farkindalik

Çevre Bilinci, Farkındalık ve Evrim

Her varlık, ister bilinçli ister içgüdüsel düzeyde yaşasın, çevresine dair bir duyumsama içinde konumlanır. Bu duyumsama, yalnızca dışsal uyaranlara verilen mekanik tepkilerden ibaret değildir; aksine, varlığın kendi konumunu, dünyadaki yerini, diğerleriyle kurduğu ilişkiyi algılama ve anlamlandırma yönünde sergilediği varoluşsal bir uyanıklığın göstergesidir. Hayatta kalmak için bir çevre farkındalığı zorunludur; ama insan, bu farkındalığı bilişsel, duygusal ve nihayetinde varlıksal bir boyutta yaşar. Heidegger’in deyişiyle insan “dünyada var olandır” ve bu dünya, kendiliğinden verilmiş bir yüzey değil, anlamla inşa edilen bir zemindir.

Hayvanlar da çevrelerine tepki verir. Ancak insan çevreyi tepkisel olarak deneyimlemekle kalmaz, “düşünür” de. Düşünmek, görünenin ardını kavramak kadar henüz var olmayanı tasarlama yetisidir. İnsan, barınağını seçerken taşın dayanıklılığını, mağaranın açıklığını, ağacın yağmura karşı direncini ölçen zihinsel bir çaba içindedir. Kararlar geçmiş deneyimin belleğiyle şekillenir, şimdiye uygulanır ve geleceğe dair beklentileri içerir. Zihin, sadece anda değil, zamanın tüm katmanlarında çalışan bir mekândır.

lead_2

İnsan ile diğer canlılar arasında pek çok ortaklık bulunsa da, temsil yetisi gibi ayrımlar belirleyicidir. Hayvanlar algılarla yön bulur; insan ise algıladığını temsil eder, anlamlandırır ve dönüştürür. Temsil, duyularla sınırlı bir deneyimin ötesine uzanır. İmge ve simge arasında örülen bu zihinsel yapı, dünyayı salt bir nesneler kümesi olmaktan çıkarır, onu düşünsel bir haritaya dönüştürür. İmge bir yankıysa, simge bir işaret, katman katman çözülmeyi bekleyen bir metindir.

Örneğin, mağara duvarlarındaki çizimler, estetikten çok daha fazlasını ifade eder. Lascaux’taki bir bizon ya da Altamira’daki bir at, salt betimlenmiş bir canlı değil; belleğin, hayalin ve belirsizliğin taş üstündeki karşılığıdır. Her biri teknik beceriden ziyade zihinsel bir derinliğe, deneyimi taşıyacak bir dile işaret eder. İnsanın doğayla kurduğu ilişki bu çizimlerde kristalleşir: Gözlenen şey artık dışsal değildir, içsel bir anlatı hâline gelir.

Evrim

Burada önemli bir soru belirir: İmgeler mi düşünceyi üretir, yoksa düşünce mi imgeleri doğurur? Platon, duyusal temsillerin ideaların gölgesi olduğunu ileri sürer, Derrida ise yazının sözden önce geldiğini savunur. Belki de insan düşünmeyi çizerek öğrenmiş, sesi imgelerin ardından kurmuştur. Taşa kazınan bir figür, dile dökülememiş düşüncenin kalıcı ifadesi olamaz mı? Bu durumda imgeler yalnızca bir şeyin yerine geçmez, başlı başına bir düşünce formuna yükselir.

Şaman bu temsil dünyasının eşik bekçisidir. O, sadece toplumun hastalıklarına çare arayan biri değil; bilinmeyene geçişin taşıyıcısı, ruhsal sınırları aşan bir ara varlıktır. Şamanın trans hâlinde gördüğü imgeleri kayalara işlemesi, bireysel deneyimi kamusal belleğe dönüştürür. Bu, aynı zamanda varoluşun ritüel bir ifadesidir. Şaman, hem içinde bulunduğu zamanı kateder hem de görünmeyenle bağlantı kurar. Çizdiği figürler de işbu geçişin sessiz tanıklarıdır.

shaman-into-a-trance

Şamanın deneyimi, modern özne-nesne ayrımına meydan okur. O, dünyaya dışarıdan bakan bir göz değil; dünya içinde değişen, dönüşen ve onunla birlikte “olmakta olan” bir figürdür. Çizdiği imgeler de bu nedenle hem tanıdık hem bilinmezdir; bir yandan çağırır, öte yandan geri iter. Anlatır ama açık etmez. Simgenin gücü burada ortaya çıkar: tam anlamıyla çözülemez; hissedilir ve yaşanır.

İmgeler sadece bireysel anlam taşımaz, topluluğun yapısını da şekillendirir. Dövmeler, boncuklar, kabuklar ve yara izleri, kişinin kimliğini dışa vuran görsel kodlardır; sosyal yerleşimin ve aidiyetin işaretleridir. Arkeolojik buluntular, söz konusu görsel dillerin zaman içinde nasıl bir hiyerarşi ve hafıza oluşturduğunu ortaya koyar. Zaten simgesel sistemin ortaya çıkışını, doğaya tepki veren bir evrimin sonucu olarak açıklamak yetersizdir. Philip Clase ve Harold Dibble’ın işaret ettiği gibi insan davranışı, tekil bir biyolojik çizgiye indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.

cave-el-castillo

Her davranış, genetik yatkınlıkla kültürel birikimin kesişiminde oluşur. İnsanı anlamak, biyoloji ile tarih arasında bir ağ çözümlemesi yapmayı gerektirir. Benzer şekilde Lawrence Straus, insan kültürünün doğrusal bir gelişim çizgisi izlemediğini belirtir. Cro-Magnon beden yapısı ile taş alet teknolojisi, süsleme gelenekleri ve sanatsal ifade biçimleri farklı zamanlarda, farklı kombinasyonlarda ortaya çıkmıştır. Bu da kültürün ağsal doğasına işaret eder. Her bölge, kendi tarihsel ve çevresel koşulları içinde özgün örüntüler oluşturur.

Bu tarihsel ve coğrafi çeşitlilik içinde dinî pratiklerin de belirli kalıplar eşliğinde ortaya çıktığını söylemek yanıltıcıdır. Din, mutlak bir kutsala yönelmekten ziyade bilinmezliğe karşı geliştirilen yaratıcı bir yanıt gibi durmaktadır. Şamanın öte dünyaya yaptığı yolculuk, yaşamın gizemini kavrama arzusunun bir sonucu olarak okunmalıdır. Trans hâline geçmek, bilinçle bilinçdışı arasındaki sınırda gezinmekten çok daha fazlasıdır; bir eşiği geçmek, bir varlık hâlinden başka bir varlık hâline bürünmektir.

büyücü

Castillo Mağarası’ndaki geometrik şekillerin ya da Trois Frères Mağarası’ndaki “Büyücü” figürünün anlamı kesin değildir. Bu da simgenin doğasından kaynaklanır. Kaldı ki tam olarak çözümlenmiş bir simge artık işlevini yitirir; zira onun gücü, anlamı açık etmeden taşımakta yatar. Şamanik sanat bu nedenle açıklanmak için değil, deneyimlenmek için vardır.

Sonuçta, insan yalnızca düşünen bir canlı değildir; dünya ile kendisi arasında bir anlam ağı kuran, bu ağı imgeler, simgeler ve eylemler aracılığıyla sürdüren bir varlıktır. Kültür, bu anlam örüntüsünün hem ürünü hem taşıyıcısıdır. Sanat, dil, din, ritüel… hepsi temsilin farklı yüzleridir. Bu da insanı, dünyayı anlamla dokuyan bir özne kılar.

İsmail Yamanol

Amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu ve black metal hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

marvel teknoloji

Marvel Filmlerindeki Teknoloji İkilemi

2008’deki ilk Iron Man filminden bu yana Marvel Sinematik Evreni, izleyicilere otuzdan fazla film sundu. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir