lumnos kapak

Yıldızların Gölgesinde Bir Çığlık: Lumnos

Bazen bir müzik insanın içinden değil, yıldızların arasından doğar. Brezilya’nın Vitória da Conquista kentinde, ışığın çok az ulaştığı bir yerden yükselen Lumnos, işte böyle bir müzikle ortaya çıktı. Sıradan bir genç olan Breno Freire’nin zihninde evrenin sonsuz sessizliği yankılanıyordu. 2015 yılında, doğum gününde babasından aldığı elektro gitarın tellerine ilk kez dokunduğunda bu sessizlik yavaş yavaş biçim kazanmaya başladı. Dokuz gün sonra ilk bestesi olan “Shining Mirrors” doğdu ve o günden itibaren Freire, “Putrefactus” mahlasıyla Lumnos projesini evrene saldı.

Lumnos, geleneksel black metalin karanlığını göğün ışıltısıyla buluşturuyordu. Müziği soğuk ormanların uğultusunu taşıyan Norveç black metalinden izler taşıyordu, ancak gökyüzüne dönük bakışıyla bu karanlığı bir nebula gibi süslüyordu. Kimi zaman fısıltılarla dolu bir ambient dokusu, kimi zamansa patlayan yıldızlar gibi hırçın blast beat’lerle biçimlenen bir uzay manifestosu vardı karşımızda. Atmosferik black metalin sınırlarını shoegaze, post-rock ve ambient ile genişletirken, ortaya koyduğu her albüm bir kozmik romana benziyordu.

Spiritual Chaos” grubun ilk uzun soluklu çağrısı olarak 2015 yılında dinleyicilerle buluştu. Evrenin kaotik düzeni içinde ruhun arayışı notalara dökülüyordu. Albümdeki parçalar âdeta bir bilinç akışı gibi uzayıp gidiyor, dinleyici de karanlık ile huzur arasında bir denge arayışına sürükleniyordu. Aynı yıl gelen “Coldspace Station”, Lumnos’un ambient ve uzay temalarını daha belirgin şekilde işlediği bir bilimkurgu anlatısıydı. Albümde Breno Freire, uzay istasyonunda tek başına kalan bir bilincin evrenle kurduğu sonsuz ve sessiz diyaloğu işitselleştiriyordu. Soğuk ve yankılı gitar dokuları, metalik bir hüzünle iç içe geçiyordu.

2016’da yayımlanan “Among the Stars of Ressurection”, ölümden sonraki varoluşa ve yeniden doğuş temasına odaklanıyordu. Blackgaze dokunuşlarıyla süslenen albümde, âdeta göğe yükselen bir ruhun yankısı duyuluyordu. Parçalar, yıldız tozlarına bulanmış dualar gibi akıyordu. Albüm, Lumnos’un hem karanlıkla olan hesaplaşmasını hem de umuda açılan ince kapısını temsil ediyordu. Hemen ardından gelen “Before the Light” albümünde ise artık ışığa doğru net bir yönelim vardı. Albüm, kozmik karanlıktan çıkmadan hemen önceki o son durak gibiydi. Gitarlar hâlâ uzak ve pusluydu ama melodik yapı daha akışkandı; sanki müzik yalnızlıkla savaşmak yerine onunla barışmayı seçmişti. Lumnos’un evrimsel anlatısı içinde hem tematik hem de estetik olarak bir eşik, bir aydınlanma anıydı.

Ancak asıl dönüşüm, 2018’de gelen “Ancient Shadows of Saturn” albümüyle yaşandı. Albüm bize bir öykü anlatıyordu: Yıldızlardan doğmuş kadim bir varlık, sonsuzlukla baş başa kaldığında neyi arzulardı? Gücü mü, yoksa bir başkasının sesini mi? Parçalar, varoluşun kozmik yönlerini sorguluyor ve Freire’nin insanlıkla kurduğu ince bağı gösteriyordu. Satürn burada sadece bir gezegen değil, aynı zamanda yalnızlık ve kudretin sembolüydü. Yine aynı yıl görücüye çıkan “The Heliosphere Singularity“, Lumnos’un diskografisinde önemli bir dönüm noktasıydı. Kozmik temalar daha derinlemesine işleniyor ve müzikal anlatım gitgide olgunlaşıyordu. Önceki çalışmalarda temelleri atılan atmosferik black metal, ambient ve post-rock öğeleri daha rafine bir şekilde karşımıza çıkıyordu.

2022’de yayımlanan “A Glimpse Through the Event Horizon” ise bir kara deliğe yapılan ruhsal yolculuğun tasviriydi. Bir nevi Hawking’in kozmolojisini black metal notalarına dökmek gibiydi. Zamanın büküldüğü, ışığın bile geri dönemediği bir ufukta ses hâlâ yankılanır mıydı? Freire, bu sorunun peşindeydi ve cevabını müziğin içinde arıyordu. Albüm, uzun ambient geçişleri, fısıltılı vokalleri ve galaksi tozlarını andıran gitar efektleriyle bir olay ufku deneyimini estetik düzlemde sunuyordu.

Lumnos’un parçaları çoğunlukla uzun, katmanlı ve yavaşça gelişen yapılara sahip. Gitarlar hem melodik hem de gürültüsel olabiliyor; clean tonlar ile tremolo riff’ler iç içe geçerek bir tür uzay sarmalı yaratıyor. Vokaller ise hem harsh hem de spoken word formunda ve kimi zaman şarkıdan ziyade bir duayı andırıyor. Parçalardaki sessizlikler bile anlam taşıyor; zira her duraklama galaktik bir boşluğun içinde yankılanıyor. Breno Freire, Lumnos dışında da aktif bir müzisyen. Ancak Lumnos onun için bambaşka anlamlar ifade ediyor. Bir röportajında şöyle diyor: “Lumnos benim için bir terapiydi. Zihnimin karanlık koridorlarında gezinirken yıldızlarla konuşmanın bir yoluydu.”

Bugün Lumnos, black metal sahnesinde bağımsız bir gezegen gibi dönmeye devam ediyor. Işığını ise büyük plak şirketlerinden değil, sadık dinleyicilerinden alıyor. İnternet üzerinden yayımladığı albümler sınırlı bir kitleye ulaşmasına rağmen insanlarda derin izler bırakmayı başarıyor. Lumnos’un hikâyesi henüz bitmedi. Her albüm, yeni yıldız kümelerine doğru yapılan bir yolculuğun başlangıcı. Ve bizler, kulaklarımızı karanlığa dayayıp bu sessiz çağrıyı dinlemeyi sürdürüyoruz. Çünkü bazı müzikler anlatmaz, çağırır…

İsmail Yamanol

Amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu ve black metal hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

all tomorrows

C. M. Kösemen’den Geleceğin Anatomisi: All Tomorrows

İnsanlık, yeryüzünde attığı ilk adımlardan itibaren çevresini gözlemlemeye başladı; dağların yamaçları, nehirlerin kıvrımları, rüzgârın uğultusu …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir