superman

Bir Hayalin Gecikmiş Tezahürü: Superman Üzerine Notlar

Çocukken çizgi romanların kapağını ne büyük heyecanlarla açardık. Kahramanlar sadece figürler değil, aynı zamanda dostlarımızdı. Onların dünyasına girmek, bir gün o kahramanlardan biri olmak isterdik. Mesela ben uçma hayalleri kurarak sokaklarda yürüdüğümü hatırlıyorum. Dev varlıkları gözümde canlandırır, örümcek adam gibi binaların duvarlarında yürüdüğümü, Superman gibi üstlerinden uçabildiğimi hayal ederdim. Sanırım çoğumuz öyleydik… Belki çocuklar hâlâ öyledir. Beynimizin içinde bir grafik işlemcisi varmış gibi, her şeyi ayrıntılarıyla gözümüzün önünde canlandırırdık. Şimdi ise o hayallerin CGI versiyonlarını izliyoruz. Belki biraz geç geldiler, ama yine de tamamen kötü değiller.

Yönetmenliğini James Gunn‘ın üstlendiği Superman, klişelere rağmen fena film değil. Ne bekleyeceğini bilirse bu tür filmlerden keyif alabiliyor insan. Superman, bu filmde insanlığın iyiliği uğruna hareket eden merhametli yeni bir süper kahraman olarak karşımıza çıkıyor. Yeniden şekillenen DC evreninin temellerini atıyor. Tabii onun bu savunmasızlığını hisseden teknoloji milyarderi ve usta manipülatör Lex Luthor da boş durmuyor ve kendisinden sonsuza dek kurtulmak için fırsatı değerlendirmek istiyor. Superman rolünde karşımıza çıkan David Corenswet oldukça başarılı. Eski filmlerdeki o iyimser, naif Superman’e benziyor. Çocukluğumuzun Superman’i geri dönmüş gibi. Elbette “karanlık” Superman’ler bir dönem ilgi çekmişti ama artık onlar da klişeleşti. Zaten ne kadar karanlık olabilir ki bir Superman?

Her şeye rağmen şunu unutmamak lazım: Çizgi romanların o özgün büyüsünü filmlerde yakalamak zor. Ne çizgi romanlar kadar hayal gücünü tetikleyebiliyorlar ne de sinemanın estetik derinliğine erişebiliyorlar. İki dünya arasında kalmış gibiler. Bu yüzden hiçbir süper kahraman filmi, çizgi romanın o büyüleyici estetiğini tam olarak yakalayamıyor — sadece yaklaşabiliyor. Bu konuda en başarılı yapımlardan biri Spider-Man: Into the Spider-Verse. Çizgi roman dilini sinemaya taşıma konusunda çığır açan bir yapım olarak kabul edilebilir. Belki de bu filmler, bizim kuşağın hayallerinin gecikmiş yansımaları. Çocukken İtalyanların yaptığı düşük bütçeli (B-movies) uyarlamaları bile büyük bir coşkuyla izlerdik. O zamanlar çizgi romanların bir gün gerçek filmlere dönüşeceğini düşünmek bile heyecan vericiydi. Şimdi o günleri yaşıyoruz; sadece biraz geç gelmiş, biraz fazla CGI yüklenmiş bir biçimde…

Filmin teknik yönlerine gelirsek, 3D kalitesi pek tatmin edici değil. O çok etkileyici IMAX estetiğini bulamıyorsunuz. Gerçek bir IMAX deneyimi, neredeyse bire bir boyut algısı yaratır. İzleyici, karakterlerin yanında duruyormuş gibi hisseder. Bu filmde ise bazı sahnelerde oyuncak bir dünyayı izliyormuşuz gibi hissediyoruz; bazılarında ise devasa figürlerin önünde küçülmüş gibi. Sürekli değişen bu perspektif — oyuncak ile dev arasında gidip gelen derinlik algısı — seyirciyi filmden biraz uzaklaştırıyor. Anlaşılan o ki, 3D film yapımında hâlâ çözülememiş sorunlar var. Seyirciye bire bir ölçek hissi veremediğinizde, üç boyutluluk yalnızca bir gösteriye dönüşüyor. Avatar gibi bazı filmler bu konuda daha başarılıydı. Evet, o filmde de zaman zaman perspektif kaymaları oluyordu ama genel atmosfer oldukça ikna ediciydi. Bu nedenle belki de yapımcıları birileri uyarmalı: 3D, sadece bir teknoloji değil, aynı zamanda bir anlatım biçimidir. İzleyiciyi içine çekmek istiyorsanız, boyut algısını oyuncaklaştırmamalısınız.

Bu arada yapımcıları tebrik etmek gerek. Krypto karakteri — yani köpek — hiç de CGI izlenimi vermiyor. Gerçek bir köpek gibi. Film boyunca gerçek mi, dijital mi olduğunu sorguluyoruz. İçi hava dolu animasyon figürleri gibi değil; sempatik, sıcak ve inandırıcı. Seyircilerin Krypto her sahneye çıktığında gülmesi de bunu kanıtlar nitelikte. Kısacası filmi izleyin, pişman olmazsınız. En azından çocukluğunuzun bir izdüşümünü göreceksiniz. Ancak büyük bir sinema deneyimi de beklemeyin; o hâlâ çizgi romanların içinde bir imgelem tohumu olarak saklı. Belki de öyle kalması gerekiyor. Paketlenmiş, önceden canlandırılmış, hazır hayaller, kukla gibi görünmeye mahkûmdur. Gerçek sinema, beynimizin içinde — hayal gücümüzdedir.

İmgelem, tıpkı toprak gibi, içine atılan bir tohumu yeşertip büyütür. Bir söz ya da çizgi roman karesi, zihnimizdeki sinema perdesinde canlanıverir. Dolayısıyla hayal edilen bir oyuncak kamyon, gerçek bir kamyondan daha büyük, daha hızlı ve âdeta başka evrenlere açılan bir geçit gibi, sonsuzdur. Ona boşuna “hayal gücü” denmiyor. Hazır uyaranlarla doyurulmuş bir insan hayal kuramaz. Özellikle çocuklar, hayal kurmak için boşluğa, bilinmeyene, görünmeyene ve sadece bir parça çamurla bir tahta parçasına ihtiyaç duyar.  Tabii arkadaşlara da… Ya da usta bir çizerin kaleminden çıkmış bir çizgi roman paneline…

Hazır paketlenmiş, önceden “kurulmuş” hayallerin sınırları da geniş olamaz.

Sinan İpek

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var.

İlginizi Çekebilir

marvel teknoloji

Marvel Filmlerindeki Teknoloji İkilemi

2008’deki ilk Iron Man filminden bu yana Marvel Sinematik Evreni, izleyicilere otuzdan fazla film sundu. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir