bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 11 Ekim 2020 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Raised By Wolves: Yoksa Yeni Bir Lost mu?

HBO Max kanalının gelecekte androidler tarafından gizemli bir gezegende yetiştirilen insan çocukları anlattığı yeni dizisi “Raised By Wolves(Kurtların Yetiştirdiği) geçtiğimiz günlerde yayımlanan birinci sezon finaliyle ardında pek çok soru bıraktı. RBW, uzun bir süredir ekranlarda sadece yeniden çekimler ve uyarlamalar izlemeye alışmış bilimkurgu izleyicileri için orijinal hikayesi ve vizyoner konusuyla başlangıçta oldukça taze bir deneyim sunmuştu.

Üstelik dizinin yapımcıları arasında Blade Runner ve Alien gibi efsanevi yapımlardan bildiğimiz Ridley Scott vardı, hem de ilk iki bölümü bizzat o yönetmişti. Bundan iyisi herhalde Orion’da uzay kayısısıydı! Fakat RBW bölümler ilerledikçe başlarda yarattığı heyecanı hızla tüketerek final bölümünde de “Ne izledim ben şimdi?” dedirtircesine bayat ve beceriksiz bir şekilde, soru üstüne soruyla ekranlara ikinci sezon yayımlanıncaya dek bir süreliğine veda etti.

Dikkat! Spoiler – Sürpriz Bozan İçerir!

Dizide Anne (Danimarkalı aktris Amanda Collin) ve Baba (Abubakar Salim – Ebubekir Selim?) olarak hizmet eden iki android, beraberlerinde getirdikleri insan embriyolarıyla birlikte gerçekte de 2011’de NASA’nın ilk Dünya benzeri dış gezegen olarak duyurduğu el değmemiş Kepler-22b’ye sığınırlar. Dünyada ateistler ve Mitraistler (Güneş’le simgelenen Sol adlı tanrısal varlığa tapan dindarlar) arasındaki büyük ölçekli küresel bir savaş her şeyi mahvetmiştir. Anne ile Baba ise, bu embriyoları büyütüp yetiştirerek insanlık medeniyetini yeniden inşa etmeye programlanmıştır. Yeni medeniyet bu sefer daha barışçıl, seküler ve din gibi mistik yanılsamaları barındırmayan kültürel kodlara sahip olacaktır. Fakat Dünya’dan 600 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu Kepler-22b gezegenindeki “bir şeyler” büyüyen çocukların zamanla hastalanarak ölmesine sebep olur, altı çocuktan geriye bir tek Campion (Winta McGrath) kalmıştır. Androidler, Campion tek başına üreyemeyeceği için görevlerinde başarısız olmuş gibidir. Taa ki…

Dünyadaki savaştan geriye kalan Mitraist bir grup da “Heaven(Cennet) adlı uzay gemisiyle (Gemiden bahsederken “Ark” ismini de kullanmaları dinsel mitlerdeki Nuh’un Gemisi’ne yapılan bir gönderme) Kepler-22b’ye ulaşmayı başarırlar. Mitraistler, Campion’u ateistlerin elinden kurtarmak için onu kaçırmaya ve Anne’yi de öldürmeye çalışırlar, ama Anne’nin ölümcül yetenekleri karşısında başarısız olurlar. Anne adlı androidin (Bu arada Ridley Scott’ın 1979’da yönettiği ilk Alien filminde uzay gemisindeki yönetim arayüzü yapay zekaya da Anne diye seslendiklerini hatırlayalım) aslında önceden ateistleri öldürmeye programlanmış bir “Necromancer(Kelime anlamı itibariyle ölülerin ruhlarını çağıran medyum) olduğu, fakat yeniden programlandığı anlaşılır. Anne’nin, maruz kalanları anında paramparça eden sonik çığlıklarının hedefi bu sefer Sol’a tapan Mitraistlerdir. Anne, Mitraistlerin gemisini yok ederken, yeni programının komutlarına uygun şekilde birkaç Mitraist çocuğu da Campion’la beraber yetiştirmek üzere yanına alır.

Dizide meseleleri daha da karmaşıklaştıran bazı yan unsurların yer aldığını da ekleyelim. Mitraistler arasında bulunan bir çift aslında ateisttir, ileri teknoloji yardımıyla yüzlerine estetik operasyon yaptırarak Mitraist bir evli çiftin yerini almışlardır. Çünkü ancak böylelikle yok olmakta olan Dünya gezegeninden Mitraistlerin uzay gemisine binerek kurtulma şansını elde edebilmişlerdir. Öldürerek yerlerine geçtikleri çiftin bir de Paul adlı oğulları vardır (Felix Jamieson canlandırıyor), o çocuğa da annesi ve babasıymış gibi rol yapmaktadırlar. Anne android Paul’ün de aralarında olduğu Mitraist çocukları kaçırınca, ona yeniden kavuşmak için liderleri Ambrose’nin (Awissi Lakou canlandırıyor) emirlerine karşı gelmeyi göze alırlar. Bu esnada gezegende de diziyi bilimkurgu ekseninden fantastik eksenine kaydıracak derecede esrarengiz olaylar olmaktadır. Buldukları dev bir kaya (şekli itibariyle doğal yollarla oluşmadığı kesindir) adeta düşüncelerini okur gibidir, Ambrose’nin yanarak yok olmasına neden olur. Bu fırsatı iyi değerlendiren Mitraist kılığındaki ateist erkek (Travis Fimmel’in canlandırdığı Marcus) sonunda Sol’un iradesinin gerçekleştiğini ve kendisini yeni liderleri olarak seçtiğini duyduğunu açıklar (gerçekten de gezegene geldiğinden beri tıpkı vahiy alır gibi bazı fısıltılar duymaktadır) ve diğerleri de ona inanarak itaat ederler.

Dizinin, sezon boyunca ortaya saçıp durduğu hiçbir muammaya açıklık getirmeden yeni bilinmeyenlerle perdeyi kapatan final bölümünden bahsetmeden önce, biraz da iyi yanlarından bahsedelim. Öncelikle Danimarkalı aktris Amanda Collin, Anne android rolünde muazzam bir performans sergiliyor. Robotik ve androjen fiziği görsel açıdan oldukça çarpıcı. Hele “necromancer”a (Belki dizide kullanıldığı karşılık ile Ölüm Getiren diyebiliriz) dönüşüp sonik çığlıklar attığı sahneler bilimkurgusal açıdan da olmuş dedirtiyor. Zaten sezonun büyük bir kısmı da Anne’nin kendini keşfetmesi ve gerçek doğası üzerine kurulu. Öldürmeye programlı birinin, kodları değiştirildiği için bu sefer hayatı korumak için elinden geleni yapmasındaki çatışma güzel işlenmiş. Kendisini yeniden programlayan kişinin ise önceden bir Mitraist olup sonradan dinden dönen ve ateist kimliği sahiplenen bir bilim adamı olduğunu sezonun ortalarında öğrenmiştik. Campion Sturges (Cosmo Jarvis) adlı bu bilim adamının sonradan Anne’ye aşık olması ise Eski Yunan mitolojisindeki Pygmalion’a enfes bir gönderme. (O mitolojik öyküde de Pygmalion adlı Kıbrıslı bir heykeltraş kendi yaptığı heykele aşık oluyordu. Afrodit de bir aşk kadını olduğundan Pygmalion’a bir armağan olarak heykeli canlandırarak kadına dönüştürüyordu. Bu mitolojik öykünün bilimkurgu evreninde ne kadar da çok karşılığı var değil mi, eminim hemen birkaç tanesi aklınıza gelmiştir.)

