Stargate Ori

Yarattığı Dinle Galaksiye Hükmeden Bir Tür: Ori

Hiç kuşkusuz Stargate SG-1, gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu dizilerinden biri olmasını yarattığı derin mitolojiye borçlu. 1994 tarihli Stargate filminden aldığı mirası, tam on sezon boyunca uçsuz bucaksız bir evrene dönüştürürken, milyonlarca bilimkurgu hayranını da peşinden sürüklemeyi başardı. Dizinin uzun yayın hayatı boyunca sayısız gezegene yolculuk ettik ve bu gezegenlerde yaşayan pek çok dünya dışı yaşam formuyla karşılaştık. Bu keşif dozu yüksek macerada kendimize dostlar edindiğimiz gibi tehlikeli düşmanlarla da yüzleştik. Galaksiyi köleleştirmeye çalışan parazit Goa’uldlar ve Asgard türünü bile canından bezdiren Çoğalıcılar (Replicators), bu karşılaştığımız düşmanlardan sadece ikisiydi. Ancak söz konusu düşmanlarla girişilen mücadelenin çok fazla işlendiğine kanaat getiren senarist ve yapımcılar, diziye yepyeni bir düşman kazandırmak için kolları sıvadı. Böylelikle hem seyircilerin ilgisi canlı tutulmuş ve hem de diziye yeni bir soluk getirilmiş olacaktı. Fakat yaratılan bu yeni düşmanın öncekilerden çok daha güçlü ve gelişmiş olması gerekiyordu…

Bu fikirden hareketle senaristler, Stargate evreninin en gelişmiş türü olan Kadimler‘e denk ve karşıt güçte bir düşman yaratma kararı aldı. Elbette bu kolay bir karar değildi. Çünkü Kadimler seviyesinde bir düşman yaratmak her ne kadar seyircileri memnun edecek olsa da, aynı zamanda bu durum söz konusu yeni düşmana karşı verilecek mücadeleyi de zorlaştıracaktı. Öyle ki, bir grup insandan oluşan SG-1 ekibinin böylesi gelişmiş bir düşmanla nasıl baş edeceği tam bir muammaydı… Bir diğer sorun ise yaratılacak bu yeni düşmanın Kadimler’e zıt özellikte olma zorunluluğuydu. Zira Stargate mitolojisine göre bedenlerinden bağımsızlaşarak saf enerjiye dönüşmüş bir tür olan Kadimler, akla ve bilime bağlılıklarıyla bilinmekteydi. O hâlde yaratılacak bu yeni türün karşıt eğilimde olması kaçınılmazdı. Senaristler, binlerce yıldır süregelen din-bilim çatışması zemininden yola çıkarak din eksenli hareket eden kötücül bir tür yaratma kararı aldı. Bu yeni düşmanın adı Ori olacaktı…

Stargate Ori
Yükselmiş bir Ori formu.

“Kutsal olan Ori’dır…”

Stargate mitolojisine göre günümüzden birkaç milyon yıl önce, Ori Galaksisi’nde hüküm süren kadim bir uygarlık yaşıyordu. Kendilerine “Alteranlar” diyen bu uygarlık, gün gelecek yaşlı ve yorgun kainatımızın kaderini derinden etkileyecekti. Alteranlar, evrimin basamaklarını hızla atladıkça sonu gelmez bir gelişme sürecine girmişti. Ama onları içten içe kemirecek olan bir nifak tohumu sessiz sedasız filizleniyor ve bu güçlü uygarlık kendi içinde bir bölünmeye doğru amansızca sürükleniyordu. Zira uygarlık içinde “dinsel” ve “bilimsel” düşünce eğilimleri etrafında toplanan iki farklı felsefi grup ortaya çıkmaya başlamıştı. Dinsel düşünce biçimini temel alan Ori’lar, bilimden yana olan Kadimler‘i baskı altında tutmaya ve onlar üzerinde mutlak bir egemenlik kurmaya çalışıyor, bu tutumları da gitgide bir despotizme dönüşüyordu. Kadimler, Ori’ların bu ateşli ve baskıcı tutumu karşısında bir eylem planı üretmek zorundaydı. Grubun fikir önderleri kendi aralarında sürekli olarak görüşmeler yapıyor, ama konu belli başlı noktalarda kilitleniyordu. Çünkü Kadimler olası bir iç savaşa girmek istemiyordu. Kaldı ki “savaş” kavramı, kendi felsefi bakış açılarına taban tabana zıt bir olguydu.

Ancak bir şeylerin yapılması gerekliliği de aşikâr boyutlara ulaşmıştı. Kimi Kadimler, “Hakikat Sandığı(The Ark of Truth) adını verdikleri aygıtın artık kullanılması gerektiğini ileri sürmeye başlamıştı. Söz konusu aygıt bir kimseye, savunduğu ya da inandığı ne olursa olsun gerçeği gösterebilen ve bu gerçeği ona benimsettirebilen son derece gelişmiş bir buluştu. Kadimler, kendi aralarında aletin Ori’lar üzerinde kullanılmasının ahlaki ve felsefi boyutları üzerine pek çok hararetli tartışma gerçekleştirdi ve sonunda eğer aleti kullanırlarsa kendileriyle çelişecekleri sonucuna varıp “kullanılmamasına ve bulunmamak üzere saklanılmasına” hükmetti. Tüm bunların yanı sıra izlenecek yol haritası üzerinde görüşmelerine devam eden Kadimler, nihayetinde gizlice Ori Galaksisi’ni terk etmeye ve kendilerine yeni bir vatan bulmaya karar verdi. Alınan bu karar kimilerince bir son ve kimilerince de yeni bir başlangıç olarak değerlendirildi. Kadimler, kendi öz vatanlarından gizlice kaçmak zorunda kalmalarına çok üzülse de alınan karara boyun eğecekti. Çünkü Ori’lardan kurtulmalarının başka bir “insancıl” yolu yoktu.

Doci
Ori’ların baş rahibi: Doci…

“Mesele Ori’ların ne kadar güçlü olduğu değil, bu güçlerini ne amaçla kullandığı…” – Cameron Mitchell

Kadimler ile Ori’lar arasında yaşanan bu parçalanma sonrası iki türün yolları tamamen ayrıldı ve gelişimleri birbirinden bağımsız olarak devam etti. Ori’lar da tıpkı Kadimler gibi zaman içerisinde fiziki bedenlerinden bağımsızlaşarak saf enerji formuna ulaşmayı başardı. Gelişimlerinin bu aşamasında, aşağı türlerin kendilerine tapınmalarıyla daha da güçlendiklerini fark etti. Bu da yeni bir din yaratmalarıyla ve  inanç temeline dayalı katı bir uygarlık modeli geliştirmeleriyle sonuçlandı. Dahası, Kadimler’in yokluğunda bu katı uygarlık modelini tüm galaksiye hâkim kıldılar. Her ne kadar yolları ayrılmış olsa da, Kadimler’e karşı besledikleri düşmanlıktan asla vazgeçmediler. Hatta Ori Galaksisi’ni terk ederek Samanyolu‘na gelen Kadimler, bir dönem burada güçlü bir veba salgınıyla boğuşmak zorunda kaldı ve bu salgında çok büyük kayıplar verdi. Söz konusu salgının Ori’lar tarafından başlatıldığına dair bulgular vardı. Bu da Ori’ların, Kadimler’e karşı beslediği nefret duygusunun ne boyutlarda olduğunu gösteriyordu.

Ori’lar, bazı gelişmiş güçlere sahip rahipleri vasıtasıyla sistematik bir şekilde oluşturdukları dinlerini tüm kainata yaymaya çalışıyordu. Vahyettikleri kitaba “Köken Kitabı” deniyordu ve “Yükselme” için gerekli olduğu iddia edilen aydınlanma bilgilerini içeriyordu. Yaşam üzerinde hegemonya kurmalarının temeli bu kitapta atılmıştı. Ori’lar, kendilerine inanılmasını sağlamak için gelişmemiş uygarlıkların “mucize” olarak yorumladığı, ama temelde teknolojik ve bilimsel prensiplerle gerçekleştirilen “veba salgını“, “yaralıların ve engellilerin iyileştirilmesi“, “böcek istilası” gibi birtakım faaliyetlerde bulunuyordu. Bu sayede kullarını, kudretleri karşısında boyun eğmeye mecbur bırakıyordu. Öyle ki, tanrı olduklarından şüphe etmek ve buyruklarına karşı çıkmak kafirlik anlamına geliyordu ve sapkınlığa düşenler şiddetle cezalandırılıyordu.

Celestis
Ori’ların,  gezegenle aynı adı taşıyan başkenti Celestis…

“Aydınlanma yolundan sapanlar imha edilmelidir!” – Başrahip Doci

Ori’ların başkenti, ana gezegenleriyle aynı adı taşıyan Celestis‘ti ve aynı zamanda bu kent, Ori Dini’nde de kutsal kabul ediliyordu. Ayrıca Celestis gezegeni, bölünüşten önce Ori ve Kadimler’e ev sahipliği yapmasıyla da biliniyordu. Dolayısıyla üzerinde köklü bir tarih ve kadim yapılar vardı. Öyle ki, içerisinde Ori’ların ikamet ettiği Aydınlanma Tapınağı ve “tüm kötülüklerin doğduğu yer” diye adlandırılan Ortus Mallum da burada yer alıyordu. Yine Hakikat Sandığı’nın saklanıldığı yer de burasıydı. Hâliyle bu durum, Celestis’i Stargate mitolojisinde önemli bir yer hâline getiriyordu. Gezegen üzerinde köyleri andıran küçük yerleşim birimleri vardı ve buralarda Ori’ya tapan topluluklar yaşıyordu. Öte yandan şehirde pek çok Ori rahibi de bulunuyordu ve buradaki halk sıkı kurallara tabiydi. Kısacası, Celestis için Ori Dini’nin örnek kenti demek mümkündü.

Tüm bunların yanı sıra, Aydınlanma Tapınağı şehrin kalbi konumundaydı. Burada, yükselişlerinin bir tezahürü olarak alev formuna bürünmüş Ori’lar ikamet ediyordu. Ayrıca Celestis, Ori’ların askeri üssü işlevini de görüyordu. Özellikle “kafirleri” yok etmek ya da dinlerini yaymak için giriştikleri cihatlar buradan organize ediliyordu. Hatta cihatta kullanılacak uzay gemileri, silahlar ve insan gücü de büyük oranda buradan devşiriliyordu. Dolayısıyla Ori’lar için Celestis, son derece stratejik bir konumdaydı. SG-1 ekibinin gezegenden haberdar olması ve buraya ilk gelişi İletişim Taşları (bedenler arası bilinç transferi sağlayan bir teknoloji) sayesinde gerçekleşti. Kazara iletişim taşlarını kullanan Dr. Daniel Jackson ile Vala Mal Doran, kendilerini ansızın bu gezegende buldu ve Ori tehdidini ilk fark eden de onlar oldu.

Ori gemisi ve Süper geçit
Süper Geçit’ten çıkan bir Ori savaş gemisi.

“Süper geçitler, içinden koca bir filoyu geçirebileceğiniz kadar büyük.” – Teal’c

SG-1 ekiplerinin Ori’ları fark etmesi, aynı zamanda Ori’ların da Dünya‘yı fark etmesiyle sonuçlandı. Özellikle bu gelişme, kendilerine tapınacak geniş çaplı topluluklar arayan Ori’ların iştahını kabarttı ve gözlerini Samanyolu’na dikmelerine neden oldu. Artık Ori’ların yeni hedefi bizim galaksimizdi. Ancak son derece gelişmiş gemileri, muazzam teknolojileri ve kendileri için şehit olmaya hazır ordularıyla Ori’lar, şimdiye dek karşılaşılan tüm düşmanlardan çok daha güçlüydü ve durdurulmaları da neredeyse imkânsızdı. Artık Samanyolu sakinlerinin önünde iki seçenek vardı: Ya Ori’ların kudretine boyun eğilecek ya da kendilerine karşı direnilecekti… Ne var ki, çeşitli türlerin bir araya gelerek oluşturduğu ittifak da Ori’ları durdurmaya yeterli değildi. Hatta Ori’lara karşı yürütülen bu mücadelede Çoğalıcılar’dan bile medet umuldu.

Ori’lar, Samanyolu’na yönelik ilk sömürü girişimlerini rahipleri aracılığıyla gerçekleştirdi. Aralarında Dünya’nın da olduğu çeşitli gezegenlere yollanan üstün güçlere sahip rahipler, verdikleri vaazlarla buralarda yaşayan uygarlıkları Ori Dini’ne davet ediyor ve itaate zorluyordu. Ancak rahiplerin Samanyolu’ndaki misyonerlik çabaları sonuç vermeyince, itaat etmeyen uygarlıkları ortadan kaldırmak gibi çok sert uygulamalara girişildi. Öte yandan, Ori’larla birlikte ilk kez Süper Geçit teknolojisiyle de karşılaştık. Süper Geçit, büyük uzay gemilerini bir yerden başka bir yere çok hızlı nakletmek amacıyla üretilmiş olan devasa boyutlara sahip bir geçit türüydü. Uzay boşluğuna konumlandırılan bu geçitler sayesinde Ori’ların Samanyolu’na askeri saldırılar düzenlemesi çok kolay bir hâle geliyordu.

Stargate Ori
Vala Mal Doran, rüyasında Ori tarafından hamile bırakıldığını görüyor.

“Ori, kendi türünden birini ortaya çıkarabilmek için beni kullandı.” – Vala Mal Doran

Ori’lar, dinsel fanatizm ve sahte tanrıcılık gibi kavramlar üzerine inşa edilmiş bir tür olarak tüm bilimkurgu yapımları arasında farklı bir yere sahipti. Daha önce de değinildiği gibi, Ori’ların katı uygarlık modelinin merkezinde Ori Dini vardı. Bu kurgusal dini yakından incelediğimizde, günümüzde milyonlarca insan tarafından inanılan Semavi dinlere bir gönderme niteliğinde olduğu anlaşılıyordu. Özellikle Ori’ların kutsal kenti olan Celestis de yine bu göndermeye bir örnekti. Zira Celestis, Kudüs‘ün eski adlarından biriydi. Fark edileceği üzere kutsal kitabı, tapınakları, yazılı törenleri, bayram günleri ve ruhban sınıfı olan bu din, aynı zamanda örgütlenme şekliyle de günümüz dinlerinin adeta bir kopyası gibiydi. Dinin kutsal kitabı olan Book of Origin (Köken Kitabı), geçmişe ilişkin etkileyici öyküler, menkıbeler, ibret verici olaylar ve inananlara yönelik buyruklar içeriyordu. Kısacası, kitapta yapılması ve yapılmaması gerekenler sıralanıyor, sözde aydınlanmaya giden yol anlatılıyordu.

Kimi türler bu Ori savsatalarına inanırken, kimi türler ise inanmamayı yeğledi ve kolaylıkla anlaşılacağı üzere inanmayanların sonu pek de mutlu bitmedi. Üzerlerine derhal bir Ori gazabı çöküverdi. Hastalandılar, istilalar ve kıtlıklarla burun buruna geldiler. Ori Dini’nin, semavi dinlerle olan söz konusu benzerlikleri bunlarla da sınırlı değildi. Kurtarıcı, şeytan, mucize, helak, kafirlik, cihat gibi kavramların yanı sıra, yoldan çıkmış halkların salgın hastalıklar ve böcek istilalarıyla cezalandırılması, yaralıların iyileştirilip ölülerin diriltilmesi gibi pek çok benzer uygulamaya da rastlamak mümkündü. Bunun da ötesinde, Vala Mal Doran’ın Ori tarafından hamile bırakılması ve bu hamilelikten Orici‘nin dünyaya gelmesi tümüyle Hristiyanlığa bir göndermeydi.

Orici
Ori ordularının yönetimini de üstlenen Orici.

Konuyu pekiştirmek adına bu dinin kutsal kitabından birkaç alıntı yapmak yerinde olacaktır:

“Ori kutsaldır. Ori’ın kudreti ezeli ve ebedidir. Ori’ya karşı harbedenler, inananları yoldan çıkarmakta merhamet göstermezler. Ori’dan değil, sizden hakikati saklayan ebedi karanlıktan korkun. Hakikate inananlar hak yolunu hep bulurlar. Ori her daim muzafferdir; bizi ebedi günaha mahkum eden şeytanla dövüşerek kurtuluşumuzu müjdelemiştir. O, batılı yenip sizlerden uzaklara kovmadı mı? Ve işte şimdi, bizi imanımızın gücüyle kafirlerin çürümüşlüğünden kurtulmaya çağırıyor. Kör olana acımayın, çünkü gürünenlere aldanıp gitmemiştir o; siz kendinize acıyın, zira kör, ışığı sizden önce görecektir. Hak yolundan çıkanların hepsi şeytana uymuştur. Hakikat, onu iki gözüyle görmek istemeyenlere gözükmez.”

Stargate SG-1, mitolojisine Ori gibi işlenmesi cesaret gerektiren bir türü dâhil ederek dinsel hoşgörü, hoşgörüsüzlük, fanatizm, bilimsel persfektif konularına güzel bir bakış açısı sunarken, başka bir olguya da parmak basıyordu. Bu da dinlerin yapısıydı. Dizi, yapı itibariyle dinlerin kötüye kullanılabileceğinin, yakıp-yıkma etkinliğinde bir bahane ve araç olarak görülebileceğinin gerçekliğine vurgu yaparak tüm dinlerin özündeki bu tehlikeyi fark etmemizi istiyor gibiydi. Öyle ya, İslam Mevlana’nın elinde “ne olursan ol, yine gel” iken; Taliban’ın elinde okula giden kız çocuklarının minik suratlarına kezzap dökme gerekçesine de dönüşebiliyordu. Bu ince anlatım tarzıyla Stargate SG-1, dinlerin özünde kötüye kullanılma potansiyeli taşıdığını, gerçek olmayabileceğini, birileri ya da bir kesim tarafından hegemonya aleti olarak kullanılabileceğini söyleyerek bilimkurgu dizileri arasında kendine çok farklı bir yer edindi. Sonuç olarak Ori, günümüz dinlerinin belirgin ve eleştirel bir temsili olarak karşımıza çıktı. Dizinin 9. sezonundan itibaren kurguya dâhil olan Orilar’ı etkisiz hâle getirmek içinse Hakikat Sandığı adlı bir Kadim teknolojisine ihtiyaç vardı. Bu süreç dizinin yayın ömrüne sığmadı ve ilk devam filmi olan Stargate: The Ark of Truth‘a taşındı. Zira söz konusu film, Ori ile olan savaşın sonunu anlatıyordu.

Yazar: İsmail Yamanol

Amatör bir düş gezgini, saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor.

İlginizi Çekebilir

mitoloji-astronomi-venus

Astronomi ve Mitoloji #4: Venüs

Güneş Sistemi’nin en sıcak gezegeni Venüs, mitolojilerde aşk ve güzellik tanrıçalarının sembolüdür. Venüs’ün yeryüzünden gözlemlenen …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin