bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 28 Eylül 2019 | Yazar: Almıla İkra Akgül

0

Stargate’in Nox’ları Hakkında 5 Gerçek

Asgard, Goa’uld ve Çoğalıcılar’la birlikte Stargate evreninin ikonik türlerinden biri olan Nox’lar, Stargate SG-1 dizisinin ilk sezonunun başlarında yalnızca bir bölümde görünmesine rağmen, seyirci için öylesine farklı ve etkileyiciydi ki bir anda hayranların favori türlerinden ve Stargate kurgusal evreninin temel taşlarından biri haline geldi. Fakat ekranda kendilerine çok az yer ayrılmış olması sebebiyle (muhtemelen geleneklerine ve yaşam koşullarına uygun olarak çok iyi saklandıkları için onları bulamadık) geçen 214 bölümün ardından hala onlar hakkında çok az şey biliyoruz.

İşte Nox ile ilgili Stargate serilerinden öğrendiğimiz beş önemli gerçek…

Gizlilik İçinde Yaşarlar

SG-1 ekibi Nox ile ilk kez, Teal’c rehberliğinde görünmezlik yeteneği bulunan bir yaratık olan Fenri‘yi aramak üzere gittikleri Nox anavatanında karşılaştı; aynı şeyin peşinde olan Apophis ve adamları ile girdikleri çatışmada öldükten sonra! Evet, yanlış okumadınız; “Öldükten sonra“. Orman sakinleri ekibi diriltip iyileştirdi ve böylece SG-1, Nox’ların yalnızca doğayla uyum içinde yaşamı benimsemiş iptidai bir halk olmadığını öğrenmiş oldu.

Aslında Nox’ların ormandaki basit yerleşimi, teknolojik açıdan oldukça üstün ve kapsamlı bir medeniyeti gizlemekteydi. Medeniyetleri Goa’uldların kendilerine tehdit dahi oluşturamayacağı kadar gelişmişti. Öyle ki, nesillerdir Fenri’nin peşinde olmalarına rağmen Apophis ve adamları Nox’lar hakkında hiçbir şey öğrenememişti.

Pasifist Anlayışa Sahipler

Anteaus ve ailesi (Nox’lar) SG-1 ekibine şifacılık ritüellerini sergilemenin yanında sıkı birer pasifist olduklarını da net olarak belirtmişlerdi. Apophis ve Jaffaları ile savaşmayı reddettiler ve düşman saldırdığında kendilerini korumaya dahi çalışmadılar. Jack O’neill’in ekibi Jaffaları geri püskürterek Nox’ları korumaya kendilerini adamışken, Nox’ların bilgi ve teknolojisinin şifacılık ritüellerinin çok ötesine geçtiğini ve aslında korunmaya ihtiyaçları olmadığını öğreneceklerdi.

Onlar, insanlar ve Goa’uld’ların kendi topraklarında savaşmalarına izin vermemeye kararlıydılar. O’Neill ateş etmeden hemen önce Apophis’i ortadan kaybederek kurtardıktan sonra, “Korkma,” dedi Anteaus, Albay’a, “Belki bir gün, yolunun tek yol olmadığını öğrenirsin.”

Görünmezlik Teknolojileri Var

Demek Fenri’yi arıyordunuz? Evet, sonuçta onu görünmez kılanın kendisi olmadığı ortaya çıktı. Goa’uld nesillerdir bu hayvanı avlamaya çalışıyordu ve SG-1 da üzerinde çalışabilmek için onun peşine düşmüştü. Görünmezlik teknolojisine sahip olmanın Dünya için nasıl da harika olacağını bir düşünsenize. Böylece Yıldız Geçidi Projesi yapılan harcamaların karşılığını alabilirdi. Ama nihayetinde SG-1’ın da öğrendiği gibi, yaratığı kendisini avlayanlardan korumak için gizleyenlerin Nox’lar olduğu ortaya çıktı. Nox’lar ayrıca aynı yöntemle görkemli medeniyetlerini de yıldız geçidinden gelenlerin gözlerinden uzak tutmayı başarmıştı.

Peki Nox’lar küçüklü büyüklü tüm nesneleri saklamayı nasıl başarıyordu? Bu teknolojinin arkasında kablolar ve devre kartlarından yapılmış bir cihaz mı vardı? Doğa ve gezegenleriyle yakın ilişkileri sonucu geliştirdikleri bir yetenek miydi? Yoksa bizim kavrayışımızın çok ötesinde ruhani bir güç müydü? Belli ki, bu gerçeği asla öğrenemeyecek olmamız da Nox’ların gizeminin heyecan uyandırıcı bir parçası olarak kalacak.

Gök Şehirlerinde Yaşarlar

İlk bakışta Anteus ve ailesi ormanın derinliklerindeki yuvalarında mütevazı bir hayat süren uzaylılardı. Fakat bölümün sonunda, bulutlar üzerindeki ihtişamlı saklı şehirlerinin kısa süreliğine sergilendiği sahne zihinlerde heyecan verici olasılıklarla dolu bir dünyanın kapılarını açmış oldu. Nox’ların hem gezegenin yüzeyine hem de gökyüzüne kurulmuş şehirlerde yaşadığı anlaşıldı.

Gök kentinin varlığı ayrıca, gördüğümüz küçük aile dışında Nox türünün muhtemelen binlerce (belki çok çok daha fazla) kişiden oluştuğunu kanıtlıyordu. Tarihlerinin binlerce yıl öncesine dayandığı da göz önünde bulundurulunca, Goa’uld’u tehdit dahi kabul etmeyecek derecede ileri bir teknolojiye sahip olan bu barışçıl türün mensuplarının milyarlarca kişiyi bulmuş olduğu düşünülebilir. Belki de SG-1’ın gördüğü şehir, diğer birçok şehrin yanında nispeten küçük olanlardan biriydi.

Dörtlü İttifak Üyesiydiler

Anteaus, O’Neill ve ekibine, “Gençler her zaman kendilerine söylenenleri yapmazlar,” derken derin bir bilgelikle sesleniyordu. Öyle ki, onlar yalnızca doğayla iç içe yaşayan canlılar değil; doğumu tarihin derinliklerine gömülü ruhlardı. Nox türü basitçe Goa’uldlardan daha üstün teknolojiye sahip bir tür değil, Samanyolu Galaksisi’nin de en kadim uygarlıklarından biriydi.

Nox’lar ile ilk karşılaşmalarından kısa süre sonra, SG-1 galaksideki dört büyük türün ittifkına ev sahipliği yapan “Heliopolis” adında bir buluşma merkezi keşfetti. Binlerce yıl önce Nox, Asgard, Furlings ve Kadimler, bir şekilde “Galaksinin Birleşmiş Milletleri“‘ni oluşturdukları bu merkezde bilgi alışverişi yapıyor ve galaksiyi buradan idare ediyorlardı. Nox bu ittifakta yer alabilecek kadar üstün bir türdü. Ancak ittifak nihayetinde sona ermişti. Etkileyici yaşam tarzları ile gönüllere taht kuran bu saygıdeğer tür, ittifakın halen Samanyolu Galaksisi’nde yaşayan muhtemelen son üyesi.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Ay heyecanlandım, bilemedim şimdi!