2012 yapımı Total Recall filminde şöyle bir sahne vardır: Douglas Quaid anı ekim merkezi Rekall‘a gider ve kendisine işlemden önce bir iğne yapılır. İğneyi yapan hemşire, ‘‘Vücuda sıvı sokmanın en iyi yolu hâlâ bu’,’ der. İnsan beynine sahte anı ekmenin bile mümkün olduğu bir dönemde, insan vücuduna sıvı hâlâ iğne ve şırınga ile sokulmaktadır. Peki şunu hiç düşündünüz mü, filmlerdeki uzay gemilerinin dokunmatik ekranlı ve hatta hologramlı kontrol panelleri olmasına rağmen gerçek hayattaki uzay gemilerinin hâlâ kocaman ve kaba saba plastik düğmeleri ve şalterleri var. Dokunmatik ekran artık TV’den telefona ve hatta fırınlara ve ocaklara kadar hayatımıza girmesine rağmen kullanımını en çok beklediğimiz yer olan uzay gemilerinde neden yok?
Bu sorunun yanıtı aslında Total Recall filminde verdiğimiz örnekte yatıyor. Filmler, seyirciyi etkilemek ve güzel bir görsellik yaratmak ister. Bu nedenle dokunmatik paneller, hologramlar (hatta fiziksel olarak temas edilebilen hologramlar) ve havada süzülen ekranlar gibi yüksek teknoloji görüntüleri sık kullanılır. Filmdeki teknoloji, fonksiyondan çok hayal gücü ve dramatik etki için vardır. Bir geminin fütüristik görünmesi, o film için bir gerekliliktir. Gerçekte ise durum çok farklıdır. Uzayda hata yapma şansınız yoktur. Sistem arızası ya da çökmesi durumunda dokunmatik ekranlar işlevsiz kalır. Ne var ki sistem çökerse, analog düğmeler hâlâ çalışır. Düğme kırılırsa bile yedeği vardır ya da örneğin düğmenin yerine kalem sokmak gibi basit yöntemlerle bile o düğmeye yine basılabilir ama dokunmatik bir ekran çökerse tüm kontrol gider. Ayrıca dokunmatik ekranlar elde eldiven varken kullanışsızdır. Astronotlar uzay elbisesi giydiğinde dokunmatik ekranlara basamaz. Ama büyük fiziksel düğmelere rahatlıkla basabilirler.

Fiziksel düğmeler, gözle olduğu kadar hisle de kullanılabilir. Astronot gözünü iş gereği başka yere çevirse bile o düğmenin nerede olduğunu kas hafızası ile bilir. Ancak dokunmatik sistemlerde yanlışlıkla bir yere tıklamak kolaydır ve bu da uzayda ölümcül sonuçlar doğurabilir. Ekranlar çok enerji tüketir. Özellikle dokunmatik ekranlar ve holografik sistemler enerji canavarıdır. Cebinizdeki telefonları düşünün. Uzay araçlarında ise her volt hesaplı kullanılmak zorundadır. Düğmeler ise manuel çalışır ve enerji tüketmez. Bunların dışında uzayda radyasyon, nem, sıcaklık farkları gibi etmenler, dokunmatik ekranları kolayca bozabilir. Ancak, bir düğme ya çalışır ya da çalışmaz. Bakımı kolay, riski azdır.
Mevcut sistemler onlarca yıldır test edilmiş ve güvenilirliği onaylanmıştır. Uzay ajansları yeni bir sistem için yıllarca test yapar. Dolayısıyla tartışmalı yeni nesil ekran yerine, test edilip onaylanmış düğme çok daha güvenlidir. Total Recall filmindeki iğne ve şırınga örneğinde olduğu gibi, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bazı araç-gereç ve yöntemler (ki bunların arasında insanlık tarihi kadar eski olanlar vardır) hâlâ en kullanışlı, etkili ve pratik unsurlar olarak kalmaya devam edecek.

Mühendislikte, herhangi bir aletin artık daha verimli, daha işlevsel, daha pratik olamayacağı durumlara “Kapanmış Tasarım Döngüsü” denir. Mühendislikte bir kural vardır: Bir işi en az enerjiyle, en az çabayla ve en az masrafla çözebiliyorsan en uygun çözüm odur. Bu nedenle de insanların beyinlerine anı ekilebilecek kadar gelişmiş teknolojinin olduğu bir gelecekte bile vücuda damardan sıvı sokulmasının en kolay yolu yine iğne ve şırıngadır.
Ebu’l Kasım El-Zehravi tarafından 11. yüzyılda keşfedilen şırınga, 1650’lerde Blaise Pascal tarafından çağdaş pistonlu hâle getirildi. Günümüzdeki modern cam şırıngalar ise bundan 200 yıl sonra, 1853’te Charles Gabriel Pravaz ve Alexander Wood tarafından geliştirildi ve o günden beri aynı prensiple kullanılıyor. Zamanla camın yerini plastik alsa da şırınga hiç değişmedi. Değişmesine gerek yoktu, çünkü ihtiyacı tam olarak ve mümkün olan en az çabayla karşılıyordu. Yani kusursuzdu. Bu yüzden de temelleri 1000 yıl önce atılan iğne ve şırınga kuvvetle muhtemel günümüzden 1000 yıl sonra da kullanılmaya devam edilecek.