Ancak dizi rayından tam da Anne’nin bu arka planının açığa çıkmasından itibaren iyice sapmaya başlamıştı. Anne, bağlandığı bir sanal gerçeklik arayüzünde, baktığı çocuklardan biriyle aynı adı taşıyan bu yaratıcısının sanal kopyasıyla bayağı hardcore denilebilecek şekilde seks yaparken hamile kalıyordu! Seks sahnesinde, Alien serisinden aşina gelecek şekilde ortamı beyaz renkteki androidlerin hayat sıvısının kaplamasının uyandırdığı “sperm” telmihinin estetik dışılığını bir yana bırakacak olursak, hamile bir android mi? Sol aşkına! Anne’nin daha sonra Baba’ya açıklamasından öğreniyoruz ki, ilişki esnasında içinde yeni bir yaşam formu yaratmak için yeni komutları indirmiştir. Zamanla karnı da büyüyen Anne, karbon içeriğe de sahip fetüsü beslemek için kan da içmek zorunda kalır. Hamile kalmasıyla hidayete eren Anne, karnındaki çocuğunun mucize olduğuna da inanmaya başlar. Bu noktada, Hristiyanlık mitolojisindeki kutsal ruhtan hamile kalan Meryem göndermesi de elbette son derece açık. Birkaç bölüm boyunca dizinin izleyicileri olarak androidin acaba ne doğuracağını merak ettik: Çok büyük ihtimalle yarı android yarı insan yeni üstün bir tür olacaktı.

Fakat, bingo! Yine Alien film serisinin görsel sinematiğini çağrıştırırcasına Anne’nin içinden bir yılan çıkar (O neydi gız!) ve kancalarını Anne’ye batırarak beyaz sıvısını emmeye başlar. Hayal kırıklığına uğrayan Anne, yılan yavrusunun diğer çocuklara zarar vereceğinden endişe ederek Baba ile beraber onu yok etmek için hikmet-i sırlarını bir türlü anlayamadığımız gezegendeki dev deliklerden birinin içine araçla dalar. Gezegenin merkezine kadar rahatlıkla giderek top büyüklüğündeki bir magma çekirdeğin içine girmelerine rağmen yılan yok olmaz, hatta devasa boyutlara ulaşarak gezegenin öbür tarafındaki başka bir delikten dışarı çıkıp uça uça kaçar.

İşte böylesine uçuk bir finalle birinci sezonunu bitiren RBW, halen ne anlatacaklarına kendileri de karar verememiş senaristlerin elinde kaldığını hissettiriyor. İlk sezonda pek çok noktanın açıkta kaldığını söylemiştik. Gezegende buldukları Neanderthal kafatasının (Yani, Dünya’da soyu tükenmiş bu eski insan türü Kepler-22b’de de varmış) atom kompozisyonu itibariyle Dünya gezegeninden olmadığını ve oraya ait olduğunu biliyoruz. Karşılaştıkları beyaz tenli mutantımsı canlı tıpkı Ridley Scott’ın Prometheus serisindeki “Mühendisler”i andırıyor. Gezegende ara ara karakterlerin beynine fısıldayan birileri var, hatta bazen ölmüş kişilerin görünümüne de bürünebiliyorlar. Buldukları dev kayanın gizemi devam ediyor, kim inşa etti acaba onu? Gezegende ilk baştan beri gördüğümüz yılanı andıran dev kemikler neyin nesi? –Anne’yi sanal gerçeklik içindeyken gezegende bulunan bir patojen enfekte edip bu soyu tükenmiş yılanların yeniden ortaya çıkmasını sağladı diye tahmin yürütebiliriz sanıyorum. –

Kısacası, Baba’nın da bir sahnede söylediği üzere geldikleri bu gezegenin bilinmeyen bir tarihi var ve belki de ikinci sezonda bu geçmişe dair daha doyurucu yanıtlar edineceğiz. Zaten dizi bazı cevapları vermeden ortaya böyle yeni sorular atmaya devam ederse, gittikçe başka bir fiyaskoyu daha çok anımsatacak: Lost. Orada da gizemlerle dolu bir adanın sırları sonunda gele gele hiçbir şeyi tam açıklamayan fantastik bir dramaya bağlanmıştı. Ridley Scott’ın elinin değdiği Raised By Wolves da umarız Lost gibi çok bozmaz ve bilimkurguseverlerde düş kırıklığına yol açmaz. Fakat dinsel gönderme yapma fanatikliği yüzünden korkarız ki bunun tersi gerçekleşecek. O yüzden, senaristler ve yönetmenler akıllı olsun!

Not: Bu yazı, Arstechnica‘dan zenginleştirilerek hazırlanmıştır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”