“Bizler modern zamanların büyücüleriyiz. Dev bir bulutun içinde yüzen sırları ve yalanları gören gözleriz.”
Ubisoft‘un 2014 tarihli oyunu Watch Dogs, işte bu sözlerle açılıyor. Açılışta, lüks görünümlü bir otelde şapkalı ve trençkotlu giyimiyle diğer konukların arasında dikkat çeken bir kişiyi takip ediyoruz. Daha sonra adının Aiden Pierce olduğunu öğreniyoruz. Zeki bir hacker olan Aiden, ustası ve aynı zamanda başka bir hacker olan Damien Brenks ile elektronik bir hırsızlık operasyonunun ortasında. Aiden sahada otelin güvenlik sistemlerini etkisiz hâle getirirken, Damien da uzaktan otele ve müşterilerin bilgilerine erişerek banka hesaplarını boşaltmakta. Ancak işler karışıyor: Sisteme sızan başka bir hacker güvenlik önlemlerinin devreye girmesine neden oluyor ve ikilinin kimlikleri açığa çıkıyor. Ertesi gün Aiden, ailesini -ablası ve iki yeğenini- sözde sürpriz bir gezi bahanesiyle şehir dışına çıkarmaya çalışırken, Maurice Vega adlı bir suikastçının saldırına uğruyor. Kontrolü kaybeden Aiden’ın aracı takla atıyor ve kazada küçük yeğeni Lena hayatını kaybediyor. Oyun tam da bu felaketin yaklaşık bir yıl sonrasında başlıyor.
Bu noktada biraz geri sarıp Watch Dogs evreninin genel çizgisine bakalım. Oyun 2014 yılında Chicago’da geçiyor. Watch Dogs’taki teknoloji, gerçek dünyanın güncel seviyesine oldukça yakın; tek bir fark dışında: ctOS. Açılımı Central Operating System olan ctOS, tüm şehir altyapısını kontrol eden merkezî bir bilgisayar ağı. Elektrik, su, doğalgaz hatları, trafik ışıkları, açılır-kapanır köprüler, güvenlik kameraları… Kısacası şehrin işleyişine dair her şey bu sistem tarafından yönetiliyor. Aynı zamanda bir GSM operatörü gibi çalışan ctOS’in yaratıcısı Blume Corporation ise günümüzdeki Google ya da Meta benzeri çok uluslu dev bir teknoloji şirketi. Blume’un ilk ctOS testleri 2000’li yıllarda ABD’nin farklı şehirlerinde yapılmış ve nihayet 2011’de Chicago ctOS’i tam entegre eden ilk şehir olmuş.

Tekrar Aiden’a dönersek… 2013 yılında, Lena’nın ölümüne neden olan kazanın ardından suçluluk ve intikam duygusuyla hareket eden Aiden, bir yıldır tetikçi Vega’nın peşinde. Sonunda Vega’yı yakalayıp sorguluyor ve emrin kimden geldiğini öğrenmeye çalışıyor. Bu sırada eski ortağı Brenks, soygunun başarısız olmasına yol açan hacker’ı bulmak için Aiden’dan yardım istiyor. Aiden bunu reddedince Brenks öfkeye kapılıyor ve Aiden’ın kız kardeşi Nicole’ü kaçırarak onu zorla iş birliğine sürüklüyor.
Aiden, bu noktada DedSec adlı kolektif hacker grubunun bağlantılarından biri olan “BadBoy” ile iletişime geçiyor. Anonymous’tan fazlasıyla esinlendiği belli olan DedSec, hacktivizmden siber-terörizm olarak görülebilecek operasyonlara kadar geniş yelpazede faaliyet yürüten bir grup. İlk oyunda DedSec, Aiden ile doğrudan çalışmasa da uzaktan destek sunuyor. Aiden “BadBoy” ile yüz yüze görüşmek zorunda kaldığında onun aslında Clara Lille adlı genç bir kadın olduğunu öğreniyor. Clara’nın -ve dolaylı olarak DedSec’in- yardımıyla ctOS içinde bir arka kapı bulan Aiden, bu açıktan yararlanarak Chicago sokaklarında âdeta dijital bir intikam meleği gibi dolaşmaya başlıyor.
Dijital Bekçiler

“Watchdog” kelimesi İngilizcede bir güvenlik sistemini izleyen ve uygunsuzlukları tespit eden mekanizmaya verilen isim. Aiden ise bu anlamı hiç aklında yokken zamanla “buraların zabıtası benim” havasına bürünüyor ve şehrin görünmez emniyet supabı hâline geliyor. Başlangıçta yalnızca anti-kahraman olarak görünen Aiden Pierce’ın hikâyesi bir intikam anlatısı gibi açılsa da, ilerleyen aşamalarda suç örgütleri, siyasi yolsuzluklar, polis birimleri ve teknoloji şirketleri arasında örülmüş karmaşık bir ağ ortaya çıkıyor. Aiden ne tamamen iyi ne tamamen kötü; gri alanlarda dolaşan bir karakter. ctOS üzerinden şehirde bıraktığı izler ahlaki açıdan sürekli bir gerilim yaratıyor. Oyuncu olarak bir yandan suçlularla mücadele ederken, diğer yandan masum insanları dahi etkileyebilecek hack yetenekleri kullanıyoruz.
Oynanış, klasik açık dünya aksiyon formülünü takip ediyor: Şehirde özgürce dolaşıyor, yan görevler alıyor, kovalamacalara giriyor, çatışmalara dâhil oluyoruz. Ancak oyunu öne çıkaran asıl unsur, neredeyse her teknolojik nesneyi hackleyebilme yeteneğimiz. Tek bir tuşla şehirdeki herkesin bilgilerine erişebilir; yaşlarını, mesleklerini, banka hesaplarını, hatta gizli sırlarını dahi görebiliriz. “Profiler” adlı bu özellik, herkesin özel hayatını önümüze seriyor. ctOS tüm şehri yöneten merkezi bir ağ olduğu için Aiden, telefonundan trafik ışıklarını manipüle edebiliyor, köprüleri kaldırabiliyor, elektrik panolarını patlatabiliyor, mesajları okuyabiliyor veya telefon görüşmelerini dinleyebiliyor. Özellikle kovalamaca sahnelerinde trafik kameralarını kullanarak polisleri atlatmak veya barikatları yükseltmek oyuna stratejik bir tat katıyor.

Bununla birlikte, şehrin dört bir yanında dizili güvenlik kameralarını hackleyip bir kameradan diğerine atlayarak zincirleme bir gözetleme ağı kurabiliyoruz. Böylece fiziksel olarak mekâna girmeden, kameraların görüş açılarını kullanarak hem çevreyi analiz ediyor hem de sızıntılar yapıyoruz. Bu “görüş açısını paylaşan cihazlar arasında sıçrama” mekaniği, oyuna son derece tatmin edici bir siber-infiltrasyon hissi kazandırıyor.
Şehirde olup biten her şeyi fark edilmeden izlemek, oyuncuya müdahale edip etmeme özgürlüğü de tanıyor. ctOS’in suç tahmini algoritması sayesinde kısa süre içinde işlenecek suçlar önceden belirlenebiliyor. Böylece, Azınlık Raporu‘nu andıran bu sistemle gerçekleşmeden suça engel olabilir, halkın gözünde kahramana dönüşebiliriz. Söz konusu mekanik, halkın bize yönelik algısını doğrudan etkiliyor: Suçluları engelledikçe ünümüz artıyor, sivillere zarar verdikçe de halk bizi polise ihbar etmeye daha meyilli hâle geliyor. Bu da oyuna güçlü bir “yaşayan dünya” hissi kazandırıyor.
Hayalle Gerçek Arasında

Watch Dogs’un dünyası, gerçeklikle yakın ilişki kurarken aynı zamanda inandırıcı dozda bir kurgu içeriyor. Gerçek hayatta trafik yönetim sistemleri, enerji altyapıları ve kamera ağları farklı kurumların kontrolünde. Hepsinin tek merkezde toplanması hem teknik hem güvenlik açısından ciddi riskler doğurur. Ancak şehirlerin giderek dijitalleştiğini, güvenlik kameralarının çoğaldığını, enerji ve ulaşım altyapılarının SCADA sistemleriyle yönetildiğini düşününce Watch Dogs’un öngördüğü gelecek çok da uzak görünmüyor.
Elbette oyundaki kadar geniş çaplı bir hack kapasitesi gerçekte mümkün değil. Tek bir kişinin telefonundan tüm şehri kontrol etmesi, kapalı devre güvenlik sistemlerine anında sızması, altyapı hatlarını patlatabilmesi bugünün teknolojisiyle hayalden öteye geçemez. Yine de oyun tam olarak bunu yapmak istemiyor; gerçekçilikten ziyade “tek tuşla hack” hissinin yarattığı güç fantezisini hedefliyor. Ama bu fantezinin temeli, günümüz şehirlerinin giderek merkezileşen dijital altyapılarında mevcut.
Gözetim Toplumu

Watch Dogs’un en vurucu taraflarından biri, dijital gözetim ve veri toplama kültürünü büyük bir şehir ölçeğine taşıması. Gerçekte şirketlerin topladığı kullanıcı verileri -arama geçmişlerinden konum verilerine, sosyal medya davranışlarından tıklama örüntülerine kadar- olağanüstü boyutlarda. Veri madenciliği ve yapay zekâ modelleri sayesinde kullanıcıların alışkanlıkları, ilgi alanları, risk profilleri ve hatta siyasi eğilimleri büyük bir doğruluk payıyla tahmin edilebiliyor. Cambridge Analytica skandalı, bu verilerin ne kadar etkili ve tehlikeli kullanılabileceğine dair çarpıcı bir örnek.
Gözetim kapitalizminin temel mantığı nettir: Ürün kullanıcı değil, kullanıcının verisidir. Watch Dogs’un dünyasında Blume Corporation, bu verileri güvenlik kisvesiyle toplarken aslında Chicago halkını manipüle eden büyük bir güç odağına dönüşüyor. Oyunun sunduğu hikâye, mega şirketlerin veri tekeliyle demokrasi, özgürlük ve ekonomi üzerinde nasıl baskı kurabileceğine dair önemli sorular soruyor. Dahası, gözetimin tek failinin şirketler veya devletler olmadığını da hatırlatıyor. Bugün insanlar sosyal medyada konumlarını, özel hayatlarını, sağlık bilgilerini, aile fotoğraflarını sürekli olarak paylaşıyor. Bu gönüllü gözetim, şirketlerin profilleme süreçlerini daha da kolaylaştırıyor. Belki de Aiden’ın şehirde rastgele bir insanın tüm özel bilgilerine saniyeler içinde erişebilmesi bu açıdan ironik: Bu bilgilerin çoğu zaten kullanıcılar tarafından çoktan paylaşılmış durumda.
Sonuç

Watch Dogs, zamanına yakın bir gelecekte geçen ama siberpunk tınıları da barındıran bir yapım. “Önceden bilinen suç” fikri Azınlık Raporu’na doğrudan gönderme yaparken, tüm şehri yöneten merkezi sistem Person of Interest’i akla getiriyor. Orwell’in 1984’ündeki Büyük Birader etkisi, hack kültürü, mega şirketlerin gücü, şehirlerin dijitalleşmesi ve gölgelerde gezinen anti kahraman figürü ise Neuromancer’ın ruhunu çağrıştırır.
Çıkış döneminde vaat ettiği teknik yenilikleri tam karşılayamadığı için eleştirilse de, bugün geriye bakıldığında Watch Dogs’un tematik derinliğinin oldukça güçlü olduğu görülüyor. Yenilikçi hack mekanikleri, karanlık ve yaşayan Chicago tasviri ve gözetim çağının etik ikilemlerini tartışan hikâyesiyle modern dünyanın dijital paranoyalarına ayna tutan bir oyun olarak öne çıkıyor. Tüm bu nitelikleriyle serinin ilerleyen oyunlarına da sağlam bir temel oluşturuyor.
Bilimkurgu Kulübü Bu Sitede Gelecek Var!
