Total Recall kapak

Total Recall: Hafızaya Ne Kadar Güvenilir?

Gerçeklik nedir? Yaşadığımız deneyimler ne ölçüde gerçektir? Bellek, yaşantılarımızı sıralamada bir anlam taşısa da ona ne kadar güvenebiliriz? Düşünen bir özne olarak, imgeye dönüşen gerçekliğe, çoğu zaman bir yanılsama gibi görünen benliğimize ve büyük ölçüde imgelerle işleyen belleğimize güvenmek mümkün müdür? Bu tür soruların merkezde yer aldığı filmler arasında Matrix (Wachowski Kardeşler, 1999) ve Dark City (Alex Proyas, 1999) gibi hipergerçek dünyalarda geçen yapımlar öne çıkar.

Len Wiseman’ın 2012 tarihli Total Recall yeniden çevrimi ise gerçekliği, farklı düzlemlerin çarpışması şeklinde ele alıyor. Modern insan için “gerçek”in ne olduğu hayati bir mesele; çünkü yaşadığı evreni, duyularıyla kavrayamayacağı kadar hızlı değişen bir simülasyon gibi algılıyor. Bu algıyı derinleştiren etkenlerden biri de iç sıkıntısı.

Kaynak Eser ve Uyarlamalar

Total Recall

Total Recall, 1990 yılında çekilen filmin bir yeniden çevrimi olarak karşımıza çıkıyor. Bilimkurgu sinemasında özel bir yere sahip ilk filmi Paul Verhoeven yönetmişti. Her iki yapım da bellek, paranoya ve gerçeklik meselelerine takıntılı yazar Philip K. Dick’in 1966 tarihli kısa öyküsü We Can Remember It for You Wholesale‘dan uyarlama. Philip K. Dick’in öyküsünde kahramanın adı Douglas Quail, eşinin adı ise Kirsten. Douglas kendini “sefil, küçük maaşlı bir işçi” olarak tanımlıyor ve ölmeden önce mutlaka Mars’ı görmek istiyor. Ancak böyle bir seyahati karşılayacak parası yok. Bu yüzden, hayallerinde Mars’a gitmesini sağlayacak sahte anılar sunan Recall adlı bir şirketle anlaşma yapıyor.

Öykü büyük ölçüde Chicago’da geçiyor. Recall, yüklediği rüyada en ufak bir tutarsızlık ya da uyumsuzluk fark edilirse ödemenin iade edileceğini taahhüt ediyor. Fakat tam anılar yüklenmek üzereyken ya bastırılmış bir arzunun dışavurumu ya da gerçekten yaşanmış bir geçmişin sonucu olarak Douglas’ın daha önce bir şekilde Mars’ta bulunduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Öykünün merkezinde iç sıkıntısı, gözetlenme hissi ve belirsizlik yer alıyor. Okur, insanların sürekli gözetlendiği ve güvensizliğin hâkim olduğu bir gelecek tasvirinin içine çekiliyor. İnsanlar sürekli denetleniyor, bireyler kendilerinin kontrol altında tutulduğunu düşünüyor ve devlet, kişilerin arzularını ve düşüncelerini bile yönlendirebilecek güce ulaşıyor. Ortaya çıkan atmosfer, derin bir distopya duygusu yaratıyor.

Paul Verhoeven imzalı film, öykünün ilk sinema uyarlaması niteliğinde. Bu versiyonda Douglas gerçekten Mars’a gidiyor ve filmin büyük bölümü onun Mars’taki maceralarını anlatıyor. Öyküde yer almayan birçok unsur filme ekleniyor: Douglas, peşine düşenlerden kaçıyor, sömürgeleştirilmiş Mars’ı özgürleştirmeye çalışıyor, gizli bir örgütün lideriyle tanışıyor ve uzaylılara ait bir jeneratörü çalıştırarak Mars’ı yaşanabilir hâle getiriyor.

Len Wiseman’ın yönettiği ikinci uyarlamada ise Mars teması tamamen ortadan kalkıyor. Hikâye, kutuplaşmış ve yıkıma uğramış bir dünyada geçiyor; sömürenlerle sömürülenler arasındaki çatışma öne çıkıyor. Yani asıl öyküde Mars’a yalnızca gönderme yapılıyor ama olaylar Dünya’da yaşanıyor. İlk uyarlama Mars temasını merkezine alıyor ve hikâyeyi büyük ölçüde oraya taşıyor. İkinci uyarlama ise Mars’ı tamamen devre dışı bırakıyor ve tüm olaylar Dünya’da geçiyor. Her iki film de takip edilme ve gözetlenme korkusunu temel alıyor. İlkinde karakterin beynine, ikincisinde ise eline yerleştirilmiş bir takip cihazı bulunuyor. Bu cihazlar karakterin düşüncelerini okuyamasa da yerini tespit ediyor. Her iki uyarlamada da kahraman cihazdan kurtulmayı başarıyor. Oysa Philip K. Dick’in öyküsünde durum çok daha karamsar: Kahraman, düşüncelerini bile izleyebilen bir sistemden kurtulamıyor.

İyi ve Kötü Arasındaki Sonsuz Savaş

Total Recall, kimyasal bir felaketin ardından geçen olayları anlatarak post-apokaliptik bilimkurgu türüne giriyor. Film, gerçekleşme ihtimali yüksek bir soruna -çevresel yıkıma- odaklanıyor. Geçmişin insanları dünyayı korumakta başarısız oluyor; onu büyük bir felaketle yok ediyor. Bu yıkımdan sağ çıkan insanlar hâlâ zorlu koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Gelecek, karamsar ve iç sıkıntısı yaratan bir atmosferle çiziliyor. Yine de film, insanlıktan ve akıldan tamamen umudu kesmiyor. Kahraman, yeterince inanır ve mücadele azmi gösterirse, dünyayı kurtarabilecek bilgiye, beceriye ve inanca sahip biri olarak karşımıza çıkıyor. Böylece film, kıyamet sonrası bir dünyada, âdeta bir “yargı günü” ortamı yaratıyor. İyi ile kötünün son savaşı, dünyanın daha yaşanabilir hâle gelmesi için bir eşik olarak sunuluyor.

Film, belleğin silinmesi veya yeniden yazılması gibi modern toplumun “amnezi” korkusunu canlı tutuyor. Anlatılanların gerçekten yaşanıp yaşanmadığı, yoksa sadece bir rüya mı olduğu asla netleşmiyor. Final sahnesinde Douglas, Recall’ın reklamına bakarken bu belirsizlik devam ediyor. Film, distopik bir düzen içinde dahi kurtuluş için mücadele edilebileceğini savunuyor. Kahramanın yolculuğu, izleyicide ütopik bir gelecek umudu yaratıyor.

Film, temelinde “sömürü olmadan, eşitlik ve saygı içinde yaşamak mümkündür ama bunun için mücadele şarttır” düşüncesini savunuyor. Yan anlam düzeyinde ise modern Batılı erkeğin aile kurumuna dair korkularına, iş ve ev arasında sıkışan gündelik yaşamının yarattığı iç sıkıntısına işaret ediyor. Douglas’ın eşi Lori’den kurtulma arzusu ve Lori’nin onu öldürmek için gösterdiği ısrar, modern evliliğin birey üzerinde yarattığı baskının farklı bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Filmde “kötü kadın” figürüyle temsil edilen Lori’nin karşısına, kahraman için her şeyi yapmaya hazır bir karakter olan Melina çıkıyor. Melina, bir anlamda “metres” konumunda yer alıyor. Erkek karakterin, iki kadın arasında bölünemez ve paylaşılmaz biri gibi konumlanması, Lori’nin sık sık yinelediği “senin gibi bir adamı ne yapayım” repliğiyle destekleniyor. Douglas, gizli ajan olarak sahip olduğu özel yeteneklerle kadınlar için bir arzu nesnesi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Bu noktada, evlilik yemini olan “ölüm onları ayırana kadar” sözü karanlık bir biçimde yeniden yorumlanıyor: Lori’den kurtulma arzusu, ölümle imgeselleştiriliyor.

Lori’nin, Douglas’ı sürekli aşağılaması ve fiziksel olarak “kıskaca alması” -örneğin onu boğacak şekilde sarılması- kadın karakterin, özellikle de “eş” kimliğinin rahatsız edici bir temsile dönüştüğünü gösteriyor. Bazen “iyi eş” maskesiyle görünen Lori, filmin sonunda Melina’nın yüzünü takarak kocasını kandırmaya çalışıyor. Beyaz erkek figürü ise “kurnaz”; Lori’nin üzerindeki gri yeleğe, yapay ev hanımı görünümüne ya da silahında kurşun olmadığını ima eden detaylara aldanmıyor. Lori hâlâ kocasını kandırmak ve öldürmek istiyor. Ondan “boşanmak”, yani “ölümün onları ayırmasına” izin vermek, filmde bir tür kurtuluş anlamına geliyor.

İkonografi ve Semboller

Filmin bütçesi 200 milyon dolar civarında ve bilimkurgu türünden beklenen görsel efektleri fazlasıyla karşılıyor. Sanal yüzler, robotlar, fütüristik binalar, her yerde beliren imgeler ve dev ekranlar, büyük patlama sahneleriyle birleşerek izleyiciye izlediği dünyanın gerçek olabileceği hissini veriyor. Sürekli tırmanan aksiyon, bu görsel efektlerle birlikte bir rüya atmosferi yaratıyor. Douglas’ın görmek istediği rüya, aslında modern izleyicinin arayışını ironik biçimde yansıtıyor. Günlük hayatın baskısından kurtulmak isteyen izleyici, kahramanla özdeşleşerek bu fantezi dünyasında soluk alıyor. Douglas’a sunulan “gördüğün her şey gerçek” vaadi, izleyiciye de “izlediğin her şey gerçekmiş gibi” deneyimi sunuyor.

Kısacası klasik anlatı yapısına uygun biçimde inşa edilen Total Recall, post-apokaliptik bilimkurgu türü içinde yer alıyor. Film, Philip K. Dick’in öyküsünde öne çıkan modern iç sıkıntısı, evlilik ve aile kurumuna dair huzursuzluklar, kadın figürüne yönelik korkular, devletin sürekli gözetimi ve büyük çaplı felaket endişesi gibi meseleleri geleceğe projekte ediyor. Tüm bu sorunların üstesinden gelebilecek bir insan figürü sunuyor; iyi ile kötü arasındaki mücadeleyi net biçimde ortaya koyuyor. Sonuçta iyiler galip geliyor ve bu mücadele güçlü bir görsellikle destekleniyor.

Not: Bu yazı, Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan “Sinemada Post-Apokaliptik İmgeler: Len Wiseman’ın Total Recall Filmi Üzerine Yapısal-Göstergebilimsel Bir Anlatı Analizi” başlıklı yazıya dayanarak hazırlanmıştır. Daha ayrıntılı bir analiz için ilgili makaleyi okuyabilirsiniz.

Mikail Boz

Ömrünün yarısını ne yapacağını, kalan yarısını da ne yaptığını düşünerek geçirmek istemeyen bir yersiz yurtsuz... Bilimkurguyu da bu yüzden seviyor...

İlginizi Çekebilir

pluribus

Birinci Sezonuyla Pluribus

Geçenlerde bir arkadaşım işten çıkarıldı. Instagram’a baktım, gülümseyerek kahve içiyordu. “Yeni başlangıçlar!” yazmıştı. Ama o …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir