bilimkurgu kulubu

Dizi stargate-sg-1

Tarih: 19 Aralık 2020 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Unutulmaz 10 Stargate SG-1 Bölümü

Gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu dizilerinden biri olan Stargate SG-1, yarattığı kendine özgü mitolojisiyle türü seven herkesin gönlünü fethetmeyi başardı. Antik Mısır’ın kadim mitolojisiyle bilimkurgunun şaşırtıcı, baş döndürücü ve ilham verici anlayışını harmanlayan yapım, 1994 tarihli Stargate filminden aldığı mirası tam 10 sezonluk engin bir maceraya dönüştürdü. Solucan delikleri, paralel evrenler, zaman yolculukları, hayal aşırı varlıklar, akıl sır ermeyen teknolojiler, muazzam savaşlar ve destansı ittifaklar…

Stargate SG-1, baştan sona iştahla izlenebilen bir dizi ve dolayısıyla bölümleri arasında sıralama yapmak pek de kolay değil. Buna rağmen kimi bölümleri var ki, izleyenin belleğinde bıraktığı kalıcı izler sayesinde unutulmazlar listesine girmekte zorlanmıyor. Bu yazımızda, dizinin toplam 214 bölümü arasından en unutulmaz 10 tanesini listelemeye ve Stargate SG-1 mitolojisindeki önemini vurgulamaya çalıştık. O halde ne duruyoruz? Haydi başlayalım…

Children of the Gods (1×01-02)

Jaffa

Children of the Gods, Stargate filminden aldığı mirası 10 sezonluk koca bir destana dönüştüren Stargate SG-1’ın pilot bölümü. Bir nevi yangını başlatan kıvılcım. Ayrıca dizinin gideceği yönü ve üzerinde yükseleceği mitolojiyi göstermesi bakımından da hayati önem taşıyor. İnsanlık, Yıldız Geçidi sisteminin yalnızca Dünya-Abydos gezegenleriyle sınırlı olmadığını ve aslında tüm galaksiyi kapsadığını fark ediyor. Bu da dizimizin her bölümde bizleri bambaşka gezegenlere konuk edeceği ve maceradan maceraya koşturacağı anlamına geliyor.

Başlangıç filminden anımsanacağı üzere, Mısır’ın Giza Platosu’nda keşfedilen dünya dışı cihaz çalıştırılmış ve küçük bir askeri ekiple birlikte Abydos gezegenine yolculuğa çıkılmıştır. Ne var ki Abydos’un Eski Mısır uygarlığını andıran yerli halkı, aslında bir uzaylı olan Tanrı Ra tarafından köleleştirilmiştir. Zorlu bir dolu mücadelen sonra Ra yenilgiye uğratılmış ve yerli halk da özgürlüğüne kavuşturulmuştur. Ancak sonrasında Dünya’ya dönen ve emekliliğe ayrılan Albay Jack O’Neill, Yıldız Geçidi Komutanlığı’na yapılan bir saldırı nedeniyle göreve geri çağrılır. Zira Ra ve adamlarını andıran bir grup uzaylı, Yıldız Geçidi’nden gelerek komutanlığa saldırmıştır. Artık yeni bir ekip oluşturmaktan ve orada neler döndüğünü araştırmaktan başka çare kalmamıştır.

 The Torment of Tantalus (1×11)

stargate Catherine Langford

Hem Yıldız Geçidi cihazının tarihine hem de ikonik karakterlerden Catherine Langford‘un geçmişine ayna tutan The Torment of Tantalus, ilk sezonun unutulmaz bölümlerinden. Ayrıca sunduğu bilgilerle Stargate mitolojisi açısından da büyük öneme sahip. Çünkü Kadimler, Asgardlar, Noxlar ve Furlingler’den oluşan Dörtlü İttifak’ın izlerine ilk kez bu bölümde rastlıyoruz.

Arşiv incelemeleri sırasında Daniel Jackson, 1940’lı yıllarda Yıldız Geçidi üzerinde birtakım deneyler yapıldığını ve bu deneyler sırasında Catherine Langford’un eski nişanlısı Ernest Littlefield’ın bir test yolculuğuna çıkartıldığını fark eder. Ancak Littlefield bir daha geri dönememiş ve yetkililer tarafından kayıtlara ölü olarak geçirilmiştir. Durumun ciddiyetini kavrayan SG-1 ekibi, peşine Catherine Langford’u da takarak Ernest Littlefield’ı bulmak ve eğer yaşıyorsa Dünya’ya getirmek için maceraya atılmakta gecikmez.

Wormhole X-Treme! (5×12)

İlk olarak 4. sezon bölümlerinden Point of No Return’da tanıma fırsatına eriştiğimiz Martin Lloyd bir kez daha karşımıza çıkıyor ve yine ekibimizi eğlenceli bir maceraya sürüklemekte gecikmiyor. Dünya’ya yaklaşmakta olan uzay gemisinin Martin ve arkadaşlarına ait olduğunu anlayan SG-1 ekibi, olayın ardındaki sır perdesini aralayabilmek için Martin’in peşine düşer. Ancak geçmişini hatırlamayan ve Wormhole X-Treme! adlı bir televizyon dizisinin yaratıcı yapımcılığını yürüten Martin’in peşinde sadece SG-1 ekibi yoktur.

Stargate SG-1’ın 100. bölümü olan Wormhole X-Treme!, olabildiğine eğlenceli ve parodik. Özellikle milyonlarca hayranı olan bir yapımın kendisiyle dalga geçebilme cesareti göstermesi kesinlikle övülmeyi hak ediyor. Üstelik Stargate SG-1’ın mutfağında yer alan birçok kişiyi de ekranda görme fırsatı yakalıyoruz. Kısacası Wormhole X-Treme!, gırgır ve şamatanın Stargate literatüründeki karşılığı. Gülmeye hazır olun!

 The Fifth Race (2×15)

Sonda verilerine dayanarak Dörtlü İttifak’a dair iz bulduğunu düşünen SG-1 ekibi, derhal P3R-272 gezegenine bir keşif seferi düzenler. Gelgelelim incelemeler sırasında Jack O’Neill, kazara Kadimler’e ait olduğu anlaşılan bir cihaza maruz kalır. Apar topar görevi yarıda bırakıp Dünya’ya dönen ekibimiz, çok geçmeden Jack O’Neill’da birtakım değişimler gözlemleyecek ve zamanla yarışa girmek zorunda kalacaktır.

The Fifth Race, daha önce Thor’s Hammer adlı 1. sezon bölümünde karşılaştığımız Asgardlar’ı hem yakından tanımak ve hem de onları kendimize müttefik edinmek adına Stargate mitolojisinin kilometre taşlarından biri. Öyle ki Tau’ri, Asgard gibi güçlü bir müttefik kazanarak galaksideki söz hakkını pekiştirmiş; dosta güven, düşmana korku salma noktasında önemli bir adım atmıştır.

Lost City (7×21-22)

SG ekipleri, ilk olarak The Fifth Race bölümünde keşfedilen Kadimler’e ait bilgi deposunun bir benzeriyle karşılaşır. Gelişmiş Kadim uygarlığının tüm bilgi birikimini beyne aktarabilen bu cihaz, önemli olduğu kadar da tehlikelidir. Zira beyne aktarılan bunca bilgi bir insanın sinir sistemini alt üst etmeye yetmektedir. Efsanevi Kayıp Şehir’in peşinde olan SG-1, Anubis’in eline geçmeden cihazı söküp Dünya’ya götürmeyi amaçlar. Ancak Anubis’in saldırısı başlayınca Jack O’Neill’ın bir kez daha riske girmekten ve Kadim kütüphanesini beynine indirmekten başka çaresi kalmaz. Artık ekibimiz, bir yandan O’Neill’ı kurtarmak diğer yandan da Anubis’in topyekûn saldırısına karşı koymak zorundadır.

Stargate Atlantis dizisine zemin hazırlaması için kurgulanan Lost City, normalde Stargate SG-1’ın da final bölümü olarak planlanmıştı. Neyse ki Stargate SG-1’in popülerliğinin artması ve kadrosundaki sürpriz değişiklikler sonucu manzara değişti. Hiç hesapta yokken SG-1’ın sekizinci sezonuyla birlikte Stargate Atlantis’e de start verildi. Fena da olmadı. Zira bu iki dizi üç sezon boyunca eş zamanlı olarak ekranlara geldi ve deyim yerindeyse Stargate hayranlarına tam bir şölen yaşattı.

 Moebius (8×19-20)

“Yıldız Geçidi’nin Annesi” Catherine Langford yaşamını yitirmiş ve hayatı boyunca topladığı eserleri oğlu gibi sevdiği Daniel Jackson’a miras bırakmıştır. Eserleri incelemeleri sırasında Jackson, yazıtların birinde Ra ile yapılan törenlerde bir Sıfır Noktası Modülü olduğunu fark eder. Ekip modülü ele geçirmek için zamanda yolculuk yapmalı ve Ra’nın Dünya’ya hükmettiği çağlara geri dönmelidir. Ekibimiz Sıfır Noktası Modülü’nü ele geçirmeyi başarır, ancak geri dönme planları suya düşer. Yapabilecekleri tek şey, geleceğe bir mesaj bırakmaktır. Elbette bu zamansal müdahale geleceğin de değişmesine yol açacaktır.

Başlangıç filminden tanıdığımız ve sonrasında Goa’uld İmparatorluğu’nun Baş Lord’u olduğunu öğrendiğimiz Ra’yı bir kez daha kanlı canlı karşımıza çıkaran Moebius, bilimkurguda zaman yolculuğundan hoşlananlar için tadına doyum olmayan bölümlerden biri.

Heroes (7×17-18)

Yıldız Geçidi Komutanlığı’nda neler “döndüğüyle” ilgili belgesel hazırlaması için özel olarak görevlendirilen Emmett Bregman’ın gelişi, SG-1 ekibi ve General Hammond başta olmak üzere tüm üs personelini rahatsız eder. Ancak her şeye burnunu sokmaya kararlı olan ve ukalalığı ile milleti kendinden bezdiren Bregman, aslında burada büyük bir fedakârlık yaşandığını fark edecek, insanlığın özgürlüğü adına ölümle burun buruna yaşayanların sergilediği cesaret karşısında saygı duymayı öğrenmek zorunda kalacaktır.

Heroes, Stargate görevlerinin ardında yatan trajedi ve adanmışlığa ayna tutan unutulmaz bölümlerden biri. Hayatları pahasına orada bir yerde Dünya’yı yutmak için bekleyen canavarlara karşı mücadeleye girişen isimsiz kahramanlara düzülmüş duygusal bir methiyeye hazır olun. Heroes sizi gururlandıracağı kadar hüzünlendirecek de…

Point of View (3×06)

Paralel evrenler ve gerçeklikler, Stargate SG-1 dizisinin olmazsa olmazları arasında. İşte Point of View da böylesi bir kurguyla karşımıza çıkıyor ve bizleri 45 dakikalık tadına doyum olmaz bir maceranın kucağına bırakıyor. Dahası, birine bile doyum olmazken iki tane birden Samantha Carter bahşetmesiyle de gönlümüzü çalmakta hiç zorlanmıyor.

İlk kez There But For the Grace of God bölümünde karşılaştığımız ve paralel evrenler arasında ulaşım sağladığını anladığımız gizemli aynadan ansızın Samanha Carter ve Charles Kawalsky çıkagelir. Kendi evrenlerinde Dünya Goa’uldlar’ın saldırısına uğrayıp köleleştirilmiş ve onlar da çareyi bizim gerçekliğimize sığınmakta bulmuşlardır. Ancak kısa bir süre sonra paralel Carter’ın varlığı bozunuma uğramaya başlar. Çünkü fizik yasaları, aynı gerçeklikle iki farklı Carter’ın var olmasına izin vermemektedir. Bunun üzerine ekibimizin, Goa’uld’un saldırısına uğrayan gerçekliğe gitmekten ve bu istilayı sona erdirmekten başka şansı yoktur. Ancak bu sandıkları kadar kolay olmayacaktır.

Lifeboat (7×06)

Bir karaktere bile bürünmek yeterince zorken, onlarca karakteri eş zamanlı canlandırmanın ne denli çaba ve ustalık gerektirdiğini tahmin edebilirsiniz. Böylesi bir oyunculuk yükünün altından kalkmasını bilen Michael Shanks, kuşkusuz bölümün unutulmazlar arasına girmesindeki en büyük pay sahibi.

Bir karanlık yıldızın sistemlerine girmesi sonucu kendilerini derin uykuya yatırıp yuvalarından kaçmak zorunda kalan Talthus sakinlerinin uzay gemileri, kaza sonucu kurak bir gezegene düşmüştür. Enkazı incelemek üzere gezegene giden ekibimiz, geminin içinde araştırmalarını sürdürürken bir enerji patlaması sonucu yaralanır. Sonradan anlaşılır ki, bedenleri ölen bir düzine Talthuslunun gemi matriksinde asılı kalan bilinçleri, son bir umutla Daniel Jackson’ın beynine indirilmiştir. Artık beyninde birbirinden farklı insanların bilinçlerini taşıyan Jackson’ı çoklu kişilik bozukluğunun amansız sancıları beklemektedir.

Window of Opportunity (4×06)

Birçok Gater’a göre Window of Opportunity, dizinin açık ara en eğlenceli bölümü olmayı sürdürüyor. Bir zaman döngüsünde sıkışıp kalmanın doğurabileceği insan psikolojini yansıtmadaki başarısı bir yana, işin mizahi tarafına yoğunlaşmadaki ustalığı da takdire şayan. Düşünün, eğer 10 saatlik bir zaman dilimine sıkışıp kalsaydınız ve o 10 saati sürekli yeni baştan yaşayıp dursaydınız ne yapardınız? Peki ya bu döngünün nedenini anlamak ve nasıl sona erdirileceğini bulmak için söz konusu 10 saati belki aylar ve hatta yıllar boyunca yaşamak zorunda kalmaya ne kadar katlanabilirdiniz?

Yıldızındaki anomaliyi araştırmak için P4X-639 gezegenine giden SG-1 ekibi, burada yabancı bir arkeoloğun antik bir cihaz üzerinde çalışmalar yürüttüğünü görür. Ancak olayı anlamaya çalışan Jack O’Neill ve Teal’c, antik cihazın yarattığı bir ışın demetiyle vurulurlar ve kendilerini ansızın 10 saat öncesine dönmüş halde bulurlar. Daha da kötüsü, onlar dışında kimsenin 10 saatlik bir döngüye hapsolduklarından haberi yoktur. Döngüler arttıkça delirme noktasına gelen ikilimiz, bir süre sonra “bu böyle gitmez” diyerek işi gırgıra vurmaya başlayacak ve ortaya da unutulmaz komiklikler çıkacaktır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…