yapmış ya da bilim camiası tarafından tanınmış kişilerden oluşuyor.

İşte bilim insanları tarafından yazılmış beş bilimkurgu romanı karşınızda…

Nightfall – Isaac Asimov (1941)

Nightfall Kapak

Bilimkurgu dünyasının ilk yasası şu olabilir: “Bilimkurgu konuşuluyorsa biri mutlaka Asimov’dan bahsedecektir.” Biz de kendisinden başlayalım dedik. Isaac Asimov son derece üretken bir yazardı. 500’den fazla kitap, 1600 deneme ve 380 kısa öykü yazdı veya derledi. Türün en büyük yazarlarından biri olarak kabul gördü. En ünlü eseri olan Vakıf, “Tüm Zamanların En İyi Serisi” dalında özel Hugo ödülü kazandı. Robot yasalarıyla tanınmasına rağmen, kimya alanında doktora yaptı ve 1949–1958 yılları arasında Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doçent olarak görev aldı, 1979’da da profesörlüğe terfi etti.

Carl Sagan, Asimov’un kendisinden daha zeki iki kişiden biri olduğunu söylemişti. Diğeri ise Marvin Minsky’ydi. Asimov hakkında başlı başına yazılar yazılabilir, ancak biz onun unutulmaz eseri olan Nightfall’a odaklanacağız. Aslen kısa hikâye olarak yazıldı, sonrasında Asimov’un izniyle Robert Silverberg tarafından romana dönüştürüldü. Her iki versiyonu da okunmaya değer. Science Fiction Writers of America tarafından 1965 öncesinin gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu kısa öyküsü seçildiğini de belirtelim.

Hikâye, çok yıldızlı bir sistemde geçiyor. Bu sistemdeki gezegen, gökyüzünde her zaman en az bir yıldız olduğu için asla karanlığa bürünmüyor. Dolayısıyla insanlar karanlığa karşı evrimsel olarak yoğun bir korku geliştirmiş durumda. Işıksız kalmak, deliliğe ve hatta ölüme neden olabiliyor. Bilim insanları, eski metinlerde düzenli aralıklarla yaşandığı ima edilen karanlık dönemlerden endişe duyuyor. Lovecraftvari tarzıyla öne çıkan öykü, altın çağ bilimkurgusunun sık görülen temalarını işliyor: Evrenin büyüklüğü ve bunun insanda uyandırdığı hayranlık ve dehşet… Dinamik kadın karakter eksikliği ise dönemin yaygın ve ne yazık ki olumsuz bir özelliği.

Timescape – Gregory Benford (1980)

Gregory Benford, California Üniversitesi’nden emekli bir profesör. Plazma fiziği alanında 200’ün üzerinde araştırma yayını bulunuyor. Güneşi karartarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi önermesi ve ilk bilgisayar virüsünü konu alan bilimkurgu öyküsünü yazdığını iddia etmesiyle tanınıyor. İkiz kardeşi James Benford da bilim insanı ve bilimkurgu yazarı. Zaman yolculuğunu konu alan romanı Timescape, En İyi Roman dalında Nebula ödülü kazanmış iyi bir sert bilimkurgu örneği. Benford, adı resmi olarak geçmese de romanı Hilary Foister ile kaleme aldı.

Roman, hem 1998 hem de 1962 yıllarında geçiyor. 1998 dünyası ekolojik bir çöküş içinde ve bilim insanları geçmişe mesaj yollayarak bu felaketi engellemeye çalışıyor. Mesajlar, ışık hızından hızlı hareket ettiği varsayılan takyonlar aracılığıyla gönderiliyor ve bu durumun zamanda çelişkili sonuçlara (büyükbaba paradoksu gibi) neden olmadan nasıl yapılabileceği üzerine düşündürüyor. Ayrıca, akademik bürokraside bir gizemi çözmeye çalışan bilim insanlarının yaşadığı zorlukları da realist biçimde yansıtıyor. 1962’deki ana karakter Gordon Bernstein, gelecekten gelen mesajı anlamaya ve bunu ciddiye almaları için diğerlerini ikna etmeye çalışıyor.

Roman, aynı zamanda Benford’un tartışma yasasını da doğurmasıyla ünlü: “Bir tartışmadaki tutku, eldeki gerçek bilgi miktarıyla ters orantılıdır.”

Blindsight – Peter Watts (2006)

Peter Watts, Kanadalı bir bilim insanı ve yazar. British Columbia Üniversitesi’nden deniz biyolojisi alanında doktora yaptı ve bir süre orada araştırmacı olarak çalıştı. En bilinen eseri Blindsight, bilimkurgu edebiyatının son yıllardaki sıra dışı romanlarından biri. 2006 tarihli Blindsight, bir ilk temas hikâyesinden çok daha fazlasını sunuyor ve bilinç, zihin, evrim, insan olmanın anlamı üzerine derin bir felsefi sorgulama alanı açıyor. 2082 yılında, Dünya atmosferinde bir anda beliren kısa ama karmaşık bir uzaylı sinyali, insanlığın evrende yalnız olup olmadığını sorgulamasına neden oluyor. Bu olayın ardından, keşif göreviyle Theseus adlı uzay gemisi Oort Bulutu’na doğru yola çıkıyor.

Geminin mürettebatı, sıradan astronotlardan çok uzak: Aralarında sibernetik implantlarla geliştirilmiş bir biyolog, birden fazla kişiliği aynı bedende taşıyan bir dilbilimci ve genetik olarak diriltilmiş, insanüstü sezgilere sahip bir vampir var. Anlatıcı ise Siri Keeton; geçirdiği beyin operasyonları sonucu empati yetisini kaybetmiş, dış dünyayı yalnızca analitik gözlemler üzerinden kavrayabilen bir “sentetik otist.” Görevi, olup biteni Dünya’daki otoritelere yorumlayarak aktarmak. İlk temasta bulunulan uzaylı yapı, hem teknolojik olarak çok üstün hem de tamamen yabancı. Her şey normal görünürken, zamanla bu varlıklarla gerçek anlamda iletişim kurmanın imkânsızlığı belirginleşiyor. Uzaylılar, karmaşık tepkiler veriyor; ama onların bilinçli olup olmadıkları bile tartışmalı. Roman, burada temel bir soruyu ortaya koyuyor: Zekâ, bilinçten ayrı olabilir mi? Ve insanlık, evrimsel süreçte farkında olmadan gereksiz bir özelliğe—bilince—mi saplandı?

Blindsight, bilimsel kavramları büyük bir titizlikle işliyor, dahası korku öğeleri ve varoluşsal sorgulamalarla yüklü bir atmosfer kuruyor. Anlamanın, empati kurmanın, hatta “gerçekliği” kavramanın sınırlarını irdeliyor. Roman, John Searle’ün Çin odası problemini doğrudan referans alıyor. Romanın Echopraxia adlı bir yan hikâyesi de var. Watts, romanlarını genellikle Creative Commons lisansıyla ücretsiz olarak yayımlıyor.

A Door into Ocean – Joan Slonczewski (1986)

Joan Slonczewski, Kenyon College’da mikrobiyoloji profesörü. E. Coli ve çevreyle etkileşimi üzerine çalışmaları binlerce kez alıntılandı. Biyoloji, genetik mühendislik ve mikroorganizmalar, romanlarında önemli yer tutuyor. Elysium serisinin ilk kitabı olan A Door into Ocean ise Campbell Ödülü kazandı. Uzak gelecekte geçen roman, Shora adlı bir uyduda yaşayan ve tamamı kadın olan Sharers topluluğunu merkeze alıyor. Bu topluluk mikrop destekli olarak su altında nefes alabiliyor ve genetik mühendislik sonucu doğayla uyum içinde yaşıyor. Quaker inançlarına benzer şekilde felsefeleri şiddetsizliğe ve eşitliğe dayanıyor.

Roman, Sharers ile başka dünyanın insanları karşılaşırsa ne olur sorusuna odaklanıyor. Elbette söz konusu karşılaşma hem fiziksel hem de felsefi açıdan bu barışçıl toplumu tehdit etmekte gecikmiyor. Eser şiddetsizliği sorguluyor. Hatta Sharers’ın dilinde tek yönlü şiddeti ifade eden bir sözcük bile yok ve dış güçlerin gezegenlerini işgal çabasını saçma buluyorlar.

Contact – Carl Sagan (1985)

contact-mesaj

Carl Sagan‘ı tanıtmaya pek gerek yok. Astronomi ve astrofizik doktorası yapmış, Harvard ve Cornell’de profesörlük görevlerinde bulunmuş, yüzlerce bilimsel makale ve onlarca kitap yayımlamış bir bilim insanı. Venüs’teki yüksek sıcaklığın sera etkisiyle oluştuğunu ilk açıklayan kişi de kendisi. Yine organik materyalin cansız bir gezegende nasıl oluşabileceğini gösteren de ondan başkası değil. Hatta Voyager Altın Plak da onun eseri. Daha çok popüler bilim kitapları ile tanındı; özellikle de Cosmos ve aynı adlı TV dizisiyle. Fakat bir romanı var ki dünya çapında büyük ses getirdi: Contact. Hikâye önce bir senaryo olarak yazıldı, ancak kabul görmeyince romanlaştırıldı.

Roman, Harvard ve Caltech mezunu bilim insanı Eleanor Arroway’in uzaylı yaşam izlerini aramasını konu alıyor. Uzaydan birtakım dünya dışı zekâ göstergesi olan sinyaller geliyor. Tabii bundan sonra çeşitli devletler, şirketler ve kişiler bu keşfe nasıl yaklaşılması gerektiği üzerine düşünmeye başlıyor. Romanda ilk temas, uzaylılarla iletişim, kadınların bilimde karşılaştığı sorunlar, imkânsız kabul edilen şeylerin mümkün olup olamayacağı (örneğin ışık hızını aşmak) gibi temalar işleniyor. Akıl ve inanç arasındaki denge de önemli bir yer tutuyor.

Sagan, kitabı henüz yazmadan 2 milyon dolarlık bir avans aldı (bugünün parasıyla yaklaşık 7.5 milyon dolar). İki yıl içinde roman 1.7 milyon kopya sattı, uzun süre çok satanlar listesinden düşmedi. 1997 yılında filme de uyarlandı ve kadrosunda Jodie Foster, Matthew McConaughey gibi ünlüler yer aldı.

Kaynak: Big Think

Can Kaçan

Asimov ve Stargate hayranı...

İlginizi Çekebilir

Princess_of_Dune

Taht, Çöl ve Sessiz Mücadeleler: Dune Prensesi

Dune Prensesi, Brian Herbert ve Kevin J. Anderson imzalı Dune Kahramanları serisinin üçüncü romanı. Kitap …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir