bilimkurgu kulubu

Dizi wraith stargate

Tarih: 28 Temmuz 2018 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Stargate’in Vampirleri: Wraith

Uzun saçları, soluk benizleri, deri paltoları ve boğuk sesleriyle tekinsiz varlıklar onlar… Hayır, black metalcilerden değil, Stargate Atlantis’in Wraith’lerinden bahsediyoruz. Stargate SG-1’ın bir yan dizisi olarak 2004 yılında yayın hayatına başlayan Stargate Atlantis, tıpkı selefi gibi bizlere pek çok dünyanın kapılarını araladı. Tabii bu yeni dünyalar dost canlısı uzaylıların yanı sıra Wraith gibi korkunç düşmanlara da ev sahipliği yapıyordu. İnsanların hayat enerjisiyle beslenen Wraith’ler, Pegasus galaksisindeki baskın ve kötücül ırklardan biri olarak tepemize çökmekte gecikmedi. Aslında onları daha yakından tanıyabilmek için Kadimler’in tarihine bir göz atmak yerinde olacaktır.

Stargate mitolojisine göre, Ori galaksisinde kendilerine Anqueetas diyen oldukça gelişmiş bir uygarlık yaşıyordu. Fakat bu gelişmiş uygarlık, zaman içinde dinsel ve bilimsel düşünce eğilimleri çevresinde öbeklenen iki kutba ayrıldı. Bir yanda dini merkeze oturtan Ori’lar, diğer tarafta ise bilimsel bakış açısını benimseyen Kadimler…Ori’larıın baskı ve zulmü artınca Kadimler çareyi Samanyolu’na kaçmakta buldu. Burada kolonileştirdikleri ilk gezegenlerden biri de Dünya’ydı. Samanyolu’na yaşam tohumları ekip, gezegenleri de yıldız geçitleriyle donattılar. Maalesef Samanyolu’ndaki huzurlu yaşamları sonsuza dek sürmedi ve Orilar’ın başlattığı bir salgın nedeniyle soyları tükenmenin eşiğine geldi. Bir kez daha galaksi değiştirmekten başka çıkar yolları kalmamıştı. Yeni adresleri ise Pegasus’tu. Samanyolu’nda yaptıkları işlemleri burada da yinelediler. Ancak nasıl Samanyolu’nda Goa’uld gibi kötücül varlıklar türediyse, Pegasus’ta da sahneye Wraith’ler çıktı.

İnsana yapışmış bir Iratus Böceği

Melez bir tür olan Wraith’ler, insan ile hayat emici Iratus böceğinin korkunç bir karışımıydı. Görünüş itibariyle insana benzeseler de genetik açıdan böceklere daha yakınlardı. Tıpkı DNA’sını aldıkları Iratus böceği gibi, insanların hayat enerjisinden beslenen vampirlere dönüşmüşlerdi. Artık onlar için gezegenler çiftlik, insanlarsa birer besin kaynağıydı. Gelişimlerini baş döndürücü bir hızla sürdürdüler. Üstelik düzenli olarak beslendikleri sürece binlerce yıl hayatta kalabiliyorlardı. Tabii galaksideki hâkimiyetlerinin giderek artması sonucu kendilerini Kadimler’le karşı karşıya buldular. Bundan yaklaşık 11.000 yıl önce ilk Kadim-Wraith savaşı patlak verdi ve sonucu da galaksinin yazgısını kökünden değiştirdi.

Teknolojik anlamda çok daha üstün olmalarına rağmen, Kadimler için savaş pek de iyi gitmiyordu. Her şeyden önce Kadimler yaşama saygı duyan barışçıl canlılardı ve Wraith’lerle dişe diş savaşabilecek saldırganlıkta değillerdi. Oysa Wraith’ler doğaları gereği kötüydüler ve çok sinsi stratejiler izliyorlardı. Özellikle bir Kadim teknolojisi olan ve yüksek enerji üretmek amacıyla kullanılan ZPM’leri ele geçirmeleri Wraith’ler için savaşı ansızın yeni bir boyuta taşıdı. Bu yüksek güç kaynaklarını kendilerine yeni klon orduları yaratmak için kullandılar ve çok geçmeden sayısal üstünlüğü sağladılar. Kadimler, ellerinde avuçlarında Atlantis kalıncaya değin geri çekilmeye mecbur bırakıldı. Yüz yıl süren bu savaşı kazanma umutları tamamen tükenince Atlantis’i Lantia gezegeninin okyanusuna batırıp Samanyolu’na geri döndüler. Artık Pegasus, Wraith’lerin mutlak egemenliğine terk edilmişti.

Bir Wraith Kraliçesi

Wraith’lerin zaferini takip eden süreçte Pegasus galaksisi tam bir kaosa büründü. Tüm galaksi Wraith’lerin beslenme çılgınlığı altında inim inim inliyordu. Fakat çok geçmeden Wraith’ler, bunun sürdürülebilir olmadığını anladılar. Zira galakside kendilerini beslemeye yetecek kadar insan nüfusu yoktu. Galaksiler arası sürüş teknolojisine sahip olmamaları işleri daha da kötüleştiriyordu. Mevcut teknolojileriyle galaksiler arası boşluğu geçmeleri çok zaman alacak; bu boşlukta insan nüfusu barındıran herhangi bir gezegen de olmayacağı için açlıktan öleceklerdi. Tek çareleri insan nüfusunun çoğalmasına fırsat tanımak için düzenli ve uzun uykulara yatmaktı. Bazısı yüzlerce yıl süren bu uyku döngüleri sayesinde insan nüfusu yeniden çoğalıyor ve uyanan Wraith’ler için taze besin işlevi görüyordu. Bu zorlu şartlar ve uzun süren uykular, teknolojik olarak Wraith’lerin gelişimini de sekteye uğratıyor ve tüm uygarlığı mecburi bir durağanlığa mahkûm ediyordu.

Çok uluslu Stargate ekibi Atlantis’e ayak bastığı sırada Wraith’ler yine böylesi uzun bir uykunun ortasındaydı. Üstelik şehrin güç kaynakları da tükenmenin eşiğindeydi. Ekip, ZPM bulma umuduyla çeşitli gezegenlere seferler düzenleme kararı aldı. Bu gezegenlerden biri de Teyla’nın anavatanı Athos’tu. Ancak farkında olmadan uyuyan bir Wraith kovanını uyandırdılar ve bu uyanış dalga dalga yayılarak diğer kovanlara da sıçradı. Wraith’ler uykularından erken uyanmıştı ve gezegenler henüz onları besleyecek kadar nüfus yoğunluğuna ulaşamamıştı. Bu durum hem Stargate ekibi için hem de galaksideki toplumlar için hiç de hayra alamet değildi.

Bir eril lider ve iki asker dron

Wraith’ler, insan görünümlerinin aksine Iratus böceğinden aldıkları genetik mirasa uygun olarak böceksi bir toplum modeline sahiplerdir. Kovanlarda yaşarlar ve bu kovanların liderliğini bir kraliçe üstlenir. İdari işlerin yanı sıra, kraliçelerin bir görevi de yeni nesillere türün genetik aktarımını sağlamaktır. Kraliçelerin dışında kovanlarda eril liderler ve asker dronlar bulunur. Eril liderler kovanların beynidir. Teknolojik yeniliklerden ve izlenecek stratejilerden sorumludurlar. Kurnaz, sinsi ve çıkarcıdırlar. Asker dronlar ise kovanların savaşçı sınıfıdır. Konuşmazlar ve yüzlerini gizleyen kemiksi bir maske takarlar. İri cüsseli ve itaatkârdırlar.

Wraith’ler koza benzeri yapılarda yetişirler. Birbirine isim takmazlar ve ergenlik çağlarına kadar tıpkı insanlar gibi katı ve sıvı gıdalarla beslenirler. Ergenliğe ulaştıklarında ise asıl besin kaynakları olan insanlara yönelirler. Avuç içlerinde kendilerine özgü bir kesileri vardır ve bu kesileri kurbanlarının vücutlarına bastırarak beslenirler. Beslenme işlemi, kurbanın yaşam enerjisini sömürme şeklinde meydana gelir. Wraith tarafından yaşam enerjisi emilen bir insan ömründen yıllar alınıyormuşçasına yaşlanır ve nihayetinde de güçsüz düşerek ölür.

Bir Wraith kraliçesi beslenirken

Beslenme sırasında tarifsiz bir haz duygusuna kapılırlar ve kurbanlarının bedenine enjekte ettikleri doğal bir enzim sayesinde bu hazzın mümkün olduğunca uzamasını sağlarlar. Zira söz konusu enzim, insanın direncini ve gücünü arttırıcı doğal bir takviye görevi görür. Buna rağmen ortalama bir beslenme işlemi yaklaşık bir dakika kadar sürer ve beslenmeden geriye de yüz yaşındaymışçasına görünen pörsümüş bir insan cesedi kalır. Ayrıca kurbanlarının yaşam enerjilerini belirli aralıklarla ve azar azar alarak beslenme işlemini bir işkence yöntemi olarak kullanabilirler. Çok nadir görülmekle birlikte, bir Wraith dilerse bir insana yaşam gücü de verebilir. Beslenmenin tersi olarak düşünülebilecek bu işleme “yaşam armağanı” denir ve sadece birtakım seçilmiş kişilere bahşedilir.

Wraith’ler gelişmiş rejeneratif yeteneklere sahiplerdir ve eğer yeni beslenmişlerse öldürülmeleri epeyce güçtür. Ayrıca kovan temelli bir tür olmalarından ötürü telepatik yetenekleri vardır. Bu sayede insanların zihinlerini okuyabilir ya da manipüle edebilirler. Kimse besini ziyan olsun istemez. Bu durum Wraith’ler için de geçerlidir ve mecbur kalmadıkça insanları ateşli silahlarla öldürmezler. Kurbanlarını bilinci açık şekilde felce uğratan kapsamlı silahlar üretmişlerdir. Yakaladıkları insanları, tıpkı böcek ataları gibi sonra beslenmek üzere kozaya sararlar. Wraith filosu, aynı zamanda kovan gemisi de olan organik uzay gemilerinden oluşur. Son derece büyük yapılı bu gemiler, Wraith’ler gibi rejeneratif özelliklere sahiptir ve zaman içinde aldığı hasarı telafi edebilir. Wraith filosunun diğer bir önemli elemanı da Dart isimli ufak gemilerdir. Yıldız geçidine sığabilen bu gemiler besin toplamak, casusluk, ani müdahale gibi kritik ve stratejik görevlerde kullanılırlar.

Bir gezegenin yörüngesindeki kovan gemileri

Koşucuya dönüştürdükleri bazı seçilmiş insanları avlama uğraşları, en büyük eğlenceleri ve sportif faaliyetleri arasındadır. Koşucular özellikle güçlü, isyankâr, zeki ve çevik insanlardan seçilir. Vücutlarına verici yerleştirdikleri koşucuları serbest bırakarak adeta bir sürek avı başlatırlar. Örneğin daha sonra Stargate ekibine katılan Ronon Dex de bu koşuculardan biriydi.  Öte yandan gücün olduğu her yerde o güce tapan birileri de mutlaka vardır. Dolayısıyla insan toplulukları arasında “Wraith’e Tapanlar” adlı bazı gruplara rastlamak mümkündür. Genelde casusluk hizmeti yapan bu gruplar, Wraith’ler tarafından enzim bağımlıları haline getirilmiş kişilerden oluşur.

Wraith’lerin düzenli aralıklarla uyanıp adeta insan nüfusunu talan edercesine beslenmeleri nedeniyle Pegasus galaksisinde gelişmiş uygarlıklara rastlamak çok güçtür. Çünkü toplumlar gelişme fırsatı bulamadan Wraith’lere yem olurlar. Buna rağmen birkaç uygarlığın Wraith’lerden gizli gizli teknoloji geliştirdiği görülmüştür. Ancak geliştirdikleri bu teknolojilerin Wraith’lerle boy ölçüşebilmesi pek de olası değildir. Zaten galaksinin Wraith lehine olan bu teknolojik dengesizliği en büyük handikaplardan biridir. Neyse ki Stargate ekibinin Atlantis’e ayak basmasıyla birlikte dengeler sarsılmaya başlamış ve Wraith’in mutlak egemenliğine dayalı bu çarpık düzen yavaş yavaş da olsa değişim seyrine girmiştir.

Atlantiss

Kadimler’in uçan şehri Atlantis

Aslında Kadimler, Wraith ile yaptıkları uzun savaş sırasında nanit adı verilen bir tür silah da geliştirmişlerdi. Bu nano makineler Wraith’leri içten öldürecek ve savaşın kazanılmasını sağlayacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve insan formuna bürünüp kontrolden çıkan makineler bir yandan programlandıkları gibi Wraith’lere saldırırken, diğer yandan da onların besin kaynaklarını yok etmek amacıyla galaktik bir insan kıyımına girişti. İş kontrolden çıkınca, Kadimler kendi yarattıkları makineleri yok etme kararı aldı. Büyük oranda başarılı olsalar da nanitler tamamen ortadan kaldırılamadı. Varlığını korumayı başaran nanitlerden zaman içinde Kadimlere benzeyen Asuran adlı gelişmiş bir uygarlık fışkırdı. Stargate ekibinin bu gerçeği öğrenmesi ve nanitleri Wraith’lere karşı kullanmak istemesi olayların seyrini iyice değiştirdi.

Erken uyanmaları, Pegasus galaksisindeki insan nüfusunun yetersizliği ve Stargate ekibinin olaya müdahil olmasıyla gelişen süreç, Wraith’leri kovanlar arası bir iç savaşa sürüklemekte gecikmedi. Tüm bu iç karışıklığa rağmen Wraith’ler hâlâ galaksinin en baskın ve tehlikeli gücü olmayı sürdürüyordu. Dolayısıyla askeri yöntemler tek başına yeterli değildi. Bunun bilincinde olan Stargate ekibi, Wraith’leri alt etmek için birçok yola başvurdu. Bunlardan biri de geliştirilen retrovirüstü. DNA’larındaki Iratus böceğinin etkilerini ortadan kaldırmayı ve Wraith’leri insana geri dönüştürmeyi hedefleyen bu tıbbi yöntem de kapsamlı bir çözüm sunamadı.

Retrovirüse maruz kalıp insana dönüşen bir grup Wraith

İç savaşın pençesindeki Wraith’ler’in dirençleri gitgide kırılırken hesapta olmayan bir gelişme yaşandı ve Dünya’nın koordinat bilgisi ele geçirildi. Onlar için Dünya, beslenebilecekleri milyarlarca baş insandan oluşan kocaman bir besi çiftliğinden farksızdı. Bu hararetli gelişmenin akabinde Stargate Atlantis sona erdi ve maalesef dizinin yayın ömrü Wraith’lerle olan savaşın sonunu göstermeye yetmedi. Stargate: Extinction adlı bir devam filmiyle hikâyenin tamamlanacağı açıklansa da proje hayata geçirilemedi ve sonrasında da tamamen iptal edildi. Bir başka deyişle, insanlık olarak Wraith’lere yönelik tedirgin bekleyişimiz sürüyor. Zaten uzun yoldan geliyorlar, kurt gibi acıkmışlardır kesin.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…