matrix Resurrections

Yutması Zor Bir Hap: The Matrix Resurrections

Sinema dünyasında “Simülatif gerçeklik” dendiğinde ilk akla gelen film hiç şüphesiz 1999 yapımı The Matrix‘tir. Üzerinden yirmi yılı aşkın zaman geçmesine rağmen belleklerimizdeki tazeliğini korumayı sürdürüyor. Sonrasındaki iki devam filmi ile bir üçlemeye dönüşen yapıt, bilimkurgu kültürünün de en popüler işlerinden biri. Her ne kadar devam filmleri çeşitli eleştiriler alsa da, evreni genişletip hikâyeyi neticelendirme bakımından önemli kilometre taşları içeriyordu. Ancak Lana Wachowski, on sekiz yıl sonra seriye geri dönüp hikâyenin henüz tamamlanmadığını göstermek istediğinde tartışmaların ortaya çıkması da gecikmedi.

The Matrix Resurrections‘ın konusu, bilgisayar oyunlarına aşina olanlar için çok da sıra dışı değil. Thomas Anderson, bir bilgisayar oyunu yazılımcısıdır. Üçlemede yaşananlar ise aslında Thomas’ın yazdığı ve son derece başarılı bir oyun serisinden ibarettir. Ancak Anderson, yazdığı oyunların gerçekliğine öylesine kapılmıştır ki gündelik hayatında sıkıntılar çekmeye ve psikolojik destek almaya başlamıştır. Anderson kendi bulanık gerçekliğiyle boğuşurken, çalıştığı şirket ise dördüncü bir oyun yapması için kendisini ikna etmeye çalışmaktadır. Ne var ki bu süreçte Anderson’ın yaşadığı tuhaflıklar gitgide artacak ve kendi gerçekliğini bir kez daha sorgulamasına neden olacaktır…

The Matrix Resurrections

İlk filmin bu kadar çığır açıcı ve akılda kalıcı olmasının nedenlerinden biri de kullanılan tekniklerdi. 90’lı yıllarda bilgisayar efektleri hâlâ gelişme aşamasındaydı ve The Matrix’teki efektler büyüleyici seviyedeydi. Örneğin kurşunları kamera ile takip etmek o zaman için çok yenilikçiydi ve büyük bir etki yaratmıştı. Ancak bilgisayar grafiklerinin sıradanlaştığı günümüzde, bir Matrix klasiği olan aksiyon sahneleri artık seyirciyi şaşırtmıyor. Dahası, uzun uzadıya süren bu aksiyon sekanslarının günümüz seyircisi için vaat ettiği herhangi bir yenilik de yok.

Ayrıca üçlemenin kadrosu, kemikleşmiş ve seyirciler tarafından kabul görmüş karakterlerden oluşuyordu. Yeni filmin ana oyuncu kadrosunda, üçlemeden sadece Keanu Reeves, Carrie-Anne Moss ve Jada Pinkett Smith‘i görüyoruz. Laurence Fishburne‘nin yokluğunda, Morpheus‘un reenkarnasyonu olarak Yahya Abdul-Mateen II mevcut. Ayrıca Ajan Smith‘e de Jonathan Groff tarafından hayat veriliyor. Elbette bir simülatif gerçeklik filminde bu tarz radikal karakter değişiklikleri anlaşılabilir, ancak anlatının sürekliliği açısından çok da isabetli olduğu söylenemez.

The Matrix Resurrections, ilk üçlemenin izleğini kendi gerçekliği içinde tekrar edip farklı bir zemine oturtuyor. Sadece ilk filme geri dönmüyor, aynı zamanda üçlemeyi de yeniden düzenliyor ve kendi yeni gerçekliğini yazmaya girişiyor. Film, üçlemeye kıyasla daha karmaşık bir zaman-mekân kurgusuna sahip. John Wick serisindeki etkileyici dövüş koreografisi göz önüne alındığında, ilerleyen yaşına rağmen Keanu Reeves hâlâ enerjik görünüyor ve eklenen yeni oyuncular da özellikle aksiyon sahnelerinde başarılı. Fakat dövüş sahneleri önceki filmlere kıyasla oldukça kısa ve senaryo içindeki etkileri de dağınık.

Film, yeni fikirlere kulaç atmak yerine üçlemenin fikirlerini anlatmakla daha çok ilgileniyor. Bu açıdan tatlı bir şekere benziyor; ilk anda çok hoşunuza gidiyor olsa da kısa süre sonra bıkkınlık veriyor ve ağız tadınızı bozacak noktaya geliyor. Devam filmleri gibi, Resurrections da çok geçmeden girdapta sürüklenircesine bir aşk hikâyesine doğru evriliyor. Ancak devam filmlerinde bu konu belirli bir dengede tutulduğu için ana temayı gölgelemezken, Resurrections’da iyice göze sokuluyor. Hâliyle bu durum filmin karakter örüntüsünü azaltıyor ve konu çeşitliliğini sekteye uğratıyor. Hatta bir noktadan sonra yapım, tümüyle Neo ile Trinity’nin kavuşma macerasına dönüşüyor.

Tüm bu curcuna içinde, Resurrections’ın en önemli mesajlarından biri de “kadının özgürleşmesi” fikri. Bir anne ve eş olarak sorumluluklarına gömülen, yaşamını buna göre şekillendiren Trinity, bir anda her şeyden vazgeçerek Lana Wachowski’nin gelenekselliğe indirdiği güçlü yumruğun aracılığını üstleniyor. Yine de bunun ağır bir dönüşüm yerine hızlıca gerçekleşmesi aceleye getirilmişlik hissi uyandırıyor.

Resurrections birçok şeyi yetiştirmeye çalışan ve dolayısıyla da hızlı ilerleyen bir film. Sonu da devamının gelebileceğini belirtir şekilde açık bırakılmış, ama nereye gideceği hakkında seyirciye hiç ipucu vermiyor. Yönetmen, sonraki filmler için kendine daha rahat hareket edebileceği bir zemin hazırlamak istemiş gibi. Kısacası Resurrections, üçlemenin hayranları için yutması zor bir haptan ibaret ve birçok eleştirinin sebebi de tam olarak bu.

Önceki

Yazar: Hamdi Güzeliş

Makine Mühendisi. Dağların, newage müziğin ve bilimkurgunun uzun yıllardır tutkunu. "Turk Seti Team" üyesi.

İlginizi Çekebilir

kuantum satranc

Kuantum Satranç Nedir, Nasıl Oynanır?

Son zamanların meşhur Netflix dizisi The Queen’s Gambit filminin nefes kesici sahnelerini veya Star Trek‘te …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et