ekonomi bilimkurgu

Ekonomistler İçin Okunması Gereken 10 Bilimkurgu Romanı

İlk bakışta lazer tabancaları veya yıldızlararası yolculuklarla dolu gibi görünse de, bilimkurgu edebiyatının kalbi aslında ekonomiyle atar. Geleceğe dair vizyonları bu denli büyüleyici kılan unsur, yalnızca icat edilen o yeni ve havalı teknolojilerin teknik şemaları değildir; asıl mesele, bu teknolojilerin toplumun üretim, tüketim ve paylaşım alışkanlıklarını nasıl kökten değiştirdiğidir. Bir teknolojik sıçramanın yarattığı sosyal sonuçlar, kaynak kıtlığı, iş gücünün dönüşümü veya servet dağılımı gibi konular, türün en sarsıcı eserlerinin omurgasını oluşturur. Dolayısıyla bilimkurgu, sadece “gelecekte ne olacağını” değil, yeni koşullar altında “nasıl yaşayacağımızı” sorgulayan devasa bir ekonomik laboratuvar işlevi görür.

Bu bakış açısıyla, önemli ekonomik meseleleri en derinlemesine, en cesur ve en zihin açıcı şekilde ele aldığını düşündüğümüz özel bir bilimkurgu seçkisi hazırladık. Ancak bu listede, sadece kuru teorilere veya didaktik anlatımlara hapsolmuş metinler bulmayacaksınız. Seçimimizi yaparken edebi nitelikten ödün vermemeye özellikle dikkat ettik; sadece derinlikli ve iyi kurgulanmış karakterlere, sayfaları çevirmenizi sağlayan sürükleyici olay örgülerine ve ustaca inşa edilmiş dünyalara sahip kitapları bir araya getirdik. Hem iktisadi bir öngörü sunan hem de okuma zevkini dorukta tutan bu eserler, bilimkurgunun düşünsel kapasitesini de kanıtlar nitelikte.

A Deepness in the Sky – Vernor Vinge

Vernor Vinge imzalı A Deepness in the Sky, kamu ekonomisinin dinamikleri ve devletin rolü üzerine kurgulanmış canlı bir düşünce deneyi. Yazarın 1980’lerdeki katı özgürlükçü çizgisi, burada yerini çok daha karmaşık ve olgun bir devlet anlayışına bırakıyor. Vinge, piyasa mekanizmalarının tek başına yetersiz kaldığı anları fark ediyor; özellikle “güvenlik” ve “temel bilimsel araştırma“nın vazgeçilmez birer kamu hizmeti olduğu gerçeğini kabul eden bir noktaya doğru evriliyor.

Roman, bu ekonomik tezi iki paralel hikâye üzerinden derinleştiriyor: Bir yanda araştırmalarını sürdürmek için devlet fonlarına muhtaç kalan dâhi bir bilim insanını izliyoruz, diğer yanda ise ticaret filosunu kurumsallaşmış bir devlete dönüştürmenin bedellerini tartan tüccar Pham Nuwen ile karşılaşıyoruz. Vinge tam bu noktada devletlerin tarihsel paradoksunu yüzümüze çarpıyor: Devlet yapıları, devasa bilimsel sıçramaları finanse etmek için mutlak bir gereklilik olarak beliriyor; ancak aynı yapılar göz göre göre hantallaşıyor. İnovasyonu başlatan o mekanizma, nihayetinde kontrol edilemez bir bürokrasiye dönüşerek ekonomiyi ve toplumu boğuyor, sonunda da kendi kurumsal ağırlığı altında çöküyor. Eser, işleyen bu döngüsel yapısıyla “Büyük Durgunluk“a ve merkezi yapıların kaçınılmaz iflasına dair çok güçlü bir ekonomik metafor sunuyor.

Makers – Cory Doctorow

Cory Doctorow, hem bir bilimkurgu yazarı olarak hem de internetin en köklü ve etkileyici bloglarından biri olan Boing Boing’in yaratıcısı sıfatıyla karşımızda duruyor. Yazar, Makers‘ta kehanet niteliği taşıyan vizyonuyla bizlere ürkütücü derecede gerçekçi bir yakın gelecek tablosu çiziyor. Kitabın sayfalarında ekonominin yapısal dönüşümüne, devasa şirketlerin birer birer çöküşüne ve bu enkazın üzerinde yükselen serbest ve geçici iş ekonomisinin hâkimiyetine tanıklık ediyoruz. Gözlerimizin önünde eski medya imparatorlukları can çekişerek ölürken, blogların ve yeni nesil iletişimin yükselişi, teknolojinin geleneksel iş kollarını nasıl yıkıcı bir şekilde dönüştürdüğünü kanıtlıyor.

Doctorow, hikâye akarken üç boyutlu baskı teknolojisinin önlenemez yükselişini ve toplumda bir salgın gibi yayılan girişimcilik çılgınlığını (hatta bu çılgınlığın yarattığı aşırılığı) mercek altına alıyor. Köşeye sıkışan eski tip şirketlerin, kaçınılmaz ilerlemeye karşı savaşmak için fikri mülkiyet haklarını nasıl acımasız bir silah olarak kullandığını anbean izliyoruz. Eser, inanılmaz derecede ustaca yazılmış bir metin; edebi kalitesi tartışılmaz. Ancak sizi şimdiden uyaralım: Okurken üzerinize derin bir keder çöküyor. Gördüğümüz bu gelecek vizyonu, parlak olduğu kadar son derece hüzünlü ve umut kırıcı bir atmosfer de yaratıyor.

Mülksüzler – Ursula K. LeGuin

Özel mülkiyet kavramının zihinlerden tamamen silindiği bir evreni hayal etmek, şu an bize neredeyse imkânsız bir zihinsel egzersiz gibi geliyor. Ancak Ursula K. Le Guin, bu zorlu duvarı aşıyor ve bizi mülkiyetsizliğin hüküm sürdüğü inandırıcı bir gerçekliğin tam ortasına bırakıyor. Yine de hemen bir uyarıda bulunmak gerekiyor: Mülkiyetin olmadığı bu dünya, beklediğimiz o parlak ve sorunsuz ütopya değil; aksine şu an gözlemlediğimiz kadarıyla oldukça tekdüze, heyecansız ve maddi açıdan belirgin bir yoksulluk içinde yüzüyor. Le Guin, sadece bu kurak dünyayı resmetmekle yetinmiyor, yanı sıra bize kendi dünyamıza ve tarihsel sürecimize ürkütücü derecede benzeyen bir “karşıt dünya” daha sunuyor. Tıpkı dünya tarihinde radikal Marksizmin zamanla sistem tarafından yutulup evcilleştirilmesi gibi, bu romanda da mülkiyet karşıtı anarko-sendikalist hareketin bastırıldığına ve kurulu düzenin dişlileri arasında eritildiğine tanıklık ediyoruz.

İşin en çarpıcı ve zihin açıcı yanı ise şu an beliren o ironik dinamik: Anarko-sendikalizm, bizzat uygulandığı anavatanında kusursuz ya da inanılmaz derecede verimli bir sistem olarak işlemiyor olabilir; ancak bu fikir ve hareket, kapitalist komşu dünyada hayati bir işlev görüyor. Orada, kurulu düzenin karşısında duran bir tür “kalıcı muhalefet” ve sistemin aşırılıklarını törpüleyen vicdani bir ayna görevi üstleniyor. Tam bu noktada Marksizmin de Batı dünyasında benzer bir “dengeleyici muhalefet” rolü oynadığını fark ediyoruz.

Accelerando – Charles Stross

Tanınmış bir blog yazarı ve spekülatif kurgunun ustası Charles Stross, en radikal fikirlerle oynamaktan büyük keyif alan, zihinsel jimnastiği seven bir yazar. Başyapıtı Accelerando ile, esasen teknolojik gelişimin kontrolden çıktığı o meşhur “Tekillik” (Singularity) kavramı üzerinde tehlikeli bir dansa girişiyor; ancak bununla yetinmiyor, aynı zamanda bir sürü uçuk kaçık ve son derece eğlenceli “gelecek ekonomisi” teorisiyle de zihnimizi sınıyor.

Kitabın sayfaları arasında, o karizmatik gösteri düzenleyicisi ve gezgin girişimci Manfred Macx ile tanışıyoruz. Macx, gözlerimizin önünde imkânsız denileni başarıyor: İnsanların gelecekte ne isteyeceklerini önceden tahmin ediyor ve gelişmiş bilgisayar algoritmalarının işlem gücünü arkasına alarak optimal işleyen merkezi bir ekonomiyi hayata geçiriyor. Sovyetlerin hayal edip yapamadığını veri akışını yöneterek gerçeğe dönüştürüyor. Ancak Macx’in ortaya koyduğu bu çeşitli yenilikler, kaçınılmaz olarak mevcut hukuk düzeninin ve yerleşik yapıların öfkesini üzerine çekiyor. Tam bu noktada, hükûmetlere ve dev şirketlere karşı sürekli bir “hukuk savaşı” (lawfare) yürütebilmek için etrafında yapay zekâlı avukatlardan oluşan koruyucu ve dijital bir bulut oluşturduğunu, davaların insan hızından çıkıp makine hızında bir savaşa dönüştüğünü görüyoruz.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde olaylar daha da garip ve kozmik bir hâl alıyor; tüm Güneş Sistemi’nin, bilinç kazanmış “Yüksek Frekanslı Ticaret Algoritmaları” tarafından ele geçirilişine, piyasa mekanizmalarının biyolojik yaşamı domine edişine tanık oluyoruz.

Kurma Kız – Paolo Bacigalupi

Paolo Bacigalupi’nin önemli eserlerinden Kurma Kız (The Windup Girl), en acımasız, en karanlık ve en umutsuz gelecek tasvirlerinden biri. Kitabın kapağını araladığımız anda, petrol çağının zirve yapıp tükendiği, bildiğimiz küresel uygarlığın büyük bir gürültüyle çöktüğü ve o eski ekonomilerin (en azından geçici bir süre için) sona erdiği bir dünyaya adım atıyoruz. Aniden kendimizi, kaynakların tükendiği ve nüfusun patlama yaptığı boğucu bir kaosun ortasında buluyoruz. İnsanlar, hayatta kalabilmek için Thomas Hobbes’un o meşhur doğa durumunu andıran acımasız bir “sıfır toplamlı” oyuna zorlanıyor; yani birinin bir lokma ekmek kazanması, kaçınılmaz olarak bir başkasının o lokmayı kaybetmesi anlamına geliyor.

Bu vahşi hayatta kalma savaşında, medeniyetin o ince cilası hızla dökülüyor ve bildiğimiz ahlaki normların çoğu, açlık ve enerji kıtlığı karşısında buharlaşıp gidiyor. Evet, sindirmesi ve okuması gerçekten çok zor, okuyucunun midesine yumruk gibi inen bir kitap. Ancak tüm bu kasvetin içinde eser, hayati bir işlev görüyor. Modern teknolojinin titreyen cılız mum alevinin aydınlattığı güvenli ışık çemberinin hemen dışında, karanlıkta pusuya yatmış bekleyen o kadim “Malthusçu tehdidi“, yani nüfus artışının kaynak üretimini aştığı o kaçınılmaz felaket anını bize kanlı canlı bir şekilde hatırlatıyor.

Ay Zalim Bir Sevgilidir – Robert Heinlein

Ay Zalim Bir Sevgilidir (The Moon Is a Harsh Mistress), bir bilimkurgu klasiğinden ziyade Amerikan Devrimi’nin uzay çağına uyarlanmış mitolojik ve cesur bir yeniden anlatımı. Sayfaları çevirirken, yazarın sömürgecilik dinamikleri ve ekonomideki “kaynak laneti” kavramı üzerine kurduğu o çok katmanlı ve ilginç düşünce yapısına canlı bir şekilde tanıklık ediyoruz. Dünya (Terra), Ay kolonisini acımasızca sömüren, buğday ve buz talep eden doyumsuz bir imparatorluk; Ay ise özgürlüğe susamış, sömürülen bir koloni olarak karşımıza çıkıyor.

Bu süreçte şaşırtıcı olmayan bir stratejiye tanıklık ediyoruz: Zayıf olan taraf, yani Ay sakinleri (Loonies), kaynak sömürgeciliğini işgalci güç için sürdürülemez ve finansal açıdan inanılmaz derecede pahalı kılmak adına terörizmi ve asimetrik savaşı hesaplı bir araç olarak kullanıyor. Dolayısıyla bir kaya parçasını yerçekimi kuyusundan aşağı fırlatmak, askeri bir eylemden çok işgalcinin maliyet-fayda analizini altüst eden ekonomik bir hamleye dönüşüyor. Ne yazık ki, Ay’ın o coşkulu bağımsızlık zaferinin hemen ardından ortaya çıkması muhtemel olan kirli siyasi mücadeleleri, devrim sonrası oluşan güç boşluğunu ve belki de o boşluktan yükselmeye hazır despotik rejimleri göremiyoruz; perde tam zafer anında kapanıyor.

Ancak Robert A. Heinlein, bizi bu noktada bırakmıyor ve zihnimizi başka bir oyun alanına çekiyor. Öyle ki, kitapta devletin olmadığı, adaletin bile piyasa kurallarına göre işlediği liberteryen fikirlerle karşılaşmak mümkün.

Reamde – Neal Stephenson

Neal Stephenson denilince, insanların çoğu refleks olarak siberpunk türünün kutsal kitabı sayılan Snow Crash (Kar Fırtınası) veya kriptografik bir destan olan Cryptonomicon’u tavsiye etmekte yarışıyor. Ancak ekonomi merceğinden bakıldığında en çok takdir edilesi eseri şüphesiz Reamde. Teknik olarak “bilimkurgu” kategorisinde görülmese de, o tanıdık, zekâ dolu ve spekülatif havayı her satırında ciğerlerimize çekiyoruz.

Hikâyenin merkezinde, alışılagelmiş genç dâhi tiplemelerinin aksine artık yaşını başını almış, tecrübeli bir teknoloji girişimcisi olan Richard Forthrast var. Richard, World of Warcraft’ın o bağımlılık yapan sürükleyiciliği ile Bitcoin’in finansal mimarisini harmanlayan devasa bir çevrimiçi oyun evreninin, yani “T’Rain“in sahibi olarak karşımıza çıkıyor. (Evet, yanlış duymadınız; bu kitap yazıldığı tarihte, henüz ana akım olmamış Bitcoin çılgınlığını ve kripto para dinamiklerini ürkütücü bir isabetle öngörüyor.)

Kitap boyunca yaşayan, nefes alan küresel bir ekonomik ağın haritasını çıkarıyoruz. Rus mafyasının suç işlerken bile nasıl rasyonel ekonomik teşviklerle hareket ettiğini ve suçun “işletme maliyetlerini” nasıl hesapladığını görüyoruz. Aynı zamanda, Çin ve Macaristan’daki zeki genç teknoloji çalışanlarının küresel dijital iş bölümünde karşılaştıkları zorlukları ve hayatta kalma mücadelelerini anbean yaşıyoruz. Günümüz küresel ekonomisinin, sınır tanımayan dijital ticaretin ve siber suçların iç içe geçmiş o karmaşık yapısını harika bir netlikle gözlemliyoruz. Yine de dürüst olalım; tüm bu ekonomik derinliğine, aksiyonuna ve öngörüsüne rağmen Reamde, Stephenson’ın kaleminden çıkan en muazzam başyapıt değil. O şeref kürsüsü, felsefi derinliği ve kurgusal mimarisiyle Anathem olmaya devam ediyor.

Tufan Yılı – Margaret Atwood

Margaret Atwood’un Tufan Yılı, felsefi bir distopya ve kıyamet şaheseri olan Antilop ve Flurya‘nın muazzam bir tamamlayıcısı. Ancak kitabı elinize aldığınızda endişelenmenize gerek yok; önceki kitabı okumamış olsanız bile Tufan Yılı kendi ayakları üzerinde sapasağlam duran, kendi hikâye örgüsünü ve atmosferini kusursuzca kuran bağımsız bir eser olarak okunabiliyor ve bizi doğrudan o kaotik dünyanın içine çekiyor. Kitabın sayfalarını çevirirken, temelde tüyler ürpertici bir “piyasa distopyası“nın tam kalbine, serbest piyasa köktenciliğinin mantıksal sonucuna ulaştığı bir geleceğe düşüyoruz. Bu kurgusal gelecekte insan onuru, genetik kodlar, sağlık ve hatta biyolojik yaşamın bile satılık olduğu bir tezgâh görüyoruz.

Ancak bu dünyayı gerçek bir kâbusa dönüştüren asıl mekanizma sadece ticaretin varlığı değil; iktisat teorisindeki en karanlık kavramların kontrolsüzce hayata geçmesi. Şirketlerdeki kâr hırsının topluma ve doğaya yüklediği o yıkıcı “olumsuz dışsallıkların” bedelini ödeyen, zehirlenen ve mutasyona uğrayan masum insanları görüyoruz. Aynı zamanda, ürünlerin (veya virüslerin) içeriğini bilen dev şirketler ile ne tükettiğinden habersiz kitleler arasındaki “asimetrik bilgi” uçurumunun nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu kavrıyoruz.

Zanzibar İstifi – John Brunner

John Brunner’in magnum opusu Zanzibar İstifi, bilgi çağının ve nüfus patlamasının yarattığı kaosun işitsel ve görsel bir simülasyonu. 1960’larda yazılmış olmasına rağmen, günümüzün “büyük veri” ve “medya bombardımanı” gerçekliğini ürkütücü bir isabetle öngören o parçalı, kaotik ve baş döndürücü anlatım tekniğinin tam ortasına düşüyoruz. Dünya, inanılmaz bir nüfus yoğunluğunun ağırlığı altında inliyor; milyarlarca insan, kitabın ismine ilham veren o meşhur metaforla, Zanzibar adasına omuz omuza sığışmaya çalışıyor. Mahremiyetin lüks sayılarak tamamen yok olduğu, genetik mühendisliğinin (öjenik yasaların) acımasız bir toplumsal zorunluluk hâline geldiği ve bireyin bu devasa insan okyanusunda sadece önemsiz, silik bir veri noktasına dönüştüğü klostrofobik bir atmosfer var önümüzde.

Hikâyenin ve bu distopik ekonominin merkezinde ise soğuk ve tıkır tıkır işleyen devasa bir süper bilgisayar, “Shalmaneser” oturuyor. Bu metalik ve yapay zekâlı tanrı, küresel ekonominin nabzını tutuyor, kıt kaynakların dağıtımını optimize etmeye çalışıyor; ancak insan doğasının öngörülemez karmaşası karşısında onun bile devrelerinin zorlandığını görüyoruz. General Technics gibi mega-şirketlerin ulus-devletlerden çok daha kudretli olduğu bu acımasız piyasa düzeninde, zenginlik ve sefalet arasındaki uçurumun nasıl derinleştiğini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Otonom – Annalee Newitz

Annalee Newitz‘in kaleme aldığı Otonom, özellikle yapay zekâ ve robotik etiğini kökünden sarsan devrimsel bir konsepti kurgunun merkezine yerleştiriyor: Öz-bilince sahip robotlar, hayata özgür bireyler olarak değil, birer “sözleşmeli hizmetkâr” olarak başlıyor. Bu durum, hikâyede keyfi bir zulümden ziyade soğuk ve rasyonel bir ekonomik zorunluluk olarak işleniyor. Bu son derece gelişmiş ve karmaşık makinelere ait devasa üretim ve sermaye maliyetlerinin (CapEx) bir şekilde amorti edilmesi gerekiyor. Robotlar, tıpkı geçmişin sözleşmeli işçileri gibi kendi üretim maliyetlerini karşılayana kadar sahiplerine hizmet ederek bu “varoluş borcunu” ödemek zorunda kalıyor.

Ancak bu çarpıcı robot köleliği ve borç ekonomisi konsepti, kitabın sunduğu zengin fikir havuzunun sadece tek bir damlasını oluşturuyor. Sayfalar ilerledikçe, geleceğin biyoteknoloji endüstrisinin karanlık sokaklarına, patent korsanlığına ve ilaç tekellerinin ekonomisine de adım atılıyor. Ve en güzeli de şu: Tüm bu ağır ekonomik teorilere, mülkiyet tartışmalarına ve etik ikilemlere rağmen, eser asla sıkıcı bir akademik metne dönüşmüyor; aksine temposu hiç düşmeyen, son derece eğlenceli ve sürükleyici bir macera olarak akıp gidiyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

Murat K. Beşiroğlu

1971 Trabzon doğumlu. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Özel bir bankada 21 yıl uzman ve yönetici olarak çalıştı. Ogox, Aşk Algoritması, Rüya Sanatçısı, Dördüncü Dünya ve Schrödinger'in Papağanı kitaplarının yazarıdır. Bilimkurgu öykü ve romanları yazmaya devam etmektedir.

İlginizi Çekebilir

Princess_of_Dune

Taht, Çöl ve Sessiz Mücadeleler: Dune Prensesi

Dune Prensesi, Brian Herbert ve Kevin J. Anderson imzalı Dune Kahramanları serisinin üçüncü romanı. Kitap …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir