bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 31 Temmuz 2020 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Unutulmaz 10 Star Trek Bölümü

Gene Roddenberry’nin yarattığı ve Türkiye’de Uzay Yolu adıyla bilinen Star Trek dizisi, 1966 yılında televizyonda ilk kez yayımlanmasından itibaren zamanla dünya çapında büyük bir kültürel fenomene dönüştü. Uzay Yolu dizisi ırkçılık, emperyalizm, savaş karşıtlığı, insan hakları vb. çeşitli politik ve sosyal konularda dönemine göre savunduğu ilerici pozisyonu ve yer verdiği bazı kurgusal teknolojilerin sonradan gerçekten icat edilmesiyle hiç şüphesiz bilimkurgu türünün zirvedeki yapıtlarından biri. Türkiyeli izleyiciler de, yerli bilimkurgu tarihimizde önemli bir yere sahip, değerli oyuncu Sadri Alışık’ın yer aldığı 1973 yapımı “Turist Ömer Uzay Yolunda” filmini (Film, dizinin birinci sezon ilk bölümü “Man Trap” – “İnsan Kapanı”nı esas almıştır) hemen anımsayacaktır.

23. yüzyılda geçen dizide, insanlık çoktan uzaya açılıp diğer galaksilerdeki uzaylı türlerle barışçıl ve ütopik bir federasyon kurmuştur. Atılgan uzay gemisiyle (USS Enterprise) her bir bölümünde uzayın farklı bölgelerine gidip orada yaşayan uygarlıklarla karşılaşan mürettebatın başından geçen maceralar salt aksiyon dolu değil, etik ve felsefi açıdan da yoğun bir içeriğe sahip. Açılıştaki şu cümleleri ezbere bilmeyen bir “Trekkie” sanırız yoktur:

“Uzay, son sınır. Bunlar yıldız gemisi Atılgan’ın seyahatleridir. Beş yıllık görevi yeni tuhaf dünyaları keşfetmek, yeni hayat ve yeni uygarlıklar aramak, daha önce hiçbir insanın gitmediği yerlere cesurca gitmektir.”

Elbette bu keşif seferleri öyle kuralsız değildir, karşılaşılan uzaylı uygarlıkların iç işlerine karışmayı ve teknoloji transferini yasaklayan “Prime Directive” adlı, Federasyon’un birincil yönergesinin doğrultusunda temas kurmak zorundadırlar. Çünkü Federasyon, eğer bir uygarlık henüz yeterli etik gelişimi göstermeden üstün teknolojiye maruz kalırsa bunu silahlaştırarak kendi kendisini yok etmesinden ve diğerleri için de tehlikeli olmasından çekinmektedir.

1966-1969 yılları arasında gösterilen üç sezonluk orijinal serinin (TOS) ardından 1987-1994’te “The Next Generation”, 1993-1999’da “Deep Space Nine”, 1995-2001’de “Voyager” ve 2001-2005’te yayımlanan “Enterprise” ek dizileri ile genişleyen Uzay Yolu evrenine ait gösterimi halen devam eden iki adet dizi bulunmakta: “Discovery” ve “Picard”. Uzay Yolu evreni elbette bu dizilere ek olarak sayısız film, animasyon, roman ve çizgi romanla da zaman içinde bir hayli zenginleşti.

Uzay Yolu orijinal serisini çeken yaratıcı beyinler, dizideki üst düzey komuta ekibindeki karakterlerde farklı milletlerden temsillere yer vererek gelecekte etnik farklılıkların ayrımcılık unsuru olmadığı, harmoni içindeki bir dünyayı hayal ettiklerini ilan ediyorlardı. Bu karakterler arasında en ön plana çıkanlar, Atılgan uzay gemisinin cesur, yakışıklı ve kıvrak zekalı kaptanı Kirk (William Shatner), kusursuz mantığı ve kulaklarının fiziksel görüntüsüyle hafızalara kazınan Vulcan gezegeninden bilim subayı Mr. Spock (Leonard Nimoy), çabuk yükselen duyguları yüzünden Mr. Spock ile sürekli çatışan Doktor Leonard McCoy (DeForest Kelley), Afrika Birleşik Devletlerinden iletişim subayı Uhura (Nichelle Nichols), pratik teknik dehasıyla şef mühendis Scott (James Doohan), çekik gözleri ile Asya uluslarını temsil eden Sulu (George Takei) ve o yıllarda ABD-SSCB arasındaki Soğuk Savaş’a rağmen Roddenberry’nin dizide kendisine yer vererek barış mesajı verdiği, gemide navigasyon subayı olarak görev yapan Rus karakter Chekov (Walter Koenig) idi.

İşte bu yazımızda, yayımlandığı dönemde çığır açan Uzay Yolu dizisi orijinal serisinin (TOS) unutulmaz 10 bölümünden bahsedeceğiz. Serinin tamamının an itibariyle Netflix’te mevcut olduğunu ve bölüm isimlerinin İngilizcelerinin yanlarında Netflix’te sunulduğu haliyle Türkçelerine yer verdiğimizi hatırlatalım.

Not: Yazının devamı spoiler içermektedir.

10- Arena (Arena: Ölümüne Kavga)

Amerikalı yazar Fredric Brown’ın 1944’te Astounding Science Fiction dergisinde yayımlanan “Arena” aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan bu efsanevi birinci sezon on sekizinci bölümde, Kaptan Kirk gemisini kurtarmak için reptilyan görünümlü bir uzaylı ırka ait geminin kaptanı Gorn ile ölümcül bir kavgaya girmek zorunda kalır. Çünkü olayların gerçekleştiği kayalık çöl gezegeninin sahibi Metronlar adlı uygarlık bir şart öne sürmüştür: Dövüşün sonunda kazanan kaptan gemisiyle beraber güven içinde gidebilecek ama yenilen kaptanın gemisi yok edilecektir. Birbirleriyle dövüşürken sadece gezegende bulunan nesneleri kullanmalarına izin vardır, yani gelişmiş bir silah kullanmaları yasaktır.

Kaptan Kirk, kendisinden fiziksel olarak çok daha güçlü olan Gorn’u sonunda zekasıyla alt eder ama onu öldürmek yerine Gorn’un hayatını bağışlar. Düşman bir ortamda hayatta kalma, birbirine yabancı türlerin iletişimi, savaşta bile merhamet gibi konuları işleyen bu bölüm, Metronların insanlar hakkındaki “Halen yarı vahşisiniz, ama gene de umut var” tespitiyle son buluyordu. Arena, listemizde orijinal serinin en iyi bölümleri arasında onuncu sırada.

9- Journey to Babel (Rotamız Babel)

Dizinin bu ikinci sezon onuncu bölümünde, Uzay Yolu evreninde Federasyonu oluşturan bazı ana uygarlıklarla ve Mr. Spock’ın ailesiyle ilk kez tanışıyoruz. Federasyondaki farklı uzaylı uygarlıkların (Andorya, Tellarite, Vulcan vb.) büyükelçileri, ışıktan hızlı hareket etmeyi sağlayan warp sürücülerinde kullanılan ve oldukça değerli olan dilityum kristalleri bakımından zengin ama nüfusu az, dolayısıyla korunmaya muhtaç bir gezegenin Federasyona katılmasını görüşmek üzere Atılgan uzay gemisiyle Babel gezegenine doğru gitmektedir. Bu esnada büyükelçilerden birinin öldürülmesi, mizaç bakımından ve ideolojik açıdan farklı uygarlıkları temsil eden büyükelçiler arasında şüphe tohumlarını eker. Aralarında haklı olarak, Federasyonu zayıflatmayı amaçlayan bir ajan provakatör olduğunu düşünmektedirler.

Bölüm, baba tarafından Vulcanlı ama anne tarafından insan olan Mr. Spock’ın babası Sarek ile kişisel çatışmasına yer vermesi itibariyle de çok anlamlı. Sarek’in, oğlu Mr. Spock’a onun arzusunun hilafına Vulcan Bilim Akademisi yerine Federasyon’a katılmasından ötürü kızgın olduğunu ve Mr. Spock’ın bu tercihinin baba-oğul arasında yıllardır bir duvar ördüğünü öğreniyoruz. “Rotamız Babel”, Mr. Spock’ın ailesiyle olan çalkantılı ilişkisine ve Uzay Yolu Evreninde Federasyonu oluşturan farklı uzaylı uygarlıkların fiziksel görüntülerine yer vermesi itibariyle serinin önemli bir bölümü olarak listemizde dokuzuncu sırada yer alıyor.

8- The Doomsday Machine (Mahşer Günü Silahı)

Serinin aksiyon dozu yüksek ve orijinal müzikleriyle dikkat çeken bu ikinci sezon altıncı bölümünde, Atılgan mürettebatı diğer bir Federasyon yıldız gemisi olan “Constellation”ın (Takım Yıldız) yolladığı yardım sinyalinin izini takip ederken, önüne çıktığ herşeyi yutan, devasa bir “Gezegen Yiyen” makineyle karşı karşıya geliyor. “The Doomsday Machine” – “Mahşer Günü Silahı”nın, anti-protonlar kullanarak parçaladığı gezegenlerden arda kalanları yakıt olarak kullanan bir ölüm makinesi olduğunu öğreniyoruz.

Bu silah, Constellation’a da büyük zarar vermiş ve geriye sadece geminin kaptanı Matt Decker kurtulmuştur. Atılgan’a sağ salim ışınlanan Decker’ın akli dengesi, yaşadığı travma sonucu büyük hasar almıştır ve mantıklı düşünme ve davranma yetisini kaybetmiştir. Mürettabatını korumak için tamamını yakındaki bir gezegene ışınladığı halde, Mahşer Günü Silahı o gezegeni parçalayarak yuttuğundan, bütün mürettebatı da hayatlarını kaybetmiştir. Onların ölümlerine –bilmeden- neden olduğu için duyduğu ağır vicdan azabından ötürü, Mahşer Günü Silahını yok etmek için ne gerekiyorsa yapılmasını istemektedir, Atılgan’ın doğrudan bu silaha saldırması dahil. Fakat Decker’ın emir komuta zincirini suistimal ederek Atılgan ekibine bu dev makineye saldırı emrini vermesi, Atılgan’ın akibetinin de Constellation gibi olması riskini doğurur. Sonunda, başarısızlığı hazmedemeyen Decker, Atılgan’dan kaçırdığı bir uzay mekiğiyle Mahşer Günü Silahının ağzına doğru bir intihar eylemi düzenler ve beklendiği üzere uzay mekiği parçalanıp yok olarak Decker kendisini de feda eder.

Bu küçük patlamanın, Mahşer Günü Silahının güç çıkışında çok ufak da olsa bir azalmaya yol açtığını Sulu’nun bilgilendirmesiyle fark eden Kaptan Kirk, bu sefer Constellation’a kendisini ışınlatarak Hidrojen bombalarını gemiye yerleştirir. Amacı, Dev Makine tam Constellation’ı yutacakken bu bombaları geri sayımla ateşlemek ve 30 saniyelik aralıkta ışınlanarak Atılgan’a geri dönmektir. Kaptan Kirk geri sayımı başlatır, ama ışınlama esnasında bir arıza gerçekleşir. Kaptan Kirk ölümle kalım arasındadır, tik takların gösterdiği süre azalırken şef mühendis Scott, tam son anda ışınlama arızasını giderir. Böylece Kaptan Kirk Atılgan’a tek parça dönebilmiştir. Mahşer Günü Silahı da, Kirk’in Constellation’a konuşlandırdığı Hidrojen bombalarının infılak etmesiyle yok olur. Atılgan ekibi, eğer başarılı olmasalardı tek tek önüne çıkan bütün gezegenleri parçalayıp yutarak Kıyamete yol açacak bu korkunç otomatik silahtan uzayı kurtarmışlardır. Ama o engin boşlukta, acaba başka benzer Makineler var mıdır? Ve gezegenleri bile parçalayan böylesi bir ölümcül silahı hangi uygarlık inşa etmiştir? Listemizin sekizinci sırasında yer alan dizinin bu bölümü, izlendikten sonra akılda bu soruları asılı bırakmaktadır.

7- Balance Of Terror (Güç Dengesi)

Dizinin bu birinci sezon on dördüncü bölümünde, Uzay Yolu kurgusal evrenindeki en önemli ırklardan biriyle ilk kez karşılaşıyoruz: Romulanlar. Federasyonun ileri karakol üslerinden birisi ile iletişimin kopması sonucu Atılgan mürettebatı üssün bulunduğu bölgeye giderler. Burası, Romulan tarafsız bölgesinin hemen yakınındaki bir alandır. Bu tarafsız bölge Romulanlar ve Dünya –yani insanlar- arasındaki savaşı bitiren ve 100 yıldır yürürlükte olan barış anlaşması şartları gereğince tesis edilmiştir. Fakat o zamanlarda iki taraflı görsel iletişim –nedense- mevcut olmadığından, Romulanların fiziksel özellikleri hakkında Atılgan ekibinin elinde hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Atılgan bu tarafsız bölgedeyken ileri karakol üslerinden biri yok edildiğinde, saldırıyı düzenleyen ama görünmezlik cihazı (cloaking device) kullandığından görülemeyen gemi ile temasa geçilir ve oldukça şaşırtıcı şekilde Romulanların Vulcanlıların fiziksel görünümünde olduğu anlaşılır.

Mr. Spock’ın acaba bir Romulan casusu olup olmadığına dair ekip içinde şüphenin doğmasıyla heyecan dozu bir an iyice yükselen bölümde, sonunda Atılgan’ın üstün manevra gücü karşısında Romulan gemisi yenilir. Fakat Romulanların muazzam gururları yüzünden, teslim olup esir düşmektense kendi gemilerini havaya uçurarak adeta harakiri yaparlar. Romulanların, uzak geçmişte Vulcanlılarda egemen olan yeni barışçıl hayat görüşünü kabul etmeyerek onlardan ayrılan ve Vulcanlıların antik savaşçı felsefesini devam ettiren muhalif bir kavim olduğunu öğreniriz. Uzay Yolu mitolojisinde Romulanları ve sadece radarda değil gözle de görünmemeyi sağlayan “cloaking” teknolojisini tanıtmasıyla serideki en önemli bölümlerden biri olan “Güç Dengesi”, listemizin yedinci sırasında yer almakta.

6- The Devil In The Dark (Karanlıktaki Şeytan)

Mr. Spock’ı canlandıran ünlü oyuncu Leonard Nimoy, “Star Trek’in 50 Yılı” adlı belgeselde dizinin bu birinci sezon yirmi beşinci bölümüne dair şunları söylüyor:

“Karanlıktaki Şeytan, bilinmeye karşı duyulan korku, insanın hakkında hiçbirşey bilmediği birşeyden nasıl korkup hatta nefret edebildiği, düşman bellenenin gerçekte düşman olmadığının fark edilmesi gibi konuları işleyen muhteşem bir bölümdü.” Kaptan Kirk’i canlandıran William Shatner da anılarında kendisinin en favori bölümünün Karanlıktaki Şeytan olduğunu şu sözlerle aktarıyor: “Heyecan verici, insanı düşünceye sevk eden ve zeka içeren bu bölüm, Star Trek’i Star Trek yapan bütün muhtevaya sahip.”

Bu bölümde, Atılgan mürettebatı bir maden kolonisi gezegeninde madencilerin gizemli ölümlerinin sebebini araştırmak için gezegene iniş yapar. Burada silikon esaslı, Horta adlı bir yaşam formuyla karşılaşırlar. Madencileri bu Horta adlı iri canlı öldürmektedir. Başlangıçta vahşi bir yaratık olduğunu düşünürler ama Mr. Spock Horta ile telepatik iletişime geçtiğinde, onun muazzam bir mantığa sahip akıllı bir tür olduğunu, 50.000 yıllık yaşam çevrimi bitmek üzereyken sadece yumurtalarını korumak için madencilere saldırdığını öğrenir. Madenciler, Horta’nın yumurtalarını onların yumurta değil sıradan taş olduğunu zannetiklerinden kazılar esnasında bilmeden kırmışlardır. Sonunda, Doctor McCoy Horta’nın yaralarını tedavi eder. Bundan böyle kolonide madenciler Horta ile karşılıklı dayanışma içinde yaşayacaklardır. Bu enfes bölüm, listemizin altıncı sırasında yer alıyor.

5- The Trouble With Tribbles (Tribble Sorunu)

Eğer bir “tribble”ı çok fazla beslerseniz ne olur, biliyor musunuz? Şişman bir tribble mı? Hayır, yanılıyorsunuz. Son derece aç bir sürü minik tribble! Dizinin bu ikinci sezon on beşinci bölümünde yer alan minnoş, tüy yumağı ve peluş kıvamında son derece şirin “tribble” adlı yaratıkları unutmak hiç mümkün mü?

Atılgan mürettebatı, derin uzaydaki K-7 uzay istasyonunda bir dünya kolonisi için transfer edilecek tahıl stokuna Klingonların sabotaj düzenleyebileceğinden şüphelenmektedir. (Bilindiği üzere Klingonlar, Uzay Yolu evreninde agresif mizaçları ve savaşçılıklarıyla ünlü uzaylı bir tür.) İstasyondalarken Uhura oradaki bir satıcıda görüp çok beğendiğinden tek bir adet tribble satın alır ve gemiye getirir. Fakat bu tribble adlı canlıların yemek yedikçe hızla bölünüp çoğaldığı ve her bir yeni doğan tribble’ın da son derece aç olduğu kısa sürede anlaşılır. Atılgan gemisinin her tarafı bu tribble adlı canlılarla dolmuştur ve durum gittikçe başa çıkılmaz bir hal almaktadır. Fakat her şer gibi görünün şeyde bir hayır vardır deyişini akla getirircesine, Klingonların tahıl stokuna yaptığı sabotajı da bu obur tribble’ların sayısındaki kontrolsüz artış engellemiştir. Tribble Sorunu, Star Trek orijinal serisinin en iyi bölümleri listemizin beşinci sırasında.

4- Amok Time (Cinnet Zamanı)

Dizinin bu ikinci sezon ilk bölümü, Mr. Spock’ın anavatan gezegeni Vulcan’da geçmekte. Vulcan kültürüne ve yaşam tarzına dair yeni bilgiler edindiğimiz bu bölüm, Mr. Spock’ın Vulcancada “pon farr” denilen, yedi yılda bir her Vulcanlı erkeğin yaşadığı çiftleşme döngüsüne girmesiyle başlıyor. Mr. Spock’ın gezegeni Vulcan’a dönüp evleneceği bir partner bulmazsa sekiz gün içinde fizyolojik olarak öleceğini öğreniriz.

Bu sırada Atılgan uzay gemisi, başka bir gezegene acilen gitmesi gerektiğini emrini alır. Eğer Kaptan Kirk bu emre uyarsa, Vulcan’a gitmekte geç kalacakları için aynı zamanda Kaptan Kirk’in en iyi arkadaşı olan Mr. Spock ölecektir. Kaptan Kirk, Mr. Spock’tan gizli olarak emre karşı gelir ve geminin rotasını Vulcan’a çevirir. Böylece Vulcan’da gerçekleşecek Mr. Spock’ın düğün seremonisine Kaptan Kirk ve Doktor McCoy da katılacaktır. Vulcan geleneklerine göre ileride evlenecek Vulcanlılar çocukluktan itibaren birbirine bağlanmıştır (tıpkı bizdeki beşik kertmesi gibi) ve Mr. Spock’ın da seçilmiş eşi bellidir: T’Pring adlı güzel ve güçlü Vulcanlı kadın. T’Pring yanında Stonn adlı safkan bir Vulcanlıyla gelir (daha önce bahsettiğimiz üzere Mr. Spock yarı Vulcanlıdır) ve Mr. Spock gibi bir melez yerine aslında onunla evlenmeyi arzu etmektedir. Bu yüzden, yine Vulcan geleneklerine göre hakkı olduğu üzere bir “kal-if-fee” talep eder, yani Mr. Spock eğer T’Pring ile evlenmeyi istiyorsa önce onun belirlediği bir rakiple dövüşüp onu yenmesi ve öldürmesi, böylelikle T’Pring’e layık güçte bir erkek olduğunu ispatlaması gerekmektedir. Peki T’Ping Mr. Spock ile ölümüne dövüşmesi için rakip olarak kimi mi seçer? Kaptan Kirk’i.

Bir Vulcanlı da olsa hormonlarının etkisindeki Mr. Spock ebedi dostu ile kıran kırana bir dövüşe başlar. Bu dövüş esnasında Vulcan kültüründeki bazı geleneksel silahları da izleyiciler olarak görürüz. Kavgayı Mr. Spock kazanarak Kaptan Kirk’i öldürür –daha doğrusu Doktor McCoy’un bir hilesi sayesinde onu öldürdüğünü sanmaktadır.- En iyi dostunu kaybettiğinin ayırdına varmasıyla Mr. Spock’ı esir alan “pon farr” ruh hali kaybolur ve T’Pring üzerindeki hakkından vazgeçtiğini açıklar. T’Pring böylelikle geleneklere karşı gelmeden beşik kertmesi Mr. Spock ile evlenmekten kurtulmuş olur, zaten Kaptan Kirk’i ona rakip olarak seçerken de kafasında bu mantığı kurduğunu öğreniriz. Vulcan ritüellerinin erotik ve egzotik yanlarını bize gösteren bu eşsiz bölüm listemizin dördüncü sırasında yer almakta.

3- Mirror, Mirror (Ayna, Ayna)

Dizinin bu ikinci sezon dördüncü bölümünde, şiddetli bir iyon fırtınası (evet, bilimkurgu eserlerde zaman zaman hep böyle “iyon fırtınaları” olur) uzay-zaman dokusunda bir yarılmaya yol açmıştı. Kaptan Kirk, Doktor McCoy, Scott ve Uhura dilityum kristallerinin ticaretiyle ilgili bir görevden geri dönerken ışınlama esnasında bu fırtına yüzünden bir arıza yaşanır ve ekip kendisini paralel bir evrende bulur. Kısa sürede bu paralel evren gerçekliğinde Federasyon yerine şeytani bir “Terra” (Dünya) İmparatorluğunun egemen olduğunu öğrenirler.

Bu evrendeki Kaptan Kirk despot bir tirandır, Mr. Spock ise top sakallı meşum bir tip! Rütbede yükselmenin suikast yoluyla gerçekleştiği bu karanlık paralel evrende, bir yandan hayatta kalmaya uğraşırken bir yandan da Mr. Spock’ın şeytani eşleniğine çaktırmadan kendi evrenlerine geri dönmenin bir yolunu bulmak zorundadırlar. Listemizin üçüncü sırasında yer verdiğimiz bu macera dolu bölüm, faşist rejimlerin iktidar gücünü sürdürebilmek için sistematik şiddet kullanmaları ve iyi ile kötünün bitmek bilmez mücadelesi temalarına yer vermesiyle unutulmazlar arasında yer almakta.

2- Space Seed (Uzay Tohumu)

Dizinin bu birinci sezon yirmi ikinci bölümünde izleyiciler, Uzay Yolu evreninin en kötücül karakterlerinden biriyle tanışır: Khan Noonien Singh. Meksikalı aktör Ricardo Montalban’ın canlandırdığı Khan için, mantık seviyesi malum Mr. Spock “Atılgan’ın şimdiye dek karşı karşıya geldiği en tehlikeli kişi” olduğunu söylediğine göre, gerçekten de ondan korkmak verilebilecek en akıllıca tepki.

Khan, genetik mühendisliği ürünü bir süper-insan olarak 1990’lı yıllardaki Öjenik Savaşlarında iktidardan düşmeden önce dünyanın büyük bölümünü yöneten bir tirandır. Kaptan Kirk tarafından 23. Yüzyılda bulunduğunda, takipçileriyle beraber sürgünde kriyojenik bir uykudadır. Uyandırıldığında, kısa sürede Atılgan’ın yönetimini neredeyse sınırsız zihinsel ve fiziksel gücünü kullanarak ele geçirmeyi başarır. Fakat sonunda Kaptan Kirk tarafından gemide kontrol sağlanınca, Khan’a takipçileriyle beraber ekolojik şartları çok kötü olan bu koloni gezegende yaşamak veya askeri mahkemede yargılanmak tercihleri sunulduğunda Khan kolonide kalmayı, İngiliz şair John Milton’ın meşhur şiiri “Kayıp Cennet”te (Paradise Lost) geçtiği haliyle Şeytan’dan bir alıntı yaparak kabul eder: “Cennette köle olmaktansa Cehennemde hükümranlık sürmeyi yeğlerim.”

Güçlü Khan karakterinin öyküsü, Uzay Yolu serisinde daha sonra bu koloni gezegende Khan’ın eşinin ölmesinin ardından Kaptan Kirk’ün baş düşmanı olmasını işleyen ve serinin en iyi yapıtı kabul edilen 1982 yapımı “The Wrath of Khan” adlı ikinci uzun metraj filmde devam etmişti. Uzay Yolu evreninin en kötücül karakterlerinden birini bizlere tanıtan bu bölüm listemizin ikinci sırasında yer alıyor.

1- The City On The Edge Of Forever (Sonsuzluğun Kenarındaki Şehir)

Yorumcular tarafından orijinal seride gelmiş geçmiş en iyi Star Trek bölümü olarak kabul edilen “Sonsuzluğun Kenarındaki Şehir”, usta bilimkurgu yazarı Harlan Ellison’ın da aralarında olduğu bir yazar ekibi tarafından kaleme alındı. Listemizin de birinci sırasında yer alan dizinin bu birinci sezon yirmi sekizinci bölümü, sahip olduğu müthiş pathosu (dramatik duygulandırma yeteneği) izleyiciye her saniyesinde hissettiriyor. Atılgan uzay gemisi, zamanda bozulma yaşanan bir bölgeden geçtiği için şiddetle sallanırken o anda Doktor Leonard McCoy da aşırı taşkınlık ve çılgınlığa yol açan bir ilacı kazara kendisine enjekte eder ve sonra yakındaki bir gezegene kendisini ışınlar. Kaptan Kirk ve Spock da onu geri getirmek için ardından giderler. Bu antik gezegende “Sonsuzluğun Koruyucusu” (The Guardian of Forever) adlı zeka sahibi mistik bir geçit bulunmaktadır. Kaptan Kirk ve Mr. Spock, istenilen her zamanı ve yeri gösterebilen bu geçidin bölgedeki zaman boyutu bozulmalarından sorumlu olduğunu anlarlar.

Mr. Spock geçidin önünde tarihin çeşitli anlarından görüntüleri kaydederken, halen ilacın etkisindeki Doctor McCoy bir anda bu geçitten içeriye atlar ve ortadan kaybolur. 1930’larda Büyük Ekonomik Krizin (The Great Depression) etkilerini yaşayan ABD’nin New York şehrine zaman yolculuğu yapmıştır. Burada Edith Keeler adlı bir kadının hayatını kurtarır. (Keeler’ı aktris Joan Collins canlandırmaktadır.) Edith Keeler, ekonomik krizden etkilenen yoksullar için çalışan barış yanlısı bir aktivisttir. Fakat geçmiş zamandaki bu ufak değişiklik, katastrofik şekilde bir dizi olayı tetiklemiş ve yeni zaman çizelgesinde ne Federasyon kurulabilmiştir ne de Atılgan adlı bir uzay gemisi bulunmaktadır. Tarihteki bu değişikliği düzeltmek ve varlıkla yokluk arasındaki araf durumundan kurtulabilmek için Kaptan Kirk ve Mr. Spock da Doctor McCoy’un bulunduğu zaman dilimine giderler.

Bu esnada Edith Keeler ile Kaptan Kirk arasında tutkulu bir aşk doğar. Fakat, Edith Keeler’ın ölmesi gerekmektedir. Çünkü Keeler ABD’nin II. Dünya Savaşına girmesini geciktirecek büyük bir pasifist eylemi organize etmektedir. Doctor McCoy eğer Keeler’ın hayatını kurtarmasaydı, Keeler bu eylemi düzenleyemeyecek, ABD II. Dünya Savaşına tarihin normal akışına uygun şekilde katılarak Nazi Almanya’sını alt edecek ve böylelikle günümüzde bildiğimiz şekliyle tarih ilerlemeye devam edecekti. Fakat Edith Keeler şimdi hayatta olduğundan düzenlediği bu barış yanlısı eylem başarılı olacak, ABD II. Dünya Savaşına geç girecek ve Nazi Almanyası nükleer silah geliştirmeye yeterli vakti bularak bütün dünyayı işgal edecektir-hatta etmiştir de. Böyle bir alternatif tarihte ise gelecekte Federasyon gibi barışa hizmet eden yıldızlararası bir birlik asla kurulamamıştır.

Bu gerçek karşısında hayatının aşkından vazgeçmesi gereken Kaptan Kirk’in büyük duygusal çalkantılarına şahit olduğumuz bölümde, Edith Keeler’ın sarf ettiği şu sözler Uzay Yolu’nda aktarılmak istenen felsefeyi de özetlemektedir: “Bir gün uzaya çıkabilen insanlık, dünyadaki milyonlarca aç insanı doyurabilmenin ve hastalıklarını tedavi etmenin de yollarını bulacaktır. Her bir insana umut vermenin ve ortak bir gelecek sunmanın da bir yolu elbette bulunacak. İşte uğruna yaşanmaya değer günler ancak o günler…”

Uzay Yolu dizisinin orijinal serisindeki en iyi 10 bölüme yer verdiğimiz bu listede muhakkak şu bölüm de yer almalıydı dedikleriniz varsa, yazının yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Başka bir yazıda da, orijinal seride dokunduğu konular itibariyle dikkat çeken ama hak ettiği değerin altında ilgi gören bölümlerden bahsedeceğiz.

Paranın kullanılmadığı ütopik bir eşitlikçi ekonomik sisteme sahip olması nedeniyle son derece vizyoner, yayımlandığı dönemde dünya iki süper güç ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş yüzünden nükleer silahların gölgesinde yaşarken insanlığın ancak “en hakiki mürşid” olan bilimi takip ederek ve bir yandan da “Gezegende ve Uzayda Sulh” ilkesini benimseyerek muasır uzaylı uygarlıklar seviyesine barışçıl yollardan ulaşabileceğini öğütleyen, içeriğinde yer verdiği çeşitli farklı uzaylı türlerle insan-merkezciliği de aşma niyetini gösteren bu entelektüel içeriği son derece kaliteli bilimkurgu şaheseri, -çağına göre cinsiyetçilik olarak yorumlanabilecek bazı defolara sahip olsa da- eğer halen izlemediyseniz seyretmenizi bekliyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”