Star Wars ve benzeri pek çok uzay operasında karakterlerin gezegen gezegen dolaşıp oralardaki mekânlarda bir şeyler yediklerini ve içtiklerini çok gördük. Yemekleri tabaklarda; çatal, kaşık ve bıçakla yiyor, sıvıları bardakta içiyorlardı. Çatal… Taneli bir yemeği yemek için üç ya da dört dişli bir çubuktan daha iyi ne olabilir? Kaşık… Sulu bir yemeği yemek ya da çorba içmek için ucunda sıvı haznesi olan bir çubuktan daha iyi ne kullanılabilir? Bardak… Sıvıyı dökmeden içmeye yarayan, kolay taşınan, ele oturan daha iyi bir alet var mı? İp… İnsanlık tarihi kadar eski olan bu cisimden daha iyi, daha esnek, taşınabilir ve pratik bir alet mevcut mu? Bıçak… Yine insanlık tarihi kadar eski bir alet. Kenarı keskin ve ucu sivri, elle kavranan sapı olan bir metal. Bu kadar… Ancak kesmek eylemini bundan daha kolay ve pratik yapan başka bir alet düşünebilir mi? Tabak… Yemek servisi yapmak için bundan daha kolay ve pratik bir başka alet aklınıza geliyor mu?
Event Horizon filminde insanlık uzayı bükecek ve bunu uzay gemisinin motoruna entegre edebilecek teknolojiye ulaşmıştı ama Sam Neill tarafından canlandırılan Dr. Weir hâlâ jiletle tıraş oluyordu. Sakal da dâhil tüm vücut kıllarını kesmek için jiletten daha pratik ve kolay bir alet var mı? Bunu yüzlerce örnekle daha sürdürebiliriz: Çivi, çekiç, vida, tornavida, pense, tekerlek ve daha nicesi… Evet, bir gün belki her öğünü ayrı bir gezegende yiyeceğiz ama yine tabak, çatal, bıçak ya da kaşık kullanacağız. Her evin araba misali bir uzay gemisi olacak ama aracın inşasında vida, kontrol panelinde düğmeler kullanılacak. İki cismi iple bağlayacağız, iki tahtayı birbirine çekiç kullanarak çiviyle tutturacağız.

Teknolojinin evrimi, tıpkı canlıların evrimi gibi doğrusal değil, filtreli ve seçicidir. Tüm teknolojiler sonsuz gelişmez. Bazıları, kullanım açısından değişmesi gerekmeyecek kadar verimli hâle gelir ve orada sabitlenir. İcatlar gelir, moda olur, geçer. Ama bazı araçlar kalır. Filmlerde bazen bıçak niyetine lazer kullanıldığını görüyoruz. Hatta bizim G.O.R.A. filminde bile Bob Marley Faruk’un elinde bıçak yerine kullandığı bir lazerli alet görünüyor. Düşünelim, lazer teknolojisi için bir güç kaynağı, lazer kristali, soğutma sistemi ve ışını odaklayan optik yansıtıcı gerekir. Bıçağın evdeki kullanım amaçları gibi basit bir işlem için örneğin ekmek doğramak için bunca teknoloji ve masrafa gerek var mı? Koy ekmeği bir doğrama tahtasının üzerine, al eline bıçağı, dilimle gitsin. Bu kadar basit.
Az önce de dediğimiz gibi, mühendislik en az çaba, en az masraf ve en az enerji gerektiren çözümü bulmaktır. Ekmek doğramak için de bu, hepimizin evinde olan bildiğimiz bıçaktır. Ayrıca şu da unutulmamalıdır, karmaşık sistemler arıza riskini de yanında getirir. Bıçakta olabilecek arızalar körleşme veya paslanmadır ve her ikisinin de çözümü çok basittir. Hiçbir şey olmasa bile bıçak ucuzdur ve yenisi her zaman alınabilir. Pense icat edildiği ilk gün de aynı prensiple çalışıyordu bugün de. Tornavida hâlâ tornavida. Çekiç hâlâ bir ağırlık ve sap. Çünkü bu sistemler zaten gereken verimliliğe ulaştı. İşlevini %100 yerine getiriyor. Daha iyi yapılabilirliği yok. Basit, ucuz, ulaşılabilir ve dayanıklı. Yukarıda saydığımız tüm alet edevatlar için de aynısı geçerli. Belki kullanılan malzeme değişiyor ama günümüzün paslanmaz çelik bıçakları da arkeolojik kazılarda bulunan binlerce yıllık taş bıçaklarla aynı prensipte çalışıyor. Bunlar için artık daha fazla yenilik yapılmasına gerek kalmadı çünkü zaten ihtiyacı tam olarak ve kusursuz karşılıyor. Teknoloji gelişiyor ve geliştikçe yaşamlarımızı da şekillendiriyor. Ancak her şeye rağmen bazı şeyler hiç değişmiyor ve belki de hiç değişmeyecek…
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